<body><iframe src="http://www.blogger.com/navbar.g?targetBlogID=9127430&amp;blogName=GECEN%C4%B0N+G%C3%9CNL%C3%9C%C4%9E%C3%9C&amp;publishMode=PUBLISH_MODE_BLOGSPOT&amp;navbarType=BLACK&amp;layoutType=CLASSIC&amp;homepageUrl=http%3A%2F%2Fiynx.blogspot.com%2F&amp;searchRoot=http%3A%2F%2Fiynx.blogspot.com%2Fsearch" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no" frameborder="0" height="30px" width="100%" id="navbar-iframe" title="Blogger Navigation and Search"></iframe> <div id="space-for-ie"></div>

:: lakayt oyunlar ve çeki düzen :: Cumartesi, Şubat 23

Home Sweet Home"Casual Games" adı verilen çizgi film grafikli, directory x üzerinden çalışan, az yer kaplayıp çok eğlendiren ve kaptırsan bir bilemedin iki günde bitebilen oyunların çok pis hastasıyım.

Gelişmeden önce illa ki bir girişi var tabi bu konunun. Bunlardan birinin üretici firmasının oyun yazarlığı için verdiği ilanla başladı herşey. Merakta bırakmadan söyleyeyim ilana başvurabilirdim ama vurmadım, okurhan. Çünkü zaten Mart başında yeni bir işe başlamak üzereydim ve bir hikaye geliştirmeye ayıracak vaktim ya da motivasyonum yoktu. Birkaç saniyeliğine "Ne iş yapıyosun Ayda sen?" sorusuna "Bilgisayar oyunları için senaryolar yazıyorum." demenin ne kadar fiyakalı olduğunu tabii ki düşündüm. Beni Pembo mu sandın?! Neyse geçti o his sonra. "Çeviri Koordinatörüyüm" demek yeterince Memati ediyordu beni behöy! Öbür türlü olunca yeni baştan imaj yapmalı, kendimi sıfırdan yaratarak saçlarıma muhtemel mor gölgeler attırıp ben diyeyim bridal punk, sen de flemenko goth ya da daha az masraflısı (daha az kıyafet içerdiği için?) racy ya da valley girl bir tarzım olmalıydı. Bir iki piercing de lazım olabilirdi "öylesine alternatif bir insanım ki Allah belamı versin" tadı yakalamak adına. Bunlar mümkün.

Neyse işte uzatmayalım...

Ya da dur uzatalım çok eğlendim bi an.

Bunlar olduktan sonra büyük olasılıkla abstract ya da emo bir tema yüklediğim telefonumu sağ elime alıp, sağ kolumu parmak ucuna yükselmek zorunda kalacak kadar havaya kaldırmalı ve başımı 45 derece açıyla sola kaydırıp, gözlerime "aaa mandala bak nasıl da sarı sarı uçuyo" şaşkınlığı ya da "şu an o kadar tikiyim ki her an kendimi tikebilirim" kısıklığı vermek suretiyle bir resim çekmeliydim. Bu resimde yaptığım imaja göre babet ayakkabılarımın, postallarımın ya da stilletolarımın ucu görünmeliydi.

Haltetmişim ben.

İlk Home Sweet Home'la başladım. Birşeyler inşa etmeyi taa SimCity'den beri sevdiğimden bunu da sevdim. Oyunda bir iç mimarsın ve her seviyede karşına yeni bir müşteri çıkıyor. Bu müşterilerin farklı beğenileri ve evlerinde görmek istedikleri farklı tarzlar var. O tarzlar da öyle bacanadak belirtilmiyor elbet. Bayan patron (saygı, hürmet burdan) her seviyenin başında sana kısa bir briefing veriyor bilmeceli bulmacalı. Sen bu briefing içindeki kilit kelimelerden müşterinin döşenecek odada nasıl bir tarz istediğini yakalamaya çalışıyorsun ve o unsurları dekorasyonunda kullanıyorsun.

