<body><iframe src="http://www.blogger.com/navbar.g?targetBlogID=9127430&amp;blogName=GECEN%C4%B0N+G%C3%9CNL%C3%9C%C4%9E%C3%9C&amp;publishMode=PUBLISH_MODE_BLOGSPOT&amp;navbarType=BLACK&amp;layoutType=CLASSIC&amp;homepageUrl=http%3A%2F%2Fiynx.blogspot.com%2F&amp;searchRoot=http%3A%2F%2Fiynx.blogspot.com%2Fsearch" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no" frameborder="0" height="30px" width="100%" id="navbar-iframe" title="Blogger Navigation and Search"></iframe> <div id="space-for-ie"></div>

:: gökyaşı: sokak kızı irma :: Cuma, Kasım 30

sky is crying
Evet.. Hı-hı... görsen o kadar inanılmazdı ki o yavru köpek.. hem biliyor musun adını "sokak kızı Irma" taktık.. evetevet gecenin bir yarısı hem açık hem de gerçekten yardımcı olmak isteyen güvenilir bir veteriner bulmak için çok uğraştık... yani kedin köpeğin akşam hastalanmaya "karar verdiyse" işin iş, bilesin... peki sence nerdedir ne yapıyordur şimdi bu yağmurda?... bilmiyorum... hmm... yani evet ben de öyle düşünmek istiyorum ama işte bazı anlarda da onun tir tir titreyen, üşümüş gövdesini hissediyorum kollarımda... ne bileyim bu yağmurda, bu soğukta bir arabanın altına saklanmış titrediği geliyor gözümün önüne... belki de bu yüzden geçmek bilmeyen bu mide bulantısı... yani vicdan azabından... biliyorum... evet böyle düşünmemeliyim... hı-hı... ama elimde değil işte... noolur biri onu içeri almış olsun tek dileğim bu... hımm... görsen öylesine sevimli, öylesine korunmaya muhtaçtı ki... böyle havalarda daha da dayanılmaz oluyor ve evet, istemesem de hiç, itiraf ediyorum ki bu durum için "birini" suçluyorum... evet kesinlikle suçlamamalıyım ve bu çok ama çok yanlış ama... içten içe kızıyorum işte... yani düşünsene... o küçücük yavru bizim karşımıza öylece çıkıverdi, bize güvendi ve ben onu yine sokağa atmak zorunda kaldım... kucağımda veterinere giderken öyle huzurlu uyuyordu ki sanki... sanki "sonunda kendime bir yuva buldum, artık güvendeyim, beni sevecek insanlar buldum" der gibi... ve ben ona sadece züğürt tesellisi verebildim ancak... ben... ben ki herkesten iyi, herkesten çok ben bilirim umudun önüne köpeğe atılan bir kemik gibi fırlatılmasını... ve sen tam elini uzatıp onu yakalayacakken Evrenin "oops şaka yaptım!" diyerek onu göstere göstere geri almasını... belki de bu yüzden Irma için o kadar gözümü kararttım... belki de kendimle özdeşleştirdim ve bir kaç saat içinde bağlanıverdim...

ve onu dışarıya geri bırakmak zorunda kaldığım an kendimi hayal kırıklığına uğrattım...

yine...

kapatmalıyım... bye.

Etiketler:

:: 3+1 :: Pazartesi, Kasım 26

No: 31Dün, son bir yıldır yaşadığım 30 numaralı daireden çıkıp bir blok aşağıdaki bungalova taşınmayı uygun gördüm. Burası hem daha havadar hem de daha tribal bir dizayna sahipti. İçerisi öyle boştu ve dilediğim gibi dayayıp döşemeye öyle müsaitti ki garip bir fasarya kundurasına kapılıp gidişime engel olmadım. Bazı şeyler vardı ki gerçekten şarap gibiydi hayatta ve açıkçası ben de buna fazlasıyla dahildim. Buna fazlasıyla dahil olduğum kısmını tekrarladım. Mutlu oldum. Çünkü çürümüyordum. Eskimiyordum. Kendimi halihazırda olduğumdan daha fazla yoracak çarkların içine inatla girmiyordum. Fiziğimle gurur duyuyor ve aynada gördüğüm süper çirkin ve süper güzel arasında gidip gelen kadını sevmeye başlıyordum artık. Hayattaki gerçek emellerinin ne olduğunu farketmiş ve bunlardan en önemlisini gerçekleştirmiş olmanın mutluluğunu yaşıyor, hemen ardından geleniyse çok yakında gerçekleştirmeye (yeniden) başlayacağının sinyallerini veriyordum. Hayatımın aşkını yaşıyor olmanın verdiği hazzı tarif etmeye kelimeler yetmiyordu, yetmeyecekti.

Şanslıydım.

Bungalovun minimal çizgilerine baktığım zaman buranın olagelmekte olduğum kadının yaşaması için ideal bir yer olduğunu görüyordum. Az, öz, dan-dun, akıllı ve The O.C.'deki Anna Stern'den farksız afacanlıkta... Daha düne kadar kendimi br unutup bir hatırladığım düşünülürse sonunda kim olmak istediğimin kararını vermek gibi bir şeydi bu.

Hem zaten büyümek bulunduğu yerde huzurlu olup büyük adımlar atmaktan korkmamak gibi bir şeydi.

Boş bungalovun ortasında yere oturup bağdaş kurdum ve içeri sızmakta olan ayışığında kendi kendime (bu kısmı bir daha okuyalım ve 'kendi kendime'deki çift anlamı çözelim) bir şarkı mırıldanmaya başladım. Gece ilerlerken ait olduğum adamın ejderha gölgesi sırtıma vurduğunda ben, gülümsüyordum...

Etiketler:

:: l'amour :: Salı, Kasım 20

Yeux de l'amour
...artık kaçıncı kez doğduğunu saymayı bıraktı aslında
dış kapıya dayanmış siyah görüntüyle dokunulduğundan beri gözlerine.
Ardından başına gelen en güzel şey,
ki şey olmak zor iştir çünkü onda pes etmiştir tüm tanımlar,
sabırla anlattı neyi beklediğini yaşamlar boyunca, dinginlikte.
Kendisine rağmen yanından vazgeçmeyen yegane gölgeye sığındı.
O gölge ki ilk kez sıcacıktı.
Bir neden verdi sabahlar, tüm neden?leri cevaplayan...
Ardından gözyaşları yavaşladı bir bir, zaten
ağlarken gülmek abesti yani.
"Yapılacaklar" listesi uzayıp giderken
Gece öyle bir serpilip güzelleşti ki kendine hayran oldu.
Belli belirsiz duyulan klavye seslerinin adı önce huzur
Sonra liman oldu ve demirledi güvenli rüyaları uykulara.

