<body><iframe src="http://www.blogger.com/navbar.g?targetBlogID=9127430&amp;blogName=GECEN%C4%B0N+G%C3%9CNL%C3%9C%C4%9E%C3%9C&amp;publishMode=PUBLISH_MODE_BLOGSPOT&amp;navbarType=BLACK&amp;layoutType=CLASSIC&amp;homepageUrl=http%3A%2F%2Fiynx.blogspot.com%2F&amp;searchRoot=http%3A%2F%2Fiynx.blogspot.com%2Fsearch" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no" frameborder="0" height="30px" width="100%" id="navbar-iframe" title="Blogger Navigation and Search"></iframe> <div id="space-for-ie"></div>

:: chillozof :: Çarşamba, Ekim 31

iRoomÖz itibariyle ne derece bir çekiksem (irdeleyiniz: Japonya, Çinya), biçemsel olarak da o derece minimalizme yakınım, okurhan. Az olsun öz olsun canımı yesin herbirşey. Karışık, çapraşık, çözümlenmez, gittikçe toka saran kavramlar veyahut insanlar ve de yahut olaylarsa benden uzak olsun dileklerimle bugünkü yayınıma başlarım kamulan! Neyse işte ne diyordum? Hmaa, evet.. Mesela iç mimari söz konusu olduğunda İskandinav minimalizmi (irdeleyiniz: IKEA) ya da uzakdoğu evleriçokgüzelulanizmi beni çok cezbediyor. Kendimi hayranlıktan salyalar akıtırken bulduğum anlar oluyor. Yetmiyor anneç genç kızların dergilerden bebek resimleri kesip dikiş makinalarına yapıştırmaları misali internetten hababam debanam minimal iç dekorasyon resimleri indirip "evet bu evi istiyorum, yok bu mutfak benim mutfak, acelen bu oturma odasında oturmam lazım" gibi heyecanlara kapılıp duvarlara çarpıyorum.

Biz küçükken duvarlara çarpıp dönen oyuncaklar vardı böyle robotlar, arabalar... Hiç duvara çarpıp dönen bebekler var mıydı anımsayamadım şimdi. Olmalıydı oysa. Ben mesela geçenlerde önümde iki tane açık kapak olduğunda ne yapacağını bilemeyip, akabinde "neyse sonra karar veririm" diye kararımı erteleyip arkamı dönerken kapıya çarpayazdıysam bu durumu içeren bir bebek de olmalıymışdı.

Böyle yapınca tahtalı mıçı da diyesim geldi. A yok kahtalı mıçı. Neyse onu diyen bunu da demiştir zaten. Çok komiğim.

iMacÖrneğin markalardan Apple'ı seviyorsam şimdi afedersin ama yukardaki yatak odasına da gidip Escort bilgisayardan aldığım tower kasayı koymam heralde. Bir iMac iyi gider. Mac demişken MAK, sürekli eğlenen satış elemanı kadrosu ve siyaha olan düşkünlüğü nedeniyle bir ara sardırmayı düşündüğüm kozmetik markası adı ama du bakalım. Neyse işte Apple'dan çıkmış ak kaşık diyebileceğim bir dizayn mantalitesi olan bu firmayı çok kutluyor ve "Allah cezanızı vermesin! Çabuk bizi işe alacak trilyarderle ortak olun ve tüm teknolojik eşyalarımız Apple imzalı olsun!" diye bağırmayı kendime bir borç biliyorum.

Hm, ne? Kendime bir borç mu biliyorum?

iChenSonra mesela mutfak söz konusu olduğunda ise Gaggenau'cu bir yaklaşım sergilememi hayretle karşılamazsın heralde. Ha gerçi bütçe Arçelik'e anca yeterken Gaggenau Hepbanau! diye tutturanı günde beş vakit döverim o ayrı ama işte şu anda beğencilerimi ve incilerimi döküyorum ortaya ki beni daha yakından tanıyabilmek için daha fazla üzme kendini diye. Bikaç milyon dolar biriktirip bi zahmet mailime paypal'le gönder ki ben de yavuklumla beraber dünya turuna çıkmadan önce içinde doğru düzgün eşya olmayan bir eve nasıl oldu da 500 milyar harcadım diye hayret edebileyim değil mi ama?