Home Sweet Home'u iki günde yalayıp yutmamın ardından (ki severiz iç mimariyi, severiz bilhassa minimal tasarımları) başıma daha da eğlenceli bir şey geldi:

Jojo's Fashion ShowJojo's Fashion Show tam da benim gibi modanın güzel birşey olduğunu tahmin eden ama ne menem bişey olduğunu asla kavrayamayacaklardan başlayıp fashion freak diyebileceğimiz dişi zümreye kadar olan geniş bir yelpazeyi nirvanaya bir adım daha yaklaştırmak adına enfes bir girişim. Kız erkek farketmez seksenlerde çocuk olan herkes Şebnem - Çiçek Kız kağıt bebeklerini bilir. Arka kapağından kestiğimiz Şebnem bebeğin üstüne papatya, gül, begonpatı şekilli şeyler giydirirdik (ben nedense arkaya katlanarak kağıt elbiseyi tutturmaya yarayan küçük, sevimli, beyaz tutturaçlara takıktım. Bebeğe arkadan bakınca o tutturaçlar kanca gibi bir tuhaf ama bana ilginç görünürdü) İşte paper-dolling dediğimiz bu hadisenin 10 adım sonrası Jojo's Fashion Show'a çıkıyor. Üstelik benim gibi "moda insanın kendine yakışanı giymesidir" ekolünden, bildiğin standart kimselerin bile moda stilleri konusunda üç beş bişey öğrenmesine neden oluyor. Aferin be!

Peki ya sırada ne var? İşte bu!

Cate West - The Vanishing Files
Çekil okurhan, oyalama beni aaa..

Etiketler: ,

:: k'uyu:: Cuma, Şubat 22



Ayışığında kırık bulutların üzerinde yürüdüğümü hatırladım
Bir önceki rüyamda ve
Uyku parçalarını birleştirmeye çalıştım.
Başarısızlığıma iç çekerek, susarak.
Akıp giden dakikalardaki boşluğa baktım çıt çıkarmadan.
Çıt çıkarmaktan kor kar oldum;
Kimbilir nerde verildi son s'es.

Uzaklardan yakınmak boşuna,
Yakınlar birbirine uzaksa..

Artık şarkılarımın sözlerinin,
Yeri yurdu kalmadı. Biliyorum.
Uzun zamandır kozada, kendi Gece'mde, kendi duvarlarıma,
Kendi çatlaklarıma, sızıntılarıma,
Kendi sızıntılarımdan olma sızılarıma karşı
Bir diğer sabahta bir başka güneşin doğmasını umuyorum...

...zaten o renk bana hiç gitmez yani hayret edersin.

Etiketler:

:: son zamanlar :: Çarşamba, Şubat 20

Cloverfield
--işbu blog ek$i sözlük'teki iynx'len alakalıdır--


Ölmedim fekat şişkinlik ölümden de betermiş bunu öğrendim. Ahah ne o? Canın mı sıkıldı, yüzün mu buruştu bu feçesten giriş üzerine? Miğdene domestoslar kaçıran ve içinin karasını ossaat ağartan yerlerden birinde değiliz dikkatini çekelim.

Cloverfield. Hmm.. ne desek ki bunun üzerine? Herhangi bir spoiler vermeden Lost'u yapan bunu da yaptığına göre Lost'u seven bunu da sevdi demekle yetinebilirim. İlk yarısını çok sevip ikinci yarısını ve özellikle de finalini esneyerek karşıladığım bir film oldu kendisi. Belki de The Blair Witch Project daha önce yapıldığı, ben TBWP'i çok sevdiğim, yapanların dehasını defalarca farklı meclislerde takdir ettiğim içindir ki bu yapıt beni evermedi. Yaratık hoş, yaratık güzel ama ben yaratık dedin miydi Yaratık (The Host-Gwoemul) ya da Yaratık (Alien) diye karşılık veririm. Bu da bir Yaratık ama ben Lost ekibine hepten gıcığım zaten. İlk gördüğüm Lost yazarını yemeğe çıkarıp şöyle bir sahneye imza atacağım:

Ayda: *sandalyesini çekerken* Burası gerçekten de güzel bir kumpircidir.

Lost Yazarı: (karşısına oturur) Öyle mi?

Ayda: Belki de.

Lost Yazarı: Nası yani?

Ayda: Olabilir. *duraksar* Sence değil mi?

Lost Yazarı: (gözlerini kırpıştırır) Yo-yo güzel güzel. Hm peki kumpirci ne demek? Kumpir ne olur tam olarak?

------------
*bir anda sahne değişir. Genç bir kız züccaciyecide tava bakmaktadır*

Ayda: Pardon beyfendi bu tencere teflon değil mi?

Adam: (arkası dönük olduğu halde elindeki tencereyi rafa yerleştirirken) Hayır. Bildiğin emaye, o.

Ayda: Aa ama nasıl olur üstünde teflon yazıyo bunun?

Adam: O zaman bakırdır.

