<body><iframe src="http://www.blogger.com/navbar.g?targetBlogID=9127430&amp;blogName=GECEN%C4%B0N+G%C3%9CNL%C3%9C%C4%9E%C3%9C&amp;publishMode=PUBLISH_MODE_BLOGSPOT&amp;navbarType=BLACK&amp;layoutType=CLASSIC&amp;homepageUrl=http%3A%2F%2Fiynx.blogspot.com%2F&amp;searchRoot=http%3A%2F%2Fiynx.blogspot.com%2Fsearch" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no" frameborder="0" height="30px" width="100%" id="navbar-iframe" title="Blogger Navigation and Search"></iframe> <div id="space-for-ie"></div>

:: kusurlu mükemmellik :: Pazartesi, Temmuz 16

SeAngel15 Temmuz Pazar
2:01
Yatak Odası


Hayatındaki herşeyden yorulduğun (zam)anlar vardır ya, Nyx. Hani artık hiçbirşeye gücünün yetmediğini hissettiğin, kollarının iki yana hızlı bir şekilde düşmeleri ve vücuduna çarpıp, çarpmanın hızından hafifçe sekip sonra durmalarından bahsediyorum. Üstüste derin nefesler aldığın ve aldığın her derin nefeste içine çektiğin havanın ılık olmasından bahsediyorum. Ya da sıcak su içmekten...

"Nazara inanır mısın?"

İnanmam. Olan biten herşeyde insanın bilinçaltının rol oynadığına inanırım. Düşüncelerinin altındaki düşüncelerin altındaki düşüncede. Yaşadıklarımızın istesek de istemiyor görünsek de aslında kendi arzularımın sonuçları olduğunu düşünmeyi tercih ediyorum. Bir "control freak" değilim, hayır ve bir dereceye kadar kaderciyim, evet. Sonrasında olanların olması gerekenler olduğunu düşünmek bana daha iyi geliyor.

"Çok yorgun buldum seni bu kez, Ayda." (gölgeler kıpırdaşıp ayışığyla yıkanan odadaki eski somyanın kenarında yoğunlaşırlar) "Sanki seni üzen şeyler olsa da bunları dile getirmekten yorulmuşsun gibi"

*buruk bir gülümsemeyle* Beni üzen şeyler olmasından yorulmuş olmayayım? *başını indirip yorganın kenarıyla oynamaya başlar* Bazen, insanlar senin bencilliğine hayret eder gibi görünürlerken kendi bencilliklerini tamamen gözardı ediyorlar.

"İnsan, doğası gereği, zayıftır ve zayıflıklarını karşısındakinin zayıflıklarının altını çizerek örtmeye çalışır" (gölgeler bir an yorganın kenarını kavrayan elin üzerinde gezinir) "Çok şey yaşadın, yaşadıklarından çok şey öğrendin ama çok az şey yaşamış, öğrenmişsin gibi davranıyorsun. Sanırım yorgunluğunun nedeni bu."

*içini çeker* Bu öyle bir şey ki, Nyx... *bir an duraksayıp alt dudağını düşünceli bir şekilde kemirir* ... eğer yaşadıklarımdan öğrendiklerimi hayata geçirecek olsam hakikaten yapayalnız kalacağım.

"Bunda sorun olan ne?"

*sesi çaresizce yükselir* Yalnızlık kısmına hazır olmayışım! Dışarda koca bir hayat var.. Hayatın içinde akıp giden şeyler var ve o suyun debisini çok uzun yıllar tek başıma kenardan kenardan seyrettim ben. *sesi alçalır ve cılızlaşır* Ben de karışmak istiyorum.