Adı kördüğüm oldu derken derken
Vazgeçilmezliğin en güzel hali oldu
Sevginin ev hali,
Bir çift kolun arasında saklanır oldu.
Mevsimlerin hüznü oldu bazen,
Yer yer fırtınanın şiddeti elbet.
Lakin ilkbaharın heyecanı
yazın neşesini buldu er geç.
Böylece sessizliğin sessizliği hiç bozulmadı.
Gel zaman git zaman eski bir masal asla bitmeyecek bir öykü oldu..

Ah, dostlarım, ah!
Ne demeli...
kısaca,
olan oldu...




-telesekreter bip'i- Alo İbo? Ceren, ben! Hayatımda aldığım en güzel erken doğum günü hediyesi geldi dün bi görsen. Adını Lamia koymayı düşünüyorum. Yine de önerilere açığım. Çorba yaptım, beni ara. Öptüm. -telesekreter bip'i-

Etiketler: ,

:: dans eden turna :: Cuma, Kasım 16

Shadow SelfYazı yazmayı çok isteyip de aklıma yazacak birşeyin gelmediği o enpes günlerden birini daha yaşadığımı duyumsuyorum.. Böyle canım feci şekilde dans etmek istiyor aslında. Diyger bir deyişle "ayl hadi şekerim bugün cumartesi akşamı yollara barlara dökülelim de dans edelim kendimizden geçerek adetacasına" şeklinde bir dans etmekten bahsetmiyorum. Hani koskocaman bir hangar olsa mesela, içi boş olsa ve ben orda saatlerce bir başıma dans etsem dur durak bilmeden şekilli bir canım feci şekilde dans etmek istiyor aslında cümlesidir o.

Dans etmeyi severim, hm. Kendimi bildim bileli bir ritme ayak uydurmaktan çok pis keyif almışımdır ve bu ortama ayak uydurarak salınmaktan çok uzak bir ayak uyduruştur. Daha ziyade kendini bir ritme teslim edebiliş mevzu bahistir bende ve eğer kontrolünüzü bırakabilirseniz ritm vücudunuzu gerektiği gibi şekillendirir. Kısacası, dans etmeyi bilmeyen insan yoktur, otokontrolü elden bırakmayan insan vardır. "Dur elimi şuraya koyayım da ayağımı şöyle çevireyim, belki de biraz da sola kıvırırsam" diye düşünerek dans edilemediği gibi "acaba şu an yeterince cool görünüyo muyum" tınılarında bir iç ses de dans etmeyi imkansız kılar.

Bak dur otokontrol demişken...

Son zamanlarda bir iki kilo fazlalığım olduğunu farkedip ivedilikle yediğime içtiğime dikkat etmeye başlamıştım. Dişi organizma olarak domestik (irdeleyiniz: evcimen) bir kişilik sergilemenin tek kötü yanı bu. Belli bir akış içinde hiçbir zaman kilo almayan bir donanımım olsa da ne zamandır spor da yapmaktan geri kaldığım için durum kontrolden çıkmadan hemen buna bir dur dedim ve ne yiyorsam yarısını yiyerek 1 haftada şahane fiziğimi geri kazandım.

Kazandım kazanmasına da bu sefer de iştahım öldü, okurhan. Hay Allah ama niye ki şeklinde dün, en sevdiğim Meksika yemeklerinden söyledik, ı-ıh... Yarısına geldim tıkandım hzamf diye. Hayır beynim feci şekilde yemek istiyor ama midem iş çıkışı Beşiktaş istikametinde giden herhangi bir otobüs gibi (irdeleyiniz: tıkabasa dolu bir otobüsün yanından arabayla geçerken içerdeki insan yoğunluğuna akıl erdirememe anı ya da büyük abdest sonrası tuvalete bakmak). Hüzünle kalktım sofradan ama sonra deli gibi çay içmekten delirdim.

Prison Break'in üçüncü sezon bölümlerini de bir çırpıda yalayıp yutmanın ardından sakinleşmek için Ocak'a kadar zaman oluşuna çok memnun oldum ne yalan söyleyeyim. Bir haftadır gecem gündüzüm bu dizi oldu olmasına da arkadaşım artık son bölümü izlerken bir entrikaya daha katlanamayacak kadar katlanmış, origamiden bir turnaya dönüşmüştüm. Biraz nefeslenip kendime gelmem gerek, pardon. Herşey çok üstüste geldi... Ama Ocak'ta 24 ve Prison Break'i aynı anda seyretmeye başlayacağız ya işte o zaman ben son kalan akıl kırıntılarımı da buraya döküp giderim adamım.

Sıkıldım ben bu yazıdan gidiyorum iyisi mi...

Etiketler:

:: hapishane kırımı :: Salı, Kasım 13

Prison BreakŞimdi böyle kahpelik, böyle kendini bilmezlik olmaz! İnanmıyorum bu yaptığın şeyin nefasetine yani! Düşün ki ben Lost'tan bile sıkılıyorum arkadaşım yer yer. Saçımı başımı yoluyorum bu kadar da flashback olmaz kuruttunuz içimi cevap istiyorum beağ! Ay vant ensvırz beağ! diyerek evin içinde dönmeye başlıyorum fıldır fıldır... Sen gel bu yetmezmiş gibi benim hayatıma 24 gibi Prison Break gibi iki tane diziyi sok ki akli dengemi hepten bozayım ama bu seferki "Yahu yok böyle bir vaziyet bu insanlar bir saniye nefes aldırmıyolar rahat rahat çıldırıcam bi sonraki bölüm gelmiş midir bakalım hadihadihadiüfnolcakşimdibudurum" diye heyecan fırtınası kanarya tezahüratı şeklinde olsun. Bu nasıl bir vicdandır sorarım sana a okurhan!