Ayda: *yüzünde amanasıyani ifadesiyle* Pardon?

Adam: *yavaşça arkasını döner. Bu Lost Yazarından başkası değildir.* Yanlış yazmışlardır.

------------

Ayda: *sahne yine günümüze döner* Kumpir bir çeşit yiyeceğimiz bizim Lost Yazarı. Karışık olur, iki, üç malzemeli olur...

Lost Yazarı: Ne gibi malzemeler?

Ayda: Ahahah ilahi. Yenecek, elbette.

Lost Yazarı: Anlamadım?

Garson*: Buyrun ne arzu ederdiniz?

Ayda: Bize iki karışık kumpir.

Garson: Kumpir? Burası pideci hanfendi.

Ayda: Biliyorum.

Garson: Eh madem öyle?

Ayda: O zaman her zamankinden.

Garson: -duraksar- Peki. -elindeki kağıda birşeyler yazarak uzaklaşır-

Lost Yazarı: Pideci mi?

Ayda: *başını sallar* Üzgünüm, yavuklumla Assasin's Creed bitirmem gerek. Sen bensiz de yiyebilirsin öyle değil mi? *masadan kalkar fakat bir iki adım attıktan sonra durur* Ha bu arada.. *sesini alçaltır* ... Fayrouz içtin mi hiç? *göz kırpar ve dükkandan çıkar*

İşte bu. İşte bu. İşte bunun nesi saçma yahu? Hiçbirşey anlamadan 4 sezon izlemeyi göze alıyoruz da üç satır saçmalığa mı sünnet çocuğu mızmızlanışı? Tam da bu yüzden ben de Lost seyrediyorum lakin bu, Lost ekibine olan gıcıklığım sinsice tırmanırken, artık görev bilincine dönüştü. Başladığım işi bitirme gibi korkunç bir takıntım var benim yoksa çoktan... Dubidakka bunun istisnaları var tabii. Bir yatak, bir yorgan ve bolca sıcaklığa maruz bırakılmış iynx'teki felinus uykucikus tavırlar adlı makalede de irdelenmişti bu.


*Garson: İki bölüm sonra iynx ve bourgeois sokakta yürürken ilerki köşeden dönerek yanlarından geçen adamın beş adım sonra bıçakladığı kişi, aynı zamanda. Neden bıçaklandığı elbette muammadır.

Etiketler: ,

:: yokuş yukarı :: Cuma, Şubat 8


-- beklenmedik bir haber üzerine --

...Bir yanık kokusu duyuluyor uzaktan. Birşeyler çıtırdıyor mesela eski usül bir gaz sobasının dışından görülebilen içindeki alevler gibi. Maviden kırmızıya, turuncudan sarıya dönüşüp duruyorsun istesen de istemesen de. Kayalardan kumsallar doğmuyormuş gibi yapabilirsin eğer yumurtanın bir sarısı olduğunu inkar ediyorsan. İnan bana gerçekten de her baba yiğidin harcı değildi elindeki avcundaki yanarken herşeye yeniden başlamak. Sen yapabilirdin, yapabildin, yapabilirsin.

İnsan omuzlarını silkerken kayıtsız da görülebilir ama bir çocuk omuzlarını silkerse onun anlamı "naapiim canım saolsun" olur. Ha yok omuzlar silkinirken "Banane" demeye çalışan çocuk dayak istiyor demektir. Olur öyle.

Bir gecede değişiyor hayatlar. Tek bir gecede zengin oluyor fakir, güzel oluyor çirkin, sağlıklı oluyor sakat, bilemedin hasta. Tek bir ana bakıyor bu vaziyet ve elbette, eğer mucizelere inanıyorsan, Peter Pan'ın gerçek olduğunu öğrenebiliyorsun. Ters, yüz olabiliyor yüzün ters olabildiği gibi. Yine de sen işte böyle birşey olma olasılığıyla yaşasan biriktireceğin fobiler altında nefes alamayacağın için sanki böyle şeyler hep başkalarının başına gelirmişcesine yaşıyorsun.

Diyorum ya yumurtanın bir sarısı olduğunu görmezden geliyorsun, okurhan.

Son tekrar: Herşeyinin yanıp kül olduğunu seyrederken baştan başlamak her yiğidin harcı değildi. Oysa sen
yapabilirdin,
yapabildin,
yapabilirsin...


"Vitality shows in not only the ability to persist but the ability to start over."

~F Scott Fitzgerald

Etiketler: ,