"Karış elbette.. Yalnız kendi dışında olan ya da olabilecek şeyler karşısında verdiğin tepki artık hezeyan değil, bilge bir gülümseme olmalı..." (karşısındakinin konuşmak için ağzını açtığını görünce fısıltısını yükseltir) ".. Sen bu konuda hassassın çünkü daha küçükken çok görmezden gelindin ve kendini çoğu kez sanki yokmuşsun gibi hissettin. Ayrıca sana değer vermesini istediğin insanlar orda olmalarına ihtiyacın varken, yoklardı. Orda olduklarındaysa yorgun ya da hastaydılar. Sen kendinden çok onları düşünerek büyüdün, Ayda. Hala kendinden çok başkalarını düşünüyorsun ama bu ayrı bir konu. Kısacası, dile getirdiğin duygular ya da düşünceler anlaşılmıyorsa, duyulmuyorsa ya da hiçe sayılıyorsa (ya da sen anlaşılmadığını, duyulmadığını ya da hiçe sayıldığını zannediyorsan) bir anda kendini sinirli hissetmeye ya da kontrolünü kaybetmeye başlama nedenin çok derinlerdeki bu yara."

(ayışığı bulutların arkasına saklanıp odayı karanlığa gömer)

"Saçlarındaki beyazları seviyordun değil mi? Tıpkı dudağının üstündeki yara izin gibi"

*başını sallar*

"Seviyordun çünkü aynaya baktığında nerden geldiğini, neler yaşadığını sana hatırlatan izler onlar. Kendince biraz da gururla taşıdığın izler. Saçını boyattın ve saçındaki tek tük beyazlar kapandı. Peki gerçek değişti mi?"

Hayır.

"O halde bunun karşısında isyan etmek niye? Saçlarının beyazlamasını kontrol edebilir misin?"

*bir süre sessiz kalırlar* Peki bu tür bir yara iyileşir mi?

"Muhtemelen. Sen istersen. Olmayacak hiçbirşey yok, malum. Yalnız bir konuda çok ama çok haklısın. Mükemmel olmak zorunda değilsin. Kendini aşıp her zayıflığını, korkunu, üzüntünü ya da geçmiş yaranı tedavi etmek zorunda değilsin ve evet gerçekten hayatında olması gerekenler seni kusurlu mükemmeliğinle sevenler ve senin kusurlu mükemmellikleriyle sevdiklerin olmalı."

(hafifçe gülümserken, Ayda kirpiklerini kırpıştırır)

"Evrendeki en yüce bağlantı nedir biliyor musun? Kusurlu mükemmellikleriyle yolları kesişen ruhların kusurlarını birlikte aşmaya çalışmaları. İşte bu yüzden insan insana muhtaçtır. İnsan bir diğeri olmadan kendini bilemez, deneyimleyemez çünkü. Yardım edecek bir başkası olmasa yardımsever olduğunu bilebilir misin? Ya da yardımsever olma duygusunu deneyimleyebilir misin? İşte gerçek yolculuk budur!"

*Ayda, başını sallar*

"Kusur da kime göre neye göre elbette, gel biz onu sevgi kaynaklı olmayan diye bağlayalım, ama her birinizin sevgi kaynaklı olmayan sayısız davranışı var. Bir de Gece gökyüzünden nasıl göründüğünüzü görebilseydin... İnsan olmanın güzelliği bu. Tadını çıkar."

*o anda playlist'te çalmaya başlayan şarkıyla içini çeker* Küçükken sahilde saatlerce tek başıma oturup denizi seyrettiğim günlerde orda mıydın?

"Elbette."

Bana eşlik eder misin? *elini uzatır*

(Ay'ın önündeki bulut çekilir ve soluk ışık bir kez daha odaya girerken, gölgeler yatağın diğer yanında yoğunlaşıp genç kadının etrafını sararlar) "Memnuniyetle..."

The time has come...

...for me to leave this place
the light, the sound of the cars
have left me broken...


Etiketler: ,

:: koyu kahve - çikolata altın :: Cumartesi, Temmuz 14

Igora Royal 3-65 (Dark Brown - Chocolate Gold)30 yıl sonra sonunda o gün gelmişti. Biraz sendeleyerek verilmiş bir karardı benimkisi. Malum kendilerini çok beğenerek taşımıştım bunca yıl. Hatta her gittiğim kuaför illa ki onlara bir el atmak istemiş, ben de ona uzanan elleri hep kırmıştım. Alnım açık, başım dikti ama bugün artık saçlarımı bir örmek istediğimde sağdan soldan sıçrayan beyazların birikiüçdörtbeşaltı... lan?... halini almaya başladığını görüp gözümü kararttım. Zaten hiçkimse istemediğim birşeyi yaptıramazdı bana. Doğala özdeş gıda boyası varsa onu alacaktım.