Mizah ve mübalağa bir yana (aa edebiyatçı paragrafı gibi başladı!), böyle vur patlasın çal çatlasın heyecanında saniye nefes aldırmayan aksiyonlara bayıldığımı ilk kez Speed'i seyrettiğimde anlamıştım. Sene 1994.. Sen daha o zaman doğmamıştın düşün yani, okurhan. Nefes nefese, kan ter içinde ve "ay kır sağa, kız sağa, durma hadi Sandıra!" şeklinde ritmik bağırışlar eşliğinde filmi tamamlamış, bir salon dolusu insanı kendimden tiksindirmiştim. Sonra gel zaman git zaman bu tip anlamı olmayan aksiyon filmleri çoğaldı. Hiç olmazsa Jet Li diye bir adam doğdu da yüzümüz güldü. Zaten Hollywood elini atmasa uzakdoğu sineması yeterince anlamsızdı aksiyon konusunda. Yine de ben bir kız evladı olarak Bruş Li filmlerini seyrederek büyümedim. İlgim daha çok anime aksiyonu seviyesinde seyretti.

Gel zaman git zaman Speed'in üzerine Matrix geldi de anime aksiyonunun "kardeş o havadaki nasıl bir tekme oldu öyle?!!" tadı filmlere de yansıdı. Sonra zaten görsel efekt teknolojisi sağolsun kabak tadı verdi. En akla hayale gelmedik şeyler yapılmaya ama bu sefer de benim için bütün bu görsellik fazla şova yönelik, fazla yapay kaçmaya başladı. O yüzden gerisingeri B hatta C sınıfı saçma aksiyon filmlerine döndüm ve mutluluğu onlarda aramaya başladım.

Peki ya aksiyondan geçilmeyen diziler? 24'le başlayan bu fırtına bakın nasıl gelişti..

"Yau bi dizi var" dedi benimki bir gün damdan düştü kurbağa misali. Ee? dedim. "Son bölümünü çok merak ediyorum ama şimdi sen varsın sıkılırsın pek sana göre bi dizi diil gibi" (Tabii adam aklı evvel biriyle beraber olduğunun farkında ama ne kadar evvel işte o kadarını kestiremiyo daha destur, yeni başlamış ilişki). Ha? Yok yau sen seyret ben şuracıkta uyurum diyerek küt devirdim çömleği bulunduğum yere. Tabi bu ani tepkimeyle beraber daha sonra 24 olduğunu öğreneceğim dizinin ikinci sezonundan bir bölüm belirdi ekranda. Benim önce nooluyo be orda biçeminde tek gözüm açıldı. Sonra hmm bu kim peki şimdi? sorularım başladı.. Akabinde Jack Bauer cami bastı, ben orda uyandım arkadaş... Sonraki sezonları 1 ay içinde filan bitirip diziye eşzamanlı yetiştik. Şimdi yastayız neden bütün diziler 2008'de başlıyo diye.

Gel zaman git zaman gene bu benim yavuklum olacak kişi bu sefer bıyık altından kıs kıs gülerek "Prison Break diye bi dizi var beğeniyorum bi bilsen" şeklinde ince ince ayar vermeye başladı bana. Ben ya, hmm, evet, tabiy ki filan derken derken geçenlerde sonunda "Eeh eytera bea! Al şu iki sezonu bitirmeden gözüme gözükme kadın! Sonra gel üçüncü sezon başladı beraber seyredicez işte o kadar!" şeklinde bir volkan gibi patlayarak postaladı beni.

Canım benim...

...işte o gün bugündür gözüme uyku girmeden Prison Break seyrediyorum. Hay ben böyle aşkın ızdırabının... Bu yapılır mı bana? Ha kaçtılar ha kaçacaklar, du şimdi kaçtılar, tüüü yakalandılar yok yakalanmamışlar, aman bu kim şimdi? diye diye yemeden içmeden, gözüme uyku girmeden iki sezonu bitirmek üzereyim üç günde. Ayrıca son derece bilgili görgülü bir kimse olmama rağmen hayatımda bu kadar çok kötü adamı aynı anda barındıran bi dizi daha görmedim, okurhan.

Enpes yani!

Dr. Sarah Tancredi
Ayrıca Sarah Wayne Callies'i de çok beğeniyorum kesinlikle söyleyeyim. Hani demiştim ya 24'te bir dizi karakteri olsam Audrey Raines olurdum diye. Prison Break'te de çok sağlam bir kadın karakter var bu Sarah Wayne Callies sayesinde. Kriz anındaki sakin ve akılcı yaklaşımları, iç çatışmaları, son dakikaya kadar pes etmeyişi ve evet bir Allah var dedirten güzelliğiyle epey takdirimi kazanıyor bu kadın haberin olsun. Yine de son günlerde keşfettiğimiz üzere benim dizi karakteri versiyonum Heroes'da adamım. Her ne kadar biraz yanık (irdeleyiniz: zenci) bir arkadaşımız da olsa gerek sesi (ilk sahnelerinden birinde canavar gibi şarkı mırıldanıyo hatun) gerek hayat hikayesiyle bu Monica Dawson tamamen benden esinlenerek yaratılmış bir karakter. Bi de Cordelia Chase var böyle biliyorsun. Yapımcılardan para istesem şimdi köşeyi dönmüştüm, şerefsizler. Aşkolsun Joss, aşkolsun Tim!!! "Ayda senden esinlenebilir miyimsnif?" gözyaşlarına artık karnım tok! Bi hayvan vardı hani adını bilemiycem şimdi, onun gözü açıldı... hah evet! Açıldı olm açıldı peeee! Hmr... neydi be o hayvanın adı?

Neyse işte böyle. Ben şimdi Prison Break'in tema müziklerini yapan Ramin Djawadi'ye aaaaağ haaaaaaaaaa aaaaaaaağ aaaaaaaa haaaaaaaa (irdeleyiniz: Prison Break Main Titles) diye haykırmaya gidiyorum. Böyle güzel bi Soundtrack olmaz arkadaşım. Ondan sonra tabii alırsın "Outstanding Main Title Theme" dalında Emmy filan. Yapmayın böyle şeyler, yapmayın yeter ya!

Etiketler: ,

:: başak :: Pazar, Kasım 11

:: başak burcu erkeği ::

Güneş sistemimizin güzide, en birinci ve lololo gezegeni Merkür'ün etkisindeki başak burcu erkekleri tarikatı, güzide bir insanlar topluluğudur. Toprak burcu erkekleri boğa*'dan oğlak*'a kadar giderek soğuyup ciddileşirlerken, bu adamlar iki arada bir derede kaldıklarından ciddi mi olsalar şoparsalar mı bilemeyerek yaşamlarına devam ederler. Her elementin bukalemun misali biteviye renk değiştirmekten gocunmayan bir değişken burcu vardır. Mesela ateş elementinin değişken burcu yay, su elementinin balık*, hava elementinin ikizler*'dir. Başak da maalesef toprak burcu'nun değişken elementidir ve bu yüzden de tutarlı, sabit yapıdaki toprak elementinin en napoliten burcudur (ne dedim lan ben?).

