<body><iframe src="http://www.blogger.com/navbar.g?targetBlogID=9127430&amp;blogName=GECEN%C4%B0N+G%C3%9CNL%C3%9C%C4%9E%C3%9C&amp;publishMode=PUBLISH_MODE_BLOGSPOT&amp;navbarType=BLACK&amp;layoutType=CLASSIC&amp;homepageUrl=http%3A%2F%2Fiynx.blogspot.com%2F&amp;searchRoot=http%3A%2F%2Fiynx.blogspot.com%2Fsearch" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no" frameborder="0" height="30px" width="100%" id="navbar-iframe" title="Blogger Navigation and Search"></iframe> <div id="space-for-ie"></div>

:: buram buram moonface :: Salı, Eylül 25

Incident On And Off A Mountain RoadEe daha daha, okurhan? Bir mübarek ay daha nasıl gidiyor sence? Yaklaşık çok yıldan sonra tastamam, aralıksız, deliksiz biteviye oruç tutuyorum Allah seni inandırsın. Bunun asıl nedeni ramazan ayının benim sağ elime yaraması olabilir. Burdaki sağ el yemek yapan o mübarek, o öpülesi, o anaç sağ el anlamında elbette. Hayır yani her dakika yemek yapmadığım için yemek yapmayı bilmediğim hatta kötü yemek yaptığım sanrısında olanlara lafım yok. Haklılar... Ben yemeği ancak içimden gelirse yaparım. Yoksa dışardan yerim. Olmadı ekmek ve krem peynirle 8 ay yaşarım, lölhfg demem. Oysa bu kez durum çok farklı.. Sebze yemeklerine duyduğum açlığı gerek "fırında kabak" gerek "brokolili misket köfte" gibi kendi uydurduğum tariflerle giderirken, "soya soslu mercimek", "taze soğanlı + salçalı noodle" gibi yemeklerle de alternatif damak zevklerine yelken açtım. Yetmedi, "Bak şindi nasıl da maharatlı bi hatunum Allah belamı vermesin" dercesine yavukluma iftar sofrası hazırladım. Bu iftar sofrasında yine kendi uydurduğum "parça çikolata muhallebili tiramüsumsu pastacık" adlı tatlıyı da sundum. Bu arada Knorr'un tüm Yöresel Çorbalar serisini tavsiye eder dururum. İftar sofrası çorbasız olmaz malum. Her gün Kremalı Mantar, yok Domates yok Ezo Gelin.. Bıktırma adamı azizem sen de aaa...

Elbette ki, arkadaşlarım da dahil olmak üzere, bugüne kadar kimseye yemek tarifi nasıl vermediysem (yani şu internet çağında istediğin her tarif sanal ortamda bir tık uzaktayken) ve cihana malolmuş ağ'ın bana ait bu köşesinden nasıl ki daha önce yemek kokuları yükselmediyse bundan sonra da anladın sen onu okurhan.

Bu arada kolay yoldan buram gözler (smokey eyes) sahibi nasıl olunur hemen not alayım ki her unuttuğumda burdan bakarak yanar döner gözlere sahip olabileyim:

1) Cüz-i miktarda siyah göz farını, sevimli ve yuvarlak göz farı sürücüsüyle üst kirpiklerin dibine sür.

2) Şimdi biraz daha siyah göz farını sevimli, yuvarlak göz farı sürücüsüne al ve tüm göz kapağına dağıt.

3) Bir fırçayı siyah göz farına daldır ve kolaysa bunu gözlerinin dış kenarlarına ve şakaklarının başlangıcına gelecek şekilde dağıtmayı becer hadi bakalım. Bir nevi sol göz kenarından üste doğru "c" şeklinde sağ göz kenarından şakağına doğru "ters c" şeklinde koyu bir gölge olmalı. İşte buram gözlerin sırrı budur!

3) Üst göz kapağına bir kat daha siyah far sür. Bu arada siyah farı sevimli ve yuvarlak göz farı sürücüsüne her değdirdiğinde bunun coşkun miktarlarda olmamasına dikkat et yoksa Türkan Şoray gözlerine diil Courtney Love gözlerine sahip olursun.

4) Alt ve üst kirpik diplerine göz kalemini çek gitsin. Kirpik dibi derken kirpik dibinden bahsediyorum.