İçim biraz buruktu aslında. Adım başı her biri bana sanki "Ne yani Ayda.. bunca yıldır gurur duyardın benimle, böyle mi olduk şimdi? Ciddi misin? Yok be dalga geçiyosun. Ya bisaniye şimdi nası ya? Öyle pat diye karar verilir mi ya mahvolursak bak düşün bi daa gözünü seviim bak hoop! Çiptir girdi kuaföre! Saffet, Mübeccel, Külbastı, Pençüse bişeyler yapın olm!!!" der gibiydi. Kulaklarımı da tıkamıştım, gözlerimi karartırken neyse ki çok şükür aferin.

Zaten bu tip olaylarda gözümü kararttıysam geri dönüşün olmadığını hatırladıklarında da ağlamaklı sünüp, sustular.

Kendimden emin bir ifadeyle boya kataloğunu istedim. Öylece.. Tek başıma... Oysa bu tip fevri kararlarda mutlaka iki hatun olunurdu gözlemlediğim kadarıyla. 3 saat bir kataloğa bakarlar ve biri diğerine "Ay valla bak buna ne dersin" ya da "Olmaz Aysel ısırganotu moru gibi bi renk o, soldan meç attır şunu sen, sağdan da röfle gelsin" diye geri vokal yapıp dururdu. Hala röfle, meç filan nedir bilmem. A dur meç bilirim. Crossmatch'de var hani çapraz eşleşme. Bütün dizilerde yapılır bu olay. Diğerini merak etmiyorum anlaşılabileceği üzre.

Neyse yaklaşık bir 10 dakika kadar kataloğa baktım ve güzeller içinden bir renk beni çekti. Zaten bu on dakikanın son 3 dakikası tamamen diğer renklerle benim beğendiğim rengin karşılaştırma ve bir nevi "çok ciddi bi seçim yapıyorum farkettiysen" imajını oturtma amaçlıydı.

Daha sonra Kaya Bey'in yanına gittim ve "Bunu istiyorum" dedim. Kaya Bey kafasını sallayarak "Kendi rengine yakın..." tepkisini verdi. Ben de "ha şunu bileydin" anlamı içeren ağır ağır baş sallamasıyla kontratak yaptım. Kaya Bey bir kez daha içedönük ve sayıları bir elin parmağını geçmeyecek azlıktaki iyi ara sokak kuaförlerinden biri olmanın verdiği vurdumduymazlıkla çekip gitti.

Sonra kalfa küçük, plastik bir kap ve fırçayla tepemde yerini alırken son bir haftada ikinci kez "Kızım işte o an bu an. Ya çıktın ya sıçtın" dedim içimden. Kalfa boyayı kafama sürerken de dünyanın en doğal şeyini yaptırıyormuşçasına bi çay söyledim. Kendimden alıştığım üzere, yaptığım seçimler pek çok nadiren yanlış olduğu için, daha boya kafamda üstüne güneş vurmuş yaprak yeşili rengindeyken bile sonucun mükemmel olacağını biliyordum.

Öyle de oldu. Hatta o bayıldığım kendi saç rengimden daha bile güzel oldu çünkü kendi saçımdan bir iki ton daha açığı yeni saçım.. ve aynı kızıl/çikolata ışıklar yayılıyor güneş vurduğunda. Hatta eskisinden daha da parlak bir biçemde.

O gazla "Kaya Bey" dedim, "Al eline makası, at şu saçın önüne uzunlu kısalı katları bakiim". Kaya Bey içedönük ve sayıları bir elin parmağını geçmeyecek azlıktaki iyi ara sokak kuaförlerinden biri olmanın verdiği vurdumduymazlıkla eline makası alıp, tek kelime etmeden saçımı tam istediğim gibi kesti. Yetmedi, bir de tam istediğim gibi bir fön çekti.

Denir ki kuaföre giren çok az kadın mutlu çıkar.

Azınlıkta olduğumu söylemiş miydim?