Başak burcu erkekleri, bu değişkenlikten ileri gelse gerek, küçük Clark Kent'cikler şeklinde ortalıkta gezinirler. Normalde Kripton'dan gelen uzaylılar olsalar da bunu kimseye çaktıracak tipler değillerdir. Lakin bütün Kriptonluların toz karabibere alerjisi vardır. Başak burcu erkeğini de böyle küçük bir biber testiyle şıp diye ayırdetmeniz mümkündür, evet. Nası.. Ne demek komik değil? Siz başaksınız galiba? Hım, tahmin etmiştik.

Bu adamlar dıştan bakıldığında fütursuzca ciddi görünebilirler. Kılı kırk yarar bir yapıları ve biteviye eleştirmelerine neden olan, pek detaycı bir sol lopları vardır. Bazı başak burcu erkeklerinin hala saçlarına limon ve biryantinle şekil verdikleri rivayet edilir. Tabii bunlar muhtemelen eski başaklardan kim kaldı familyasındandır. Yeni nesil başaklar bittabii teknolojinin nimetlerinden faydalanmayı bilirler. Yine de bu erkeklerde tuhaf ötesi bir derlilik topluluk vardır. Bir başak erkeğini kirli görüşünüz tam da duş almadan öncesidir. Kirli sakal, "şindi kalktım" saçı ve "sen de kimsin be" bakışlarından ibaret seksi erkek modasını kesinkes başak erkekleri başlatmamıştır (bunu yapanlar yay burcu erkekleridir).

Bu adamlar tepeden tırnağa bıçak gibidir. Bakın başak burcu olan ya da yükseleni başak olan birini de gözlerinden ayırt edebilirsiniz. Bunların gözleri cidden gariptir çünkü. Bir akrep kadar keskin bakan, bir balık* gibi sulu, pörtlek ya da büyük / belirgin gözlerdir başak gözleri. Ama bakışlardaki bu keskinlik akrebin manyetik keskinliğinden ziyade Terminatör'ün "scan detail" fonksiyonunu andırır ve şap diye omzunuzdaki kepeklerle uçkurunuzdan sarkan ipi tespit eder.

Başak erkeklerini tespit etmenin bir diğer yolu da duruş ya da yürüyüşlerine bakmaktır. İstisnasız hepsinin ya duruşunda ya yürüyüşünde bir tuhaflık vardır zira. Örneğin, bazıları yürürlerken kollarını fazla oynatmazlar ya da yalpalayarak yürürler ya da kambur dururlar ya da baston yutmuş gibi ya da vesaire. Her biri birbirinden tuhaf olduğu için bu konuda örnek vermek de güçtür.

Düşünülenin aksine başak erkeklerinin ciddiyetleri tamamen bir aldatmacadır. Aslında özünde iletişime ve arkadaşlığa, hatta inanmayacaksınız ama, espritüelliğe bayağı önem veren adamlardır bunlar. Bir çoğu Lucky Luke misali yalnız kovboylardır ama güvenip, inandıkları insanların yanında kabak çiçeği gibi açılabilirler. Feci yardımsever, hatta öyle böyle değildirler. Okul kaydınızın olduğu gün hastalanırsanız, kaydınızı sizin için yaptırabilirler. Hatta yetinmez, size normal şartlarda asla yapamayacağınız nefasette bir ders programı hazırlayıp önünüze getirirler. Korkunç da bir hafızaları vardır bu meretlerin. TC kimlik numaranızı bir bakışta ezberleyebilir ve 23 eylül 2001 akşamı birlikte dışarı çıktığınızda dişinizde kalan maydanozun hangi dişinizde kaldığını filan şıp diye hatırlayabilirler. Anlayacağınız bütün başak erkekleri hafif otistiktirler.

Böylesine bir hafızaya ve detaycılığa sahip olunca da haliyle herşeyi herkesten iyi yaptıklarını düşünürler. Acı olan bu adamların cidden herşeyi herkesten iyi yaptıklarıdır ama bu duruş kör gözüne parmağım olduğunda insanı çileden çıkarır. Hayır başak erkeği asla bir aslan, koç* ya da akrep biraderi gibi egosantrik olamaz. O, samimidir. Doğruyu söylemektedir. Size de halt etmek düşer.

Başak erkekleri bu mükemmeliyetçi yapılarıyla yay ve ikizler* dadaşlarıyla birlikte "bekar erkekler kulübü"nü oluştururlar. Bu adam gayet başarılı bir biçemde karı kız olmadan yaşayabilir. O, ideal ilişkiyi aramaktadır, mersi. Günümüz tüketici toplum ilişkilerine karnı toktur. Bir kez birlikte ekmek olacağı dişiyi bulduğuna inandığındaysa başak erkeği hayatlar boyu bu kızı bekleyebilir. Sabırlıdır. Hatta fazla sabırlıdır. Bu bekleme sürecinde ona tosladıysanız size yazıktır çünkü aklı sizde olmayacaktır. Ha size karşı nazik olacaktır muhtemelen. Başak erkekleri genel olarak kabalıktan ve seviyesizlikten tiksinirler. Yine de siz gözlerinizde bum bum atan kalplerle onu her gördüğünüzde etek uçlarınızdan tutup gövdenizi sağa sola sola çevirmek suretiyle cilveden ölseniz de size sadece gülümseyecektir. İçten içe moron olup olmadığınızı da düşünebilir. O yüzden fazla çizgi film seyretmeyin.

Peki diyelim ki hayatta olmaz! O kadının siz olduğuna onu ikna edeceksiniz! Hayır derin bir iç çektim bakın devam etmeden önce. Biraz peynir, biraz ekmek, biraz rakı ve sizin akıl izan. Buyrun Allah ne verdiyse çilingir soframız hazır. Bir kere ne demiştik? Platonik aşkı balık* ve boğa*'yla birlikte bu adamlar icat etti dedim mi demedim mi? Dedim. O vakit siz de diyorsunuz ki bana "bende peygamber sabrı var hodri meydan". E iyi bari. Bu gençlik geri gelmiyor ama madem ısrar ettiniz...