5) Sevimli ve yuvarlak göz farı sürücüsü yardımıyla göz kalemini dağıt ve çok az biraz siyah göz farını sevimli ve yuvarlak göz farı sürücüsünün kenarına değdirerek alt göz kapağının dış kenarını belirginleştir.

7) Bir kağıt mendille göz kapağındaki farın fazlasını al. Eğer doğru yaptıysan göz kapakların içten dışa doğru koyulaşıyor demektir.

6) Kaşlarını düzelt. Koyu renk kaş kalemi buram gözlere iyi gider.

7) Kirpikleri kıvır. Maskarayı bas. Maskarayı dipten uca zig zag hareketlerle sürersen enfes olur mis olur.

8) Nude, buram gözlerle süper giden bir dudak rengidir. Dudakları nemlendir ve herhangi bir markanın (örneğin Revlon) Nude rengini sür gitsin.

9) Saçları şöyle bir dağıt...

...Var ya az buram diilsin sen.

Son dönemde The Lost Room'u seyrettiğimiz iyi oldu. Üstüne bir de Masters of Horror'a başladık ki anlatılmaz yaşanır. Özellikle daha destur bismillah Incident On And Off The Road adlı ilk hikayedeki Ellen karakterine ayılıp bayılıp, huyunu suyunu kendimle özdeşleştirip "Yürü be! Oheiheyt ya işte budur!" nidalarıyla koşmaya başlamamı hafif bir tebessümle anıyor, gözlerimden öpüyorum.

Gubah ne lan?!

Etiketler: ,

:: güzeltme :: Pazar, Eylül 9

Açıkçası "bizim zamanımızda" yaşına geldiğime hiç inanmasam da sanırım kafamın, zamanla kıyaslandığında, örümcek ağından geçilmediğini düşünüyorum. Misal, moda anlayışım hala tamamen kendime göre. Büyük konuşmyayam, zaten heyecanlı bir yapım olsa da küçük harfleri tercih ederim, ama hiç kimse bana o bacakları firkete, kalçaları ise midye tepsisi gibi yayvan ve yaygan gösteren pantolonlardan giydiremez adamım. Ayrıca sözügeçen bu pantolonlar insanı bildiğin güdük gösteriyor yahu, güdük. Hadi ondan geçtim ama Allah aşkına uyanın! Biz seksenlerde çocuktuk ve taytlardan kurtulacağımız günü dört gözle bekliyorduk. Hadi siz değildiniz, bilemezdiniz ama hadi olsun olsun bir sezon olsun bu çılgınlık, sonra geçsin... Yok.. Şimdi nereye dönsem kaçamadığım, kalçaların üstüne doğru boğumlu dökümlü inen tuniğimsi şeylere vatka takıp, altına babet değil topuklu ayakkabı giyersen Madonna'nın True Blue klibinde yaşadığının resmidir. Ayrıca babet ayakkabı dediğin şey sadece siyah file + kısa çorapla giyildiğinde ve hep ve daima gotik bir amaçla kullanıldığında bir şeye benziyor. Yoksa onlu ya da yirmili yaşlardaki kızlarımız neden hala kendilerini şirin ve küçük kız çocukları gibi göstermeye çalışırlar bilmiyorum. Bunun bir başka yazımda belki kafama eserse irdeleyebileceğim "kız çocuklarındaki prenses sendromu"yla ilgili olabilir belki de kesin!

Hoş bu sendrom daha önce bir kaç kez değindiğim üzere artık "kız çocuklarındaki Bratz sendromu"na dönüştü çoktan ya neyse. Bratz bebeklerinin uzaktan ya da yakından transseksüele benzediği maalesef bir gerçek. Bu durumda pek yakında her halde aklı evvel birinin çektiği filmlerinin ülkemizde de vizyona girmesini merakla karşılamaktayım. Büyük ihtimal Spice Girls-All Saints-Destiny's Child karışımı "popçu bratz" (Adrien Brody), "posh bratz" (Sylvester Stallone), "alık bratz" (Leonardo Di Caprio) ve "süper bratz"'in (Govinda - mutlaka tıkla ve tanı), Beverly Hills Teens gibi bir ortamda birbirleriyle olan ilişkileri iredeleniyordur. Sonunda arkadaşlık, dostluk kazanır ve yapıt, gişede, Bratz'lerin filmdeki makyaj masrafını çıkararak tarihe karışır.