Etiketler:

:: empat! :: Perşembe, Temmuz 12

as Rogue as it getsPek uykum var, okurhan. Başım her an klavyenin üstüne düşebilir ve bu yazının devamı jq
P3R9UÜ*478 Ğ02896B42385R*2 1Ğ09E 3İPOI4HGFERRRRRRRRRRRRRRrrrrrrrrrrrrrr diye devam edebilir ki bunun olmaması için çalışmalarımız hızla devam ediyor. Yine de çevreye vereceğimiz bilimum sapma sıçan serbest çağrışımlardan ötürü çok pardon.

Bir çok kereler dilimde tüy bittiği gibi ne yaparsam yapayım yaz bana yaramıyor. Hayır yani bronzlaştım, birhoşlaştım, serpildim, süper elbiseler (birden çok), kapriler(birden çok), şalvar etek (bir adet) aldım yine de çocuğa en ciddi kıyafetleri de giydirsen çocuk, çocuk işte. Dubidakka aslında ben başka birşey diyordum neydi hah evet yaz yaramıyor bana.. Yaramıyor çünkü yazları çok sıcak, bu bir. Yazları sivrisinekler var, bu iki. Yazları günler Gecelerden daha uzun, bu üç. Yazları insanlar, "nedense", göze daha sapkın görünüyorlar (kışları genelde telaşlıdırlar, bir yerlere yetişeceklerdir, meşguldürler ya da hava soğuktur, yağmurludur kapağı eve/sıcak bir yere atmak için tutuşur ve etraflarına dikkat etmezler ya da az ederler. Bu durum, bence, güzeldir. Yazları ise meşgul de olsalar sürekli bitkin, bitap vaziyettedirler. Sıcaktan ya bunalmışlardır ya da kudurmuşlardır. Erkeği, kadını farketmez, önlerine değil, mal mal ya da çaktırmadan etrafa bakınırlar. Sanki hiç aceleleri yok gibidir. Aceleleri varsa da mayışmışlar, yavaşlamışlardır. Bu durum, bence, çirkindir), bu dört. Buna mukabil yaz, sadece tatil beldesinde ya da bizim çocukluğumuzdaki gibi "yazlık"ta ya da California'da, Avustralya'da, Güney Afrika'da, Hawaii'de filan güzeldir, şehirde değil, bu beş. E madem mekanla doğru orantılısın ne sıkıyorsun kardeşim beni senede bi defa, bu da altı.

Yukardaki paragraf bugüne kadar yazdığım en uzun paragraf olabilir mi acaba?

Kısaca dünyanın bi tarafının sürekli yaz diğer tarafının sürekli kış olması taraftarıyım. Ara bölgeler de sürekli ilkbahar ve sonbahar olsun. Bak sonbahara bayılırım. İlkbaharı da severim böyle yine yeşillendi fındık dalları gibi. Ben, misal, canımın çektiği aralarda dünyanın yaz tarafına gidip yüzeyim, mis gibi güneş geneyim, o olsun. Evetevet bu böyle olsun kesin. Tamam.

Şu an bi çeviri var onu yapsam çok sevaba giricem ama çok uykum var ve çok saçmayım. En son böyle bir çeviri yaptığımda, notere gidip onaylanan belgeler 19 şubat yerine 15 şubat diye çevirdim diye yeniden bize gelmiş, düzeltilmiş, yeniden notere gönderilmiş, ölme eşeğim ölme adamım'ştı. O yüzden trene bakar gibi bir gün geçiriyorum ya hadi hayırlısı.

Lezzet ikizimin Wolverine, benimse Rogue olduğumu bilmeyen kaldı mı acaba? Evet ikimiz de birer mutantızdır. Homo Sapiens Superior Domesticus Melodicae Gamer olmak zor bir zanaat. Zaten kendisi bunu ispat edercesine "Wolverines City"e göç etmiş ve beni yaban ellerde "ee nolcak şimdi?" biçeminde bırakmıştır (özledim, kamulan!!!!). Kendisine Wolverine dememizin sebebi sakin sakin dururken bir anda üstüne basılan damarından beklenmeyecek bir biçemde celallenebilmesi ve adamantium pençelerini çekinmeden karşısındakine geçirip kalıcı arazlar bırakabilmesidir. Genelde bi öfkelidir, asabidir, Wolverine. Dayanıklıdır, gözü karadır. Harbi oğlandır. Lezizim de öyledir. Hiç öyle görünmez ama öyledir. Denersen, görürsün. Taksim'de adam dövmüşlüğü vardır ve ben çok ciddiyimdir.