Başak erkeği de tıpkı boğa* erkeği gibi iş aşka geldiğinde kendi zamanında yaşayan bir adamdır. Size olan duygularını gözden geçirirken kesinlikle size karşı gözden geçirdiği duyguları olduğunu bilemezsiniz. Feci rol keser bu adamlar. Tabi tatlımdır, arkadaşsınızdır. Yerse! Siz de adam olun yemeyin azizem yani! Aynı oyunu oynayın gözünün içine baka baka. Sizin için fizandan kalkıp gelmesinin bir anlamı olduğu gerçeğini göz ardı edin ve onunla şaane vakit geçirin. Akabinde iki yanağından öpüp el sallayarak uzaklaşın. bir iki ay (ya da sizin başağın kifayet derecesine göre üç dört ay, 1 sene) böyle geçsin, baktınız ki tavırlarında en ufak bir soğuma yok (hala tartılıyor şu malum duygular), onu cebe atıp başkalarıyla da görüşmeye başlayın.

Hayır ne yani? Kocayacak haliniz yok ya adam kararını verene kadar?! Hem merak etmeyin başak erkekleri sahiplenicidirler ama kıskanç, asla. Zaten öyle olsalar ne yazar? Başkalarıyla görüştüğünüzü öğrendiğinde ölümcül mantığı devreye girecek, tepesini duvarlara vursa da "ulan kafama sıçıyım açmadım duyguları oturdum mu kalbur üstü" deyu deyu çuvaldızı kendine batıracaktır.

Şimdi bu noktadan sonrası önemlidir. Başak erkeği hafiften kendini çekmeye başladığında devreye girip şu meşhur arkadaşlığı bir gözden geçirin birlikte. Uzaklara dalıp o başka erkeklerin sizi nasıl anlamadıklarından yakının. Sakın ha aciz bir kadın portresi çizmeyin ama bir damla hayalkırıklığı yansımasından da kimse ölmez. Sonra geri çekilin ve ona yer açın.

Bir süre sonra başak erkeğiniz sizi görmek isteyecek ve sinirini belli etmemeye çalışarak en sevdiğiniz çiçekten bir demeti elinize tutuşturup samimiyetle duygularını kusacaktır. Bir şey değil.

Eh sonunda muradınıza erdiniz işte. Huysuz, detaycı, sivri dilli, hiçbirşeyi beğenmeyen, güne bir eleştiriyle başlayıp geceyi bir iç çekişle bitiren, biraz sevimsiz ama size ölümüne bağlı, saygılı, sizin için önemli olan hiçbir şeyi atlamayan, canı istediğinde duygusal, klasik bir romantizme sahip, misyoner pozisyonunu pek seven bir adamla birliktesiniz artık.

Son bir uyarı! Sakın uçarı, koket bir Akmerkez güzeli gibi görünüp davranmaya kalkmayın. Avrupa Yakası'ndaki Selin günleriniz artık tatlı bir anı olarak maziye gömülmüştür. Solaryuma veda edin, makyajınızı hafifletin, kıyafetlerinize çeki düzen verin ve yarı klasik yarı spor bir gardrop düzün. Şayet Adriana Lima'ya benziyorsanız bu şık bir bonus'tur elbette. Ama Victoria's Secret sadece yatak odası içindir.

E biz de kerevete doğru çıkalım bari.

Looove is a maaany splendoreeed thiiing tra la laa...
(repeat till fade out)



:: başak burcu kadını ::

Güneş sistemimizin en susamış, en terli ve en lololo gezegeni Merkür tarafından yönetilen başak burcu kadınları hiç de öyle düşündüğünüz gibi çok güzel, pek mantıklı, mesafeli, soyu tükenmeye yakın, nasıl da oturmayı kalkmayı bilen ve en asil duyguların insanı falan değildir azizim. Saçmalamayın. Gözünüze kaçmış buğdayları ayıklayın ve bir an önce kendinize gelin. Bu sadece bir aldatmacadır!

Başak burcu kadınlarının her birinin yüreğinde gerçek aşkı, sadakati, bağlılığı ve sıcaklığı deneyimleyeceği o adamın özlemi vardır. O adamı beklerken de dışarıya çok güzel, pek mantıklı, mesafeli, soyu tükenmeye yakın, nasıl da oturmayı kalkmayı bilen ve en asil duyguların insanı bir hatun gibi görünür. Başak kadının yüreğinde kaynayan kazandan yayılan sıcaklık üst katmanlara gelene kadar biraz soğumuş, ılınmış ve mülayimleşmiş olabilir ama bu gerçekleri asla değiştirmez.

Bu yüzden bunlar akrep erkekleriyle pek iyi anlaşırlar çünkü ikisi de dışardan feci cool görünüp içerden cozurdayan iki acayip insan olarak birbirlerini fevkalade anlarlar. Hayır ne gerek varsa bunca kıyafete değil mi azizim? Soyunsun gitsin. Sen de o güzel tenli, duru, anlamlı bakışlı ve saf kadınlığın (irdeleyiniz: bekaret) sembolü olan bu hatunu şöyle alıcı gözle bir incele. Nasıl da kırılgan allahım, nasıl da herşeyiyle bir kadın olarak geziniyor etrafta. Geziniyor, evet. Başak burcu kadınları salınmazlar, kıvırmazlar, oralarını buralarını sergilemeye meraklı da değillerdir. Kimisi bundan utanır, diğerleriyse orasını burasını açsa da içinde bir şey bu görünenin kendisi olmadığını söyleye söyleye kendi hevesini kurutur.

Bir başak burcu kadını evlenilecek kadındır, azizim...... de işte o iş o kadar kolay değildir.

Bir kere yüreğinde dedik o kaynayan kazan. Dıştan bu hatunda ölçülü bir serinlik vardır. Aslında başak kadınları ikiye ayrılırlar. Birinci grup tipik başağın mantığı, mülayimliği ve tatlılığıyla biraz sessiz, biraz sakin bir tiplemedir. Diğeriyse konuşmaya bayılan, her an bir kahkaha patlatmaya hazır, telaşlı ve paylaşımcıdır. Başak burcu hatunlar nadiren bu iki tipten farklı bir profil çizerler. E zaten ya giringen ya çekingen olacak daha ne olsun?