Bana ne ve elalemin derdi beni mi... Lakin, anlamıyorum işte o kadar.. Demodeyim. Sapına kadar tek eşliyim, misal. İş ve oynaş'ı aynı cümlede bulunmayanım. Fazla makyaj yapmayanım. Yaparsa da kendine yakıştıramayanım veyahut.

Yukardaki paragraflar "ben bu dünyayı anlamıyorum şekerim" lakırdıları değil. Ne olmuş yani se'glimin son yazısında belirttiği rus kızları modasını yakından takip ediyorsam??!! Yüksek belli dar paça kotlar giyiyorsam.. Leopar desenli ayakkabılarım ve belime kadar uzanan, hiç jölelemediğim at kuyruğu saçlarım varsa... Hava hafif serinledi ya merserize kazaklar giyiyorsam ve kışa yakın Timberland botlarımı da çıkarıp tam olacaksam? Göbek adım da Lebibe'yse noolmuş ha?! Noolmuş!!??

Hadi dünya barışı!

Etiketler: ,

:: yazertesi :: Cumartesi, Eylül 8

The Evil Eyeİnsanların mutlu olmalarını istiyorum, okurhan. Sana, bunu kendi mutluluğumdan çok istediğim zamanlar olduğunu söylesem inanmazsın. Küçük bir kız çocuğu var. Kocaman siyah gözlü, yuvarlak yumuşak yanaklı, tüm masumiyetiyle bir duvar kenarına büzülmüş, hepten küçücük kalmış, tüm o lekesiz yalnızlıkta, tüm o lekesiz duygularla herkes için dua etmeyi öğrenmiş de gelmiş, hiç istememesine rağmen aslında büyükmüş de küçükmüş bir kız çocuğu...

Bu uzun paragraftan sonra o küçük kızın artık küçük bir kadın olduğundan söz edebilir, o günlerin çok gerilerde kaldığını belirtebilir ve üstümüzdeki sonbahar bulutlarını hınzırca dağıtabiliriz. Zira bugün hava modumla çok doğru orantılı. Bir anda gölgelenip bir anda güneş açıyor zibidi. Belki de bu yüzdendir amcamın bu sabahımıza 145 defa üstüste dinleyerek "Güller ve Dudaklar" Zuhal Olcay Version'u pelesenk etmesi.

İçime gelen fenalıklardan uzak durursam dünyanın en mutlu insanı olduğumu söylemiş miydim? Ah elbette söylemedim. Bunca zaman nerelerdeydim kim bilir, hm? Düşününce bana bile inanamıyorumşekerimolmazbukadarıpesoha gelen deneyimlerden geçtim. Sevgili arkadaşım Bourgeois'nın dediği gibi, "Aynı anda bir çok sınavı verdi.."(m).

Hm... Bu yazının keyfimle doğru orantılı olmasını isterken ortaya yükte ağır birşeyler çıkıyor galiba. Neyse bırakayım kendi bildiği gibi aksın. Açıkçası bu yazın bana öğrettiği en önemli ders buydu:

"Su yolunu bulur"

Daima...

Biradetimin (bizde kayıtlı ve yeri geldikçe dinlediğimiz diyger meşhur sözün hemen arkasından tabii) sevdiği bir düstur olan bu söz öbeğinin bütün yaza damgasını vurduğunu söylesem iyi olur (Bütün yaza mangasını vuran şey ise "Ergo Proxy"di ki başına her oturuşumuzda uyuklamam yüzünden uykusuz gecelerin Passiflora'sı olarak muamele gördü). Yaşadığım olaylardaki müdahele oranımın kendi haline bırakma oranımdan yüksek olduğunu biliyordum da bu konuda bir şeyler yapma lüzumu görmüyordum. Ta ki son birkaç ayda kendimi rahat bıraktığım ölçüde herşeyin (çok sevmediğim bir kavram osla da "zaman"la) yoluna girdiğini görünceye dek. Ya da yaşatılıp gördürülünceye dek..

Öncelikle yaz demek sağda solda kalmış çiflerin evlenmeye merak saldıkları bir dönem olduğuna göre, biz de bundan nasibimizi aldık. Yamuklumun en yakın arkadaşlarından ve kız arkadaşı benim de pek çok sevgili bir arkadaşım olan Selchook insanı ile bıcırıklar sarışını, hiç de göründüğü gibi olmayan ve prospektüsü iyi niyetle okunması gereken nişanlısı dünya evi'ne (ne demekse?) girdiler. Biz de se'glimle sağdıç ve nedime (İbrahim ve Ceren, Sağdıç ve Nedime.. bunlar önemli karakterler) olarak yerlerimizi aldık. Sabahın 10'undan Gece'nin 1'ine kadar incir topuk üzerinde gezdiğim düşünülürse hala sağ olduğuma şükrediyorum, okurhan. Yine de evlenmek istiyorsan Bahar Country gerçekten de kötü bir seçim değil, aklında bulunsun. Çalışanları yardımperver, güzel, yeşil bir yer işte. Haydi ne duruyorsun koş ona!

Bu düğün fırturosunun hemen ardından ademoğlu Alanya'ya gitme hazırlığına girmiş, ben de hasetimden çatlıyordum ki çok enteresan bir vaziyetle karşı karşıya geldik:

Se'glimin Altınoluk'taki yazlıkları ikamete müsaitti.

İlerde evime mutlaka bir Bombay kedisi alacağım, okurhan. Adı da Carbonel olacak. Buraya yazıyorum.

Nerde kalmıştım? O, yea...

... ve ben bir gün sonra Altınoluğa giden 100 kişilik otobüsteki 15 kişiden biriydim.

Orada olanları uzun uzadıya anlatacak değilim. Sadece 10 gün boyunca hayatımın belki de en zor ve en güzel deneyimlerinden birini yaşadığımı söyleyebilirim.

Mermerci Hatırası2 ay sonra teoride 2 yıldır pratikte 34567886 birlikte olacağın insanın çocukluk ve gençlik anılarının dolu olduğu bir ev ve sahilde 10 gün geçirmek gerçekten de ilginç bir deneyim. Etraftaki her şeyin aslında ona ait olduğu yavaş yavaş kafaya denk etmeye başladıktan sonra psikopatlaşıyorsun. Kimbilir o balkonda, sofrada kaç kez senin gibi oturdu daha önce. Şu anda girdiğin denize senden önce zibilyon defa o girdi farkında mısın? Ooo mehtab yapmışın... Aferin... Çok değil üç dört sene önce o da tam senin şu anda oturduğun bu yerden kafasında kimbilirne olduğu halde geçiyordu. Demek sahilden şehir merkezine akıyorsun.. oh mis... Bak şimdi beş bilemedin altı sene önce bi gün o ve onun tabiriyle AltCrew burda böyle yürürken... O da bu bakkaldan bi sabah ekmek alıyordu ki... İmdat!

Hal böyle olunca, okurhan, her yerin buram buram o kokuyor. Erkek olsan bundan kusarsın, bundan kaçarsın muhtemelen.. Ama hatun olunca iş değişiyor. Her yerin bu kadar o kokunca, o oluyorsun. Bir bakıyorsun ki bambaşka bir şekilde özlemeye başlamışsın.. Bambaşka bağlar oluşmuş seni ona düğümleyen... İçin dışın o olmuş.

Bu bir noktada korkutuyor, okurhan. O zaman işte yalnız kalmaya, bütün olanları sindirmek için tek başına olmaya ihtiyaç duyuyorsun... Bu kadar aşık, böylesine kördüğüm olmak ürkütüyor. Çok mutlu ediyor... Ürkütüyor... Çok mutlu ediyor...

Sonra geri dönüyorsun... Deniz çekiliyor, şehir başlıyor. Onu öyle büyütmüşsün ki yokluğunda, boyu senin boyunu pek çoktan geçmiş. Peki gerçeği bunun farkında olacak mı? Anlayacak mı? Ya da sen anlatabilecek misin? Muhtaç, sefil, sülük gibi yapışkan ya da bağımlı görünmeden "Beni hiç bırakma, olur mu?" diyebilecek misin?

Sonra kapı açılıyor. O beliriyor. Sana kollarını uzatıyor. O kolların arasına sokuluyorsun hissettiklerini kargacık burgacık yazdığın kağıtları içine atarak. Gözlerini kapıyorsun ve seni karşılayan kollar sıkıca sarılırken Evine hoşgeldiğini görüyorsun.

Tüm bunlar olurken sorular yavaş yavaş susuyor zira...

...Su, yolunu buluyor...

Etiketler: , ,