Benimse öfkem gölgelidir. Beni cidden öfkeli gören çok çok çok az insan vardır şu hayatta. Her insan gibi ben de sinirlenirim ama öfkelenmem. Öfke, ayrı bir şeydir.

Peki ya bana neden Rogue denir? Daha önce anlatmıştım, yine anlatayım. Çünkü bende nasıl olduğunu hiç bilmediğim ama insanlarda bir şekilde "anlatmaya başlama"ya neden olan bir empati vardır. Örneğin, geçen, büroya gelen hayatımda ilk kez gördüğüm bir kadıncağız, oturduğu gibi anlatmaya başladı, sonra yaptığını farkedip sözlerini "hay Allah sorunlarımla başınızı ağrıttım özür dilerim"le noktaladığında bir saat geçmişti. Rogue'un özelliği, dokunduğu herkesin özelliklerini/anılarını kazanmaya başlamasıdır. İşin trajik olan tarafı Rogue, bu özelliği yüzünden hayatı boyunca kimseye dokunamayacaktır.

İnsanlar kendilerinden parçaları bana aktarmaya başladıklarında onların hissettiklerini, düşündüklerini hisseder ve düşünürüm ben de. Bu, istemsiz birşeydir benim için. O anda karşımdakinin ağzından çıkanın benim aklıma yatıp yatmaması önemli değildir. Dinlerim. Hissederim. Anla(ş)masam da paylaşırım. Ha özümde bambaşka bir insan olabilirim ama bu durum karşımdaki insanla bir frekansta buluşmam için yeterlidir. Aslen, benim gibilere Empath deniyor (nabza göre şerbet verenlerle karıştırılmaya, aman ha!).

Tabii insanların düşündükleri ya da hissettikleri beni kıracak, sinirlendirecek şeylerse, eh o zaman da kırılıp, sinirlenirim. Değilse, gül gibi geçinip giderim.

O değil de yuh be ne yazdım sıkıntıdan. Hadi gittim ben cık cık cık...

Etiketler: ,

:: destiny nedir :: Cumartesi, Temmuz 7

Yazgın havalarda içe derin sular serpen bir şarkının 2:10-2:09-2:08'de dahil olduğum enfes klibidir..



Ayrıca 3 dakika 45 saniyelik bu çok güzel!liğin yıldızları, bankta oturan yaşlı amca ve teyzedir ki "kader" dedikleri olsa olsa bu olsa gerektir.


When I'm weak, I draw strength from you
And when you're lost, I know how to change your mood
And when I'm down, you breathe life over me
Even though we're miles apart, we are each other's destiny

Etiketler: ,

:: kesif hatırat :: Cuma, Temmuz 6

Night Side of the Moon
Rahat ver!
İzin ver!
Aç kapını
Kanatlarını,
İçini,
Uç! Git
Ki kırgınlıktan gel ve
Saf'lara geç..

Dinle!
Sus!
Ve dinle!
"Çok geç" kalma dinlemeye...
Eski bir Çin atasözü der ki:
"Gül kokusu kalır,
Gül veren elde
".

Tutma,
Sıkma,
Gülümse,
Aç avcunu,
Anla...
En azından çabala,
Zıvana'ya sahip çık
Çıkarma
Çıkartma!

Huzur ver,
Huzur!
Dinginlik ve esenlik,
Serin bir rüzgar,
Ilık bir yorgan ol.
Ne sıcağa ve soğuğa
Ne etliye sütlüye
Bulaşma!
Hududunu bil,
Haritaları karıştırma...

Yok!sa,
Umduğun mutluluklar
Bir bir yıkılacak üzerine
Ve ya(pa)lnızlık bulaşacak
Hikayenin son bölümüne..

Biraz inancın varsa
Unutma ki
Tüm kapılar yüzüne kapansa da
Cennetin kapıları daima açıktır insana
...