Dönelim konuya. Bu iş pek kolay değildir çünkü başak kadınları ideal eş olmak için yaratılmış dişiler olmalarına rağmen hiper idealist hatunlardır. Onun içinde yanan o kazanın hedesini sadece ideal Harlequin erkeği ortaya çıkarabilir. Dolayısıyla dıştan bir anime karakteri gibi gözlerini koca koca açıp bakan Şeker Kız Candy ile Hemera karışımı yaratıklar olsalar da bu frijit oldukları anlamına gelmez. Sadece sizin o ateşe ulaşmanız için biraz derinlere dalmanız gerekecektir.

Yedek tüplerinizi unutmayın, dalgıçlık kursuna yazılın ve bu işe sakın sallapati girişmeyin. Yoksa vurgunu yediğinizin resmidir. Hayır sonra bu başlıklarda acaba hangi burç kadını Quasimodo sever diye taranmaya kalkışmayın. Bir kere başak kadınları bayağılıktan nefret ederler. Aynı şekilde kabalıktan, maçoluktan ve her türlü uçlarda şeyden de... Bakımsızlığa kaşları hafifçe kalkacak, pisliğe ise asla tahammül etmeyecektir. Yanınıza bir kız arkadaşınızı alın ve semi ya da full metroseksüel bir imaj edinin.

Lakin sakin olun, abartmayın! Sizi gay sanmaya başlayıp da sizinle ayakkabı alışverişine çıkmak istedikten sonra ağzınızla kuş tutsanız (eyvah!) "ben biliyodum zaten gay olduğunu şekerim rahat ol" diyecektir.

İnşallah bir baltaya sapsınızdır. Başak kadınları dıştan hiç de bile öyle değillermiş gibi görünseler dahi içten içe tipik CV kadınlarıdırlar. Başarılı, zeki ve kariyerlerinde emin adımlarla ilerleyen adamlar sahaya 5-0 önde çıkarlar. Sizi çok seviyor olabilir, çok değer veriyor olabilir ama bir şekilde hayatı erteliyorsanız size yüzde yüz saygı duymayacaktır. İnceden inceye sarfettiği "canım istersen seni ben çalıştırayım o sınava" ya da "üfürtın üniversitesinde harika bi master programından söz etti bi arkadaş, tam senlik" tadında cümleler bunun en güzel örnekleridir. Başak burcu kadınları bir erkeğin gururunu kırmamayı bilirler bilmesine de bu onların idealist kadınlar oldukları gerçeğini değiştirmez.

Evet titizdirler. Giringen ve çekingen tiplemelerin ikisinin de ortak özelliği budur. Kül tablasını normalde olduğu yerden beş derece sola bırakırsanız, tuvalete kalktığınızda arkanızdan küllüğü dökme bahanesiyle mutfağa giden ve geri döndüğünde küllüğü ait olduğu koordinatlara koyan kadın başak kadınıdır.

Kurallara dikkat eder. Bunlara ahlak kuralları da dahildir. Başak kadınları nadiren bir barın üstünde kalçalarını lömbürdeten klip kızlarından biri olacaktır. Faturalar zamanında ödenir. Köpek tam saatinde çişe çıkarılıp gezdirilir. İtinayla hazırladığı yemek tam vaktinde hazırdır. Tabii bir gece önceden hazırlanıp dolaba konmadıysa...

Başak kadınları temkinli kadınlardır da. Ayrıca acil durumlara karşı hazırlıklıdırlar. İlk yardım çantası denen şeyi hala başak kadınları almaktadır. Evi temizdir ya da ilk fırsatta temizlenmek üzeredir. Kendisi de bakımlıdır. İlle de bir Claudia Schiffer olması gerekmez ama her daim derli ve topludur. Acil durumlara hazırlıklıdır demiştik değil mi? Eh tabii "maniküre / pediküre / ağdaya gitmem lazım" cümlesini asla sarfetmeyen kadınların burcudur bu. Bunlar zaten günlük yaşamının bir parçasıdır öyle değil mi? Temizlik ve hijyen sağlığımız için çok önem taşımaktadır. Dişlerimize özen göstermeliyiz, büyükleri sayıp küçükleri... (cümleler bile ağdalı dikkat edersen. Snıf snıf... Size de bir yerden naftalin kokusu geliyor mu?)

... Ve siz bu kadar tumturaklı bir hatunun gerçek aşkı bulduğunda ya da bulduğuna inandığında herhangi bir kadının göze alamayacağı absürtlükleri sırtlanamayacağını düşünürsünüz. İşte tam da burada yanılırsın sen, koç! Çok film seyretmişin. O noktada başak kadınları sevdiği adamı bir ömür bekleyecek ya da onun için dağları tepeleri bir çırpıda aşacak, arada yolunu şaşırıp Kerem yerine Romeo'ya tosladığında "pardon" deyip rotasını değiştirecek fekat asla pes etmeyecektir. E naapsın... Şu içerdeki kazana ulaşıp altına kömür atabilecek adem sayısı ömrü billah bir elin iki parmağını geçemeyeceğinden kızcağız dellenmiş, heyecanlanmış, içindeki Elmyra artık uyanmıştır. Sizi sıkıcak sıkıcak sonsuza kadar en sevdiği oyuncağı olacaksınızdır! Bakın "sevme kızım yanarsın diye söylerdi annem girme aşk kapısından güler sana elalem" anlamına gelen meşhur ural atasözü "eyvah başak koca buldu!" da burdan gelir.

İşte böyle... şayet o adam olmak istiyorsanız temkini elden bırakmayın. Üstünüze başınıza dikkat edin. Casanova'lık günlerinizden silkinin. Çiçek almayı, kültürel atraksiyonlara katılmayı filan öğrenin. Argoyu minimuma indirip tangoyu maksimuma çıkarın. Evet başarılı bir kelime oyunu ve kesinlikle şebek olayım siz de gülün diye yapılmadı. Bu asil, her adımından zerafet akan ama aynı zamanda tutkulu olabilen salon dansını iyi belleyin. Mümkünse iyi bir salon adamı olmak için en az üç özelliğiniz, hayatta iyi bir yere gelebileceğinizin ispatı için de en az iki sayfalık bir CV'niz olsun.

Eh gerisi kendiliğinden gelir nasıl olsa. Hadi birini daha everdik ya du bakalım.



Yazarın notu: Bu sitedeki hiçbir yazı -aksi belirtilmediği sürece- ordan burdan arak, yok copy/paste'in pastasıyım gözlerinin hastasıyım değildir. Onçün, sitedeki diğer yazılar gibi bu burç yazıları da yazanın nefasetinin ürünü olup kesinlikle takdire şayandır, evet.

Etiketler: , ,

:: mary :: Cumartesi, Kasım 10

The Fog
Zamanı, yeri yok ki 'hapishane molası'nı yarıda böldürenin!
Bir anda dayanamayıp hecelere seslerini kesmelerini söyleyemedim.
Bu Gece de yırtılıp içinden pamukları fırlamış döşekler
Kavuracaktı sırtımı ve damgalayacaktı tenime
Daha derine daha derine daha derine
Adı sonsuzluk olan izleri,
Hayatlarca çıkmamacasına.
(ei)
İlk kez geldiğinde Morpheus'un kanatlarında
Dalga dalga büyüyen bir fırtınayla birlikte kaçınılmaz olan,
Bağlarken astral yüzümü toprağına ince bir kökle,
Gitmeyi planladığım adres silinmişti haritalardan çoktan.
Tanımadığım değil bilip de unutmak zorunda kaldığım
Bir hayata adım atmadan önce
Kabuslarla dolu bir uykuya götürülüyordum aslında.
Öyle ki, aydınlık rüyaları haketmek için
Sivri dişli korkuların etlerimde açtığı yaralara aldırmayacaktım.
Siyah bulutlarla beliren resimlere bakmayacak,
Dalgaların üstlerine gizli, geçmişe dair izleri görmeyecek,
Kanayan yaraların acısına dayanamadığımda başımı soğuk sulara gömüp,
Suyun aktığı yöne bakmayı öğrenecektim.
Kadınlık labirentlerde kaybolmadan,
Olan biten'de, olup bitecektim.
Gök gürültüsünden delice korksam da yağmur öncesine hazırlıklı olacak,
Umudu karanlığın bittiği yerde kollarını uzatan aydınlık rüyalara bağlayacaktım.
Eninde
Sonunda o ışığı gördüğümde ve parçalandığında siyahlık,
Başladığı gibi bir anda dinecekti rüzgar.
Köklerime tutunup hızla dönerken gerisayımdaki bedenime,
Uyanacaktım!
Ve anlayacaktım...

Aydınlık rüyalar,
Gerçekti.



In a whisper I once heard you vaguely:
"I'm in a boat alone in the raging sea"
We could calm those waves, you and I
We could row to the other side
Mary...

...Hold on...

başlangıç: 14:32
bitiş: ???

Etiketler:

:: lady maimelade :: Salı, Kasım 6

Hayatımdaki minimalist yaklaşımlar #665'le yoluma devam ediyorum, okurhan. Tabii bu yazıların tanıtıcılık değeri tartışılır zira karşındakinin bir dişi olduğunu, bir dişiyi asla tam olarak tanıyamayacağını çünkü bizlerin üfürükten nem kaparak değişme özelliği gösteren organizmalar olduğumuz unutulmamalı. Kalkıp da "Ayda pek sakindir" demek beni, örneğin, iş ortamında son derece enerjik ve barut tadında görenlerde yokdahaneler! etkisi yaratabilir. Veyahut yavukluma gelip "Ayda depresif bir kızdır" dense kendisi bu duruma kök çakrasından gaz çıkararak gülüp geçebilir.

Efenim bugünkü konu hayatımın minimalist açısından insan minimalizmi. Açıkçası kocca bir yaşam boyu yalnızlıktan hiç korkmadım, çekinmedim. Aksine yaşamımın hal ve gidişatı gereği ezelden beri yalnızlığı daha bir benimsedim daha bir sevdim. Keza "insan ırkı çok kerata" diye bir cümle sarfetmişliğim vardır bundan 10 sene filan önce. Hah işte o cümle hala geçerli hep geçerli illa geçerli. Bu yüzden insan kalabalıklarını sevmiyor, az ve öz insan miktarına yönelip kendimi eyliyor da eyliyorum. Böylece şu aralar pedagoglarımızın ağzına pelesenk olmuş "çocuklarımızla kaliteli zaman geçirelim değerli anne babalarımız. Onların da bir birey olarak hasbelparafik yönlerini geliştirelim ki eyterakolif açıları kuvvetlensin" (irdeleyiniz: quality time) temalı bakış açımızı daha iş çocuklara filan gelmeden kendime ve hayatımdaki insanlara uygulamış oluyorum. Güzel oluyor. Dene gör.

Zaman ayırdığın 45 insandan kaç tanesiyle kaliteli zaman geçirdiğini kendine sor. Kaç tanesiyle gerçekten iyi anlaşıp akşam ofyaçokeğlendimbugün diye iç geçiriyorsun. Ya da kaç tanesi bir gün "alo? sana ihtiyacım var" diye arasan koşar gelir, misal. Günlerce ağlayacak olsan bir tanesi üstüste en çok kaç gün dayanabilir misal? Kaç tanesiyle hiç rahatsız olmadan aynı evin içinde farklı şeyler yapabilirsin? Ya da kaç tanesiyle dışarda bir yerlerde aynı mekanda farklı şeyler yapabilirsin? Kaç tanesiyle bir konuda aynı fikirde olmasan arkadaşlığın zedelenmeden aynen devam eder? Kaç tanesi o anda ne istediğini bilir?...

Zaman içersinde zamanı öldürürken hesaplı olmanın önemi artıyor kesin olarak muhtemelen.

Dolayısıyla ne olmuyor bende, okurhan? "Ah hay Allah ne zamandır da Pürgülen'le konuşmadık hemen konuşalım. Hadi buluşalım Belbüzer'le sinemaya gidelim" tarzı düşünceler olmuyor. Ergen oldum olalı eşdostahbap beni arayıp onları aramadığımdan yakınır. Bu onların benim için bir önem arzetmemesinden değil benim tamamen anlık yaşayışımdan ve o anı yaşarken de başka birşeyin/birinin aklıma gelmemesinden ileri gerir (uç bir örnek olarak bir gün anı yaşıyorum derken babamı unuttum da adam 2 saat bekledi beni. Ya, evet.. Oi çok vicdanım sızladı dayanamam şimdi ariim hemen).

Hah evet ne diyordum? Bu yüzden hayatımdan insan yolcu ederken de gocunmam. İltahaplı bölgeyi ya da kangrenli kolu kesmekte tereddüt etmem ve hakkımda, kulakları çınlayasıca, Probabilite'nin şurda yazmış olduğu üzere paşalar gibi, kimsenin başını ağrıtmadan yaşar giderim kendi kendime. Normalde bu tip eski X'ler (irdeleyiniz: arkadaş, dost, sevgili, iş/okul arkadaşı) samimiyetsiz bir biçimde, aslında artık birbirlerinin hayatında olmamalarına rağmen, ara ara birbirlerini yoklamak suretiyle arayı soğutmazlar ki yarın öbür gün "müsait" olduklarında arada bir iki bik bik etmişlik olsun, öyle oeeh sene sonra damdan düştü kurbağa vur beline kazmayı edasıyla karşılaşmasın kimse *gözleri yuvarlar*.

Sen oeeh sene boyunca benim hangi mutluluğumu paylaştın, kamulan? Hangi acımda yanımdaydın adamım, ha?? O oeeh zaman boyu kaç kere bir hamburger eşliğinde dertleştik de hangi sahilde eski günleri yadettik? Ya da ben hangi dar zamanını bilecek kadar yakın olup iki elim kanda olsa koşmuşum, hangi başarında senle havalarda uçup gurur duymuşum ki kalkıp aradan geçen zamanda köprünün altından akan giden onca su akmamış gibi yapalım diyosun allasen, bigit!

Kısaca bir Mısır hiyeroglifinde geçen şu cümlede dediği gibi geçmişe "...yakışan şeyleri gülümseyerek teslim et geçmişe [ve] yapamayacağın şeylerin yapabildiklerini engellemesine izin verme".

Hayatımdaki bu sürekli bir elin parmaklarını geçmeyen insan sayısı ne kadar sabitse, o parmakları oluşturan insanlar da o derece değişken tabii doğal olarak.

Ha ama 30 yıl boyunca kendine asla değişmeyecek parmaklar parsellemiş kimseler de vardır ve onlar kendilerini çok iyi bilirler. Bitti bu kadar.

Etiketler: ,

:: 5 kasım - ii :: Pazartesi, Kasım 5

AllWays to KBazen, tüm yolların tükenmiş gibi göründüğü o karanlık çukurda bir nokta parlar, küçük, kanatlı bir Tinkerbell misali. Kollarında hiçbir derman kalmamışken ellerini uzatmak için ya da bacakların vücudundan ağır kalmışken, işte o zaman karnında, göbek deliğin ve kaburgaların arasındaki bölgede yoğunlaşan bir baskı hissetmeye başlarsın. O noktacığa doğru gitmek isterken, sırtüstü olduğun yere gerisingeri çöker ve tavanla uzun zamandır süregelen yoldaşlığına devam edersin. Gözlerini daldırdığın anılar da ağırsa eğer bacakların gibi, işte o zaman geri dönüldüğünde hiçbir zaman çıkmadan önceki gibi olamayacağın bir yola girmişsin demektir. O yolda gündüz Gece'ye karışır ve Güneş ışığını Ay'dan alır. Sessizlik dayanılmaz olsa da ismin olmazsa olmaz halini alır ve tüm anlatılmak istenilenler, asal sayılar misali 'hiçbitmeyenacı'dan geçer.

Zordur bu hale tüm yol açan sebepler zor olmasına da asıl mesele zaten bu sebeplere dönen çıkmaz sokaklara hiç dalmamayı becerebilmektir. İnsanız ve dahi hatayapar organizmalarızdır da ona gelene kadar, hadi kartları açık oynayalım, asıl kurban rolüne bayılanlarızdır. Şefkati yanlış taştan çıkarmaya çalışanızdır zira gerçek şefkat acıdığına değil sana ihtiyaç duyana karşı hissedilir.

İçinde yaşadığımız bu koskoca aptalyumda akıllı geçinenlere de aptalda kalanlara da diyecek bir sözüm yok. Nötr olmayı becerenlere ise saygım büyük. Oralarda biryerde bir bilgelik varsa bunun nötrlükten geçtiğine inanıyorum. Nötr derken bir tepkisizlikten bahsetmiyorum asla. Aksine tepkiyi verirkenki haline ve sana verilen tepkilere karşı nasıl durduğundan bahsediyorum. Omuz silkmekten değil olayları olduğu gibi görebilmekten bahsediyorum. Bu belki biraz duygusuzca gelebilir ama oralarda biryerde bir bilgelik varsa "içindekiler" bölümünde 'olandan başka birşey olmadığı'na inanıyorum.

Ben şanslıydım. Tinkerbell'im, ki kendisi aslında Peter Pan'mış bunu onu gündüz gözüyle gördüğümde anladım, içinde yaşadığım dipsiz kuyuya dalıp beni bulduğunda uzun süre yanımdan ayrılmadı. Bu yüzden de sonunda yanımdan ayrılmasını istediğim zaman ve o da bu isteğe boyun eğdiğinde yokluğu daha önce hiçbir şeyin gelmediği kadar zor gelmeye başladı. Düne kadar karanlık hiç batmazken, öbür türlüsünü yaşamım boyu ilk kez yaşatıldığım için olsa gerek, o gün karanlık batmaya, beni kendisinden mezun etmeye kararlı bir ilim irfan yuvası misali (ayağa kalkma) çalışmalarıma destek vermeye başladı. Sonunda bunu becerip de hiç tanımadığım bir dünyada onu yeniden bulmak için kuyudan çıktığımda tek bildiğim dipsiz bir kuyuda yanımda olduğu her bir dakikada yaşadığım anlatılmazlıktı.

O günden sonra bugün benim ikinci doğum günüm. Kendim tarafından bulunup, ardından kendimi bulup, en nihayet kendimle barışıp, BİR(1)leşip, sonsuz mutlu oluşumun güzdönümü.

Asla unutmayacağım (bu)gün:
Kısaca,


:: Y of the Your ::

In your room,
Harboring mornings, leftovers of Nights aflame, in cinder
In laughter,
Have turned you a part of my entity,
Have turned me yours in entirety.
I burned all the questions beginning with "why...?"
As you murdered "y" of the your,
So that it gave way to "our".
Hence stroke the hour,
Remember,
Remember,
The 5th of November!

And that is when we ended up in each other,
Forever...

Etiketler:

:: antrakt 4 :: Perşembe, Kasım 1

<---Begin pokepokepoke--->



<---End pokepokepoke--->

Etiketler: ,