Bilindiği üzere sahip olduğum bu minimalist bilinç düzlemi kendini dinlediğim müzik dalları ya da kollarında da gösteriyor. Ben ChillOut severim, Downtempo severim, Ambient severim, Trip Hop severim, Industrial severim dediğim yetmezmiş gibi, bir de çarşaf çarşaf yayınlıyorum sitemde bu tarz şeyleri yuh yani bana! Ayrıca bazen kime isyan edeceğimi şaşırıp kendime isyan ediyorum böyle ahahöf! Şaka bir yana neden ChillOut seviyorum irdeleyeyim (Industrial ve Trip Hop sevme nedenlerim için irdeleyiniz: Gecenin Günlüğü):

1) ChillOut'un rengi beyazdır. Genelde maviyle kombine edilir. Şaane bir kombinasyondur ki siyaha olan tutkum kadar beyaza olan düşkünlüğüm de bilinir dost meclislerinde.

2) ChillOut ve minimalist dizayn ayrılmaz bir ikilidir.

3) ChillOut'u Gece çıkıp minderlere yayıldığında da yazın sahil kenarında güneşlenirken iPod'unda da dinleyebilirsin. Olur.

4) Yine de kabul etmek gerekir ki ChillOut, Gece'nin üstünde daha bir hoş durur.

5) ChillOut seksidir!

5) ChillOut kafan allak bullakken bulur karayı alır yarayı.

6) ChillOut'un unisex akışı içinde bir kadın gizlidir. Dikkatli dinlersen melodinin bir yerde unisex'ten feminen'e geçiş yaptığı sonra yeniden unisex'e döndüğü bir bölüm mutlaka bulursun.

7) ChillOut, gerçeğin ilk adımı olan hayale uygun bir fon sunar.

8) ChillOut'ta fazla söze hacet yoktur.

9) ChillOut hafif içkilerin müziğidir. Kokteyllerin, Bacardi Mojito, Bailey's on Ice, Malibu Milkshake, vesairenin.

10) Lounge FM 102 - Windows Media Player
Soma FM - Winamp/iTunes
Chill. - Windows Media Player
Sky FM - Chillout - Winamp

Etiketler: ,

:: kera :: Pazartesi, Ekim 29

Kera Punk Black Mini Skirt & Leg WarmersBir kez daha Japonyada vuku bulmuş bir akımı seninle tanıştırmaktan ötürü süperim, okurhan. Kera adlı punk/goth/lolita tarzlarını harmanlayıp mesken bellemiş bir moda dergisini ve bu derginin adıyla anılan kıyafetlere duyduğum sapıkça istenci seninle paylaşmak istedim. Kera ayakkabılar, ceketler, bluzlar, pantolonlar, etekler, pantolon+etekler, arm/leg warmer'lar aklımı başımdan almış durumda. İstiyorum onu da bunu da şunu da evetevet hrmph hrmph şeklinde gezinmeye başlayınca kendimden şüphe duymaya başladım. 10.000 öğro mu öro mu avro mu övro mu orko mu kafamı karıştıran ve aslında umrumda olmayan ama istediğin bir şeyi almadan önce vermek zorunda olduğun o kağıt parçalarından bir tanesinin değer birimi olanından olana ihtiyacım var. Böylece koc-ca bir Kera gardolobu düzebilir ve bundan sonra çok zevk alarak giyinmeye başlayabilirim.

Kera Punk Black/Red Pleated Bondage PantsSonçitibariyle zaten kargo ağırlıklı kuşamıma bir renk, bir tat, bir nefes katması ve 80ler ağırlıklı olduğu zamanlarda nefretimi kazandığı yetmezmiş gibi bir de tunikleri elbise yapıp, beline kemer taktırıp, zamanında öğürerek çöpe attığımız "bottan ayakkabı"ları yeniden başımıza tac etmeye başlamasıyla zaten evden çıkmayı sevmeyen bünye için dışarı çıkmayı işkence haline getiren günümüz modasına inat özüme özüme dönmeme neden olması açısından sağlıklı bir keşif bu Kera akımı. Yine de Türkiye buna hazır mı işte orası meçhul. Zaten uzun zamandır "yahu aslında ne gerek var üst baş değiştirmeye? Giyinelim bir takım anime karakterleri gibi yaşayalım sapır sapır" diyor duruyorduk. Bu akımı keşfetmemle beraber taşlar da yerine oturmuş oldu böylece okurhan, su getir..

Kera Punk Black/Red Skirt & Leg WarmersHay bin kunduz üstelik bir de ne giyersem giyeyim platform ayakkabı, ne giyersem giyeyim platform bot, olmadı ne giyersem giyeyim platform çizme ya da platform küpe olması da cabası! Ben ki bunca yıldır platform topukları ince topuklardan daha bir çok sevegeldim, benimseyegeldim yetmedi alageldim kamulan! İşte herşeyin bir nedeni var, işte hiçbirşey tesadüf değil anı bu an! Niye öyle? İşte böye! Ahaha nağber gördün mü kartopu alıp ördün mü ve Allah cezamı vermesin benim de böyle filler bi espriden ötürü ayrıca. Neyse işte bu paragrafın da özeti ben neden bunca yıldır platform topuk çok sevdim ki bakkal amca?

Kera Punk Black/Red Zipper Chain Shirt BlouseModa insanın madem kendine yakışanı giymesidir, o zaman biz de artık bir Cloud Strife, bir Tifa olalım ve evde, okulda, arabada, işte ya da simit saraylarında daha da bir kendimiz gibi görünelim nebleyim. Bir giydiğimizi paralanana kadar giyelim (ama tabi aynı kıyafetimizden iki tane olsun ki biri kirlenince diğerini o kirlenince öteki o kirleninceyse berikini) ve eğer yeni bir kıyafet deneyeceksek sadece bir sonraki sezonda kıyafeti değiştirelim ki içinde yaşadığımız anime devamlılık arzetsin.

Kera - Müsebbip Mecmuaİşte böyle, okurhan. Artık birisi bana giyim tarzın ne diye sorduğunda bugün için Aydaspor, yarın için Kera punk diye cevap verebilmenin verdiği gururla yanından ayrılıyorum bugün de. Yaşamın kıyısından gelecek bir sonraki karpostalımda görüşünceye dek sokaklarda daha çok kendi gibi giyinen insan olsun, sürüden ayrılmaya cesareti olanı melekler korusun bi de Pazar günü Tai Yiyecek ve Hediyelik Eşya Fuarı'nda tanışıp akşam hunharca tükettiğimiz CP Türkiye ürünlerinden Karides Kelebek Pane çok yaşasın!! Peki ya Mısırlı-şekerli-hindistancevizli tatlı? Peki tatlıya ne hacet istisnasız her yemeğin içindeki o aynı tatlımsı tad? Peki ya Lemongrass çayı? Ya Casino Royale? İşte bunların bir daha tekrarlanmayacağından emin olabilirsin. Hatta, bont!! ve Geek!

-----BEGIN GEEK CODE BLOCK-----
Version: 3.1
GL d s+: a C+++ U- P L E- !W++ N o? K----? w+ !O M++ !V PS !PE Y !PGP t- 5 X+ R++@ tv b++ DI D+ G e++ h--- r++ x+++++
------END GEEK CODE BLOCK------

Etiketler: ,

:: r2 ben3 :: Çarşamba, Ekim 24

Reiki (Kanji)Bilindiği üzere Japonya'dan babam çıksa yerim, okurhan. Bundan yaklaşık iki buçuk yıl önce başlayan Reiki macerası geçenlerde pek datlum gıymetlum Bourgeois'nın beni Master mertebesine uyumlamasıyla doruk noktasına ulaştı. Bundan sonra artık işi gücü bırakıp nerde bela bende deva desem ne yalancı bir usta olduğumu daha iyi anlarsın sen. Yok öyle bir durum. Ben gayet alçakgönüllü, kendi halinde bir üstad olarak hayatıma devam ediyorum. O derece kendi halimdeyim ki ilk ve son öğrencim yavuklum olabilir. Aslına bakarsan bu durumda da ayrı bir mistiklik, bir mxyzptlk var ama işin o kadarı detay olur. Tüm bunlar olurken yumuşak ve tüylü dokusuyla bizi bizden alan ve bacaklarımda yatan hayvan Mai'ye doğru "ouw... kedi... hmm... tüy... yumuşacık... bombe..." sesleri çıkararak ovalara yayıldığımın altını çizmek isterim. Hayvanın, kafasında benimle ilgili yarattığı imgeler arasında "Mayııııııı!!! Kediiiiiğğğğ!!!" biçeminde karnını yoğuran bir kız, sucuk-ki sucuk-ki efekti eşliğinde gözleri yuvalarından fırlayarak kendisini yerden kapan ve suratını boyun bombesine gömen bir Elmyra ya da uyurken pörtleyen göbeğine dayanamayıp parmak batırmak suretiyle habire uykusunu bölen bir gıcık sayılabilir. Akli dengem hakkındaki şüpheleri kesinlikle yersiz değildir, lütfen alıcınızın ayarlarıyla oynamayınız.

Charlie'nin Meleklerini seyrettim. İkisini de... Bir gün arayla... Tahmin et ne oldu, okurhan. Elbette ki tüm kariyerimi bir Angel olmak üzerine hayalledim. Hayır yani evet alsın bir milyarder bizi (burada sadece kendimden değil biradetimden de bahsediyorum, doğru anlayalım) dayasın sabah 7 akşam 7 martial arts, MMA, motor/extreme sports eğitimlerini, göndersin gizli görevlere bir dizi deli teknolojik oyuncakla birlikte, bak bakalım bi saniye şikayet eder miyiz. İlla Spor Akademisine gidip her gün 10 şınav çekip, bir spor dalında uzmanlaşarak olmuyo ki bu işler hocam hayret bişiy.

Hem çok yakışıklı/güzel hem de çok çelici olmamız da cabası Allah cezamızı vermesin.

Hayır tepem atacak, alıcam chi'yi elimde odaklayıp sağa sola fırlatmaya başlayacam o olacak. Yıkıcı bir insana dönüş sürecine sokma beni, okurhan. Tirilyarder ol. İşe al bizi. Bak hala duruyo kılçık hoşafı.

Etiketler: ,

:: paralel evren :: Perşembe, Ekim 18

CapCom sen bizim herşeyimizsin (Konami'yle birlikte tabii) diye naralar atarken ben de bazı şeylerden geri kalmamaya ve pek kıymetli Keykan'ın da değindiği tarz bir yenilik haberiyle proğramıma devam etmeye karar verdim. Devil May Cry 3: Dante's Awakening'in üzerinden 2 yıl geçmişti ki yeni oyun platformu Playstation 3'ün piyasaya sürülmesiyle CapCom yetkilileri, bu popüler hack & slash serisinin son sayısını bayilerden ısrarla istememi salık verdiler (salık vermek, hmm). Tabii bu henüz Playstation 3'e elini sürmemiş ve bir süre daha sürmeyecek olan ben ve benim gibilerde soğuk duş etkisi yarattıysa da bazı oyunlar vardır ki gider kendine bilgisayar upgrade ettirir; bu da böyle yakacak beni sanki ama du bakalım. Neyse ki PC versiyonu da çıkacakmış da gönlüme su serpildi biraz. Bu arada CapCom yetkilileri biraz utana sıkıla oyunda yepyeni bir karakter olan Nero'yu yöneteceğimi filan söylediler telefonda ama ben "çabuk bana o densizi bağlayın!" diye höykürüp bu şahsa Dante'nin "şeytan tırnağı" olamayacağını hatırlattım ve başrole fazla kaptırmamasını emrettim. Evet, paniğe geçit vermeyelim..

Ayrıca Lady her daim bir numaradır!

Etiketler:

:: açısal momentum :: Salı, Ekim 16


- ne yapıyorsun?

- saat yönünün tersine dönüyorum.
her bir dönüş gezegenin açısal momentumundan çalıyor...

böylece dünyanın dönüşü az biraz yavaşlıyor...

Gece uzuyor...
Güneşin doğuşu gecikiyor...

Bu da bana
burada,
seninle,
geçirecek daha fazla zaman veriyor...

Etiketler: ,

:: yüzkitap :: Cumartesi, Ekim 13

Adı üstünde...Dün artık kırk yılın başı lezzet ikizimle telefonda konuşurken bile son günlerde herkesin, herşeyin diline pelesenk olmuş bu yüzkitap (aka facebook) konusu açılınca artık iki çift laf etmeden geçemedim. Hoş, lezizem daha henüz hanım koş türkler facebook'u keşfetti ünleminden çok önceleri (ki zamanında MySpace'i kimse bilmezken beni MySpace'le ve hatta Yonja'yla tanıştıran ve fevkaladenin fevki bir sevaba girerek hayat ne tuhaf vapurlar filan biçeminde kararlar almama yol açan da odur) bir invitation göndermiş, ben de o şekilde kendisinden haberdar olmuştum. Yalnız şöyle bir durum var ki bir şey izdihama uğrayınca bende "gachayım" kaşıntıları peydah oluveriyor, okurhan. Bu çok aykırı olduğumdan filan değil sadece öyle olduğumdan. Sırf bu yüzden Braveheart'ı 5 yıl sonra, Fight Club'ı ise daha geçenlerde yavuklumla beraber seyrettim düşün artık o derece.

Hala anlamadıysan ben daha sana ne diyeyim ama yüzkitaba üye değilim. Olmayı da hiç düşünmüyorum. Hem "kuburundan dakka başı ilkokul arkadaşı çıkması, karşı komşuya koyun atabilme fonksiyonu ve akvaryuma soğan ekip büyümesini izleme özelliğinden dolayı benimsedik onu biz" hikayesi bana silme saçmalamaokurhan! geliyor. A be canım kardeşim be Türksün sen be. Stalker'cı (aka takipçi; hayatının değerli dakikalarını artık hayatında olmayanlara, artık hayatında olmayan ama hala hayatında olduğunu varsaydıklarına ya da hiç hayatında olmamışlara ayıran) içgüdülerin ve/veya kaynaşma hevesin genetik senin yapıcak bişey yok da bari kılıfın kaliteli olsun.

Benzer şekilde, bildiğin üzere, MSN de kullanmıyor, bunun yerine çok elzem gelirse az/öz kişili Google Talk'umu tercih ediyorum. Google Talk dünyanın en şeker, en pembo programlarından biri bu arada çok seviyorum onu ben dün gece lezizimle telefondan "ona" doğru uzanan sohbetimizde bunu bir kere daha anladım tey tey.

Onun dışında bu bayram, diğer bayramlardan farklı olarak evde kulağımda kulaklık, her daim gözbebeğim, leblebim Might & Magic VI: Mandate of Heaven'ı kimbilir kaçıncı kez bitirmeme ramak kalmışken, öte yandan az önce transferi biten (transferi biten? oh wow siz negzel Türkçe konuşuyorsunuz!) efsanevi Diablo'ya geçmek için hazırlıklarımı da tamamlamak üzereyim.

Son olarak Turkcell'in kardelen Ayşeey kardelen Ayşeeey şeklinde dönen reklamlarındaki kardelenlerin illa ki öğretmen olmayı istemeleri ve sonunda bu emelini gerçekleştiren bi kardelen Ayşenin, büyüdüğünde şarkı söylerken gözünü habire kameradan kaçırması dikkatimi cezbediyor. Sürekli çakırmadan baktığı o sol köşede ne var acaba diye merak etmekten kendimi alamıyorum.

Hadi senin de bayramın mübarek olsun ama dükkanın da önünü kapama okurhan.

Etiketler:

:: (b)öyle :: Cuma, Ekim 5

creScent

Oyun konsolunun X tuşu olmayı hedefliyorum. Hani tarafımızdan en çok kullanılan ve elzemlik açısından katsayısı oldukça yüksek oranlarda gezen o X tuşu... ki belki de vazgeçilmek olmak çok güvenli, pek emin bir kavram o yüzden de olabilir bu hedef. Örneğin hayatımız boyunca hep suiçici varlıklar olacağımıza göre ve suya düşkün olmasak da ona ihtiyacımız olduğu içindir ki ondan vazgeçmeyiz gibi. Günümzde masterlar, doktorolar havalarda uçuşadursun ben CV'me bitirdiğim oyunları yazsam? Örneğin hayatta kalma korkusu açısından iyi bir oyuncu olduğumu düşünüyorum ki bunun en önemli örneklerini şu son bir haftada verdim. Son bir haftada, hatta son bir ay'da hayatın çok güzel bir şey olabildiği kaarını da verdim. Ondan önce de buna benzeyen ama çabukçak vazgeçtiğim ya da yan çizdiğim kararlar olduydu hayatla ilgili ama en kat'i şu son bir ay'da verdim o kararı.

Hayat aynen burdan, böyle çok güzel. Hani yani böyleyken böyle çünkü öbür türlü böyle olmaz. Ama şimdi böyle derken aslında dış etmenlerin böyle olmasından bahsetmiyorum. İç etmenlerin böyle olmasından bahsediyorum. Çünkü biz, 'böyle'yi nerde olursak olalım 'böyle'riz çünkü bu öyle bir 'böyle' ki dış etmenlere hiç (hiç yerine kesinlikle de olur) bağlı değil.

Birinci tekir şahıs olursa işte o zaman 'böyle' olmaz. O zaman istesen de istemesen de öyle olur. Öyle 'böyle' değildir. Şimdi 'böyle'yi hiç yaşamasan mesela, şöyle olsa, o zaman 'böyle'yi bilmediğin için şöylesi daha kolay gelir. Ha tabii bu demek değildir ki yazan burda şöyleyken öylenin kolay, heh, pft, tseh, odabişeymikamulan olduğunu iddia etmektedir. Yoktur öyle bişey.

Bu, yersen, çok saçma bir yazı oluyor sen de hiç uyarmıyorsun okurhan, pes! Kes yani! O değil de sen hiç elektrik kesildiğinde çok mutlu oldun mu? Ya işte kısaca onu diyorum ben. Geçen gün evde elektikler kesildi bizim ve ben elektrikler kesildiğinde öyle mutlu oldum ki elektrikler hiç gelmesin istedim. İşte sen de bu duruma o zaman hakim olabilirsin. Bir dene gör bak.

Ramazan şahane geçiyor derken geçmek üzereymiş de haberim yokmuş. Önümüzdeki hafta bayram. Ben daha önce zibilyon kez söylediğim üzre bayramları hiç sevmem. Çünkü bizdeki tüm eli öpülesiceler ölü olduğu için bayram mezarlıkta geçer. Ben de gerek görüntü, gerek halet-i ruhiye olarak çok değil en fazla ikinci gün (bu kalıbı da ne zamandır kullanmak istediydim) Wednesday Addams'a dönerim. Sonra bayrama özel bir boş boş oturma vardır ki normalde boş boş oturmayı seven biri olarak bayramdaki boş boş oturmadan farırım. Küçükken de sevmezdim zaten. Bayramda para vericeklermiş de gidip şeker alıcakmışım sevinseymişim. Şeker filan ne diyosunuz ya? Al benim seviceğim bi oyuncak biliyosun tarzımı, sevineyim. İlla zorla öptürücen onu bunu!

Bak sinirlendim gene.

Neyse o değil de siyah kimono denedim dün. Memnun oldum çok yakışmasına. Bir tane almaya kararlıyım. Yarın akşam radyodayız. Demo çekimimiz var. Ben şimdi araştırma yapıcam demodaki konuşmalarla ilgili. Dokunma bana okurhan, allasen.

Etiketler: ,

:: ses(siz) :: Salı, Ekim 2

Rei
If you were living
In the depths of the ocean
I would become a fish
Just to be with you

I would descend the deepest of pits
Wander the darkness forever as a shadow
Just to be with you

Our memories still drift vividly
I had been drowning in my own sorrow
You're gone..
I know. I know.

The sun rises, rises, purifies my world
A tepid wind carries off the tattoo carved into my mind

If it would bring these words to you
Then I would gladly sacrifice my voice
A vivid scar and this despair
Your warmth that overwhelms all my sadness
I yearned for it!
Yearned for it..
Even if it's just an illusion

The fading, fading warmth takes me away
I want to fall asleep in your forgiving embrace

The sun rises, rises purifies my world
I want to fall asleep in your forgiving embrace
The fading, fading warmth takes me away
A tepid wind carries off the tattoo carved into my mind

Memories are wearing thin with time
I'm like an earring without its needle
I forget, it all fades
Your voice vanishes amidst the noise of a crowd

It falls apart
I loose my grip
I'm like an earring without its needle
I forget, without a trace
Your voice becomes static






I never understood why we survived.
But now I realize why we were allowed to live.
I'll go on living.
Even with the pain...

Etiketler: , ,