Bırak Şark'ı Garp'ı,
Dön kendine
İçine...
Rahatla!
İzin ver!
Aç kapını,
Kanatlarını,
Ve
Uç artık...

Uç...


Etiketler:

:: terazi :: Pazartesi, Temmuz 2

:: terazi burcu erkeği ::

Yanar döner bir hatun kişiyseniz, önden buyrun. Eve hoşgeldiniz (home sweet home).

Terazi erkeklerinin hemen hemen tümünün efsanevi kararsızlıkları karşısında bu yanar dönerlik en büyük kozunuz ve belki de fazla hasar görmeden gününüzü gün etmenize olanak sağlayacak yegane savunma mekanizmanız olacaktır.

Bir kere eğri oturuyor doğru konuşuyoruz ki bu adam güzel kadına hayrandır. Şayet biraderleri Boğa, Balık ve Aslan erkekleri zodyağın Athos, Porthos ve Aramis'iyse bu adam da zodyağın Dartagnan'ıdır. Şayet ortalamanın altında bir tipseniz ya da ortalamanın altında olup da onu cezbedecek bir olanaklar denizine ve/veya egzantrik bir hayata sahip değilseniz gözünüzü daha mülayim adamlara çevirmeniz şiddetle tavsiye olunur. Ha ama bir erkeğin harcadığı kadınlar listesine girmek konusunda azimliyseniz tutmayalım biz sizi.

Doğrudur, Terazi erkekleri neye benzerlerse benzesinler mutlaka çekicidirler. Bir çoğu eli yüzü düzgünden, bir tanrı gördüm sankiye uzanan skalada yer alsalar da haliyle genlerinin gazabına uğrayan terazi erkekleri de yok değildir. Nitekim bunlarda bile anlaşılmaz bir fiziksel etkileyicilik bulunur ki bu da zodyağın diğer erkeklerine haksızlıktır. Ama tabii boşuna dememiş meşhur bir birleşik devletler atasözü: "Shit happens!".

Kahpe Venüs sağolsun, bu adam doğuştan şeytan tüyü implantlarıyla donatıldığı için, ergenlik çağındaki Terazi erkeği önce biraz şaşalar. Sonra çabukcak toparlanır ve ilk kez aşık olur. İlk aşk kazığını da yedikten sonra onu kimse tutamaz. Zaten önüne gelen her beş kadından biri kendisinde hoşlanılacak bir şeyler bulma gafletinde bulunacağından o da kendini hormonlara verir. O vur patlayıp çal oynayadursun, bu arada üniversite sınavı, iş hayatı filan yıllar da geçer. Genel olarak koca bir hayat iş Terazi erkeğine gelince bu kadarla özetlenir işte.

Şimdi bu adamdaki en büyük ikilem güzelliğe hayran filan olması değil, onunla ne yapacağını bilemeyecek kadar kararsız olmasıdır. Diyelim ki çekicisiniz, bu da size çekildi. Öncelikle emin olunabilecek bir şey vardır ki o esnada size çekilen tüm rakiplerinden daima bir adım öndedir kendisi. Sizi kapsama alanına aldığı andan itibaren elde etmek için elindeki tüm olanakları seferber edecektir bir kere. Önce şeytan tüyü devreye sokulacak, akabinde aranızda geçen konuşma esnasında içtiğiniz içkiden / sigaradan, şalınıza sarılış oranınıza göre bünyenizin üşüme katsayısına kadar her bir detayı kaydedecektir. Ürperdiyseniz ceket verilecek, susadıysanız seferber olunacak, açsanız en sevdiğiniz yemek öğrenilip şaşkın bakışlarınız altında tedarik edilecektir.

İlk sınavı verir vermez olanakları dahilinde başbaşa akşam yemeklerine, hediyelere ve ilgiye boğulmaya hazır olun. Sizi daraltmadan, aradaki nazik çizgiyi koruyarak flört'ün feriştahını etmekte Terazi erkeğinin üstüne yoktur. Eh bunca dişiyle münasebette bulunduktan sonra, aşık rolünde en iyi erkek oyuncu oscar'ını almış olmasına şaşırmamanız gerekir.

İyi güzel ayaklarınızı yerden kesti, muradına erdi ve bir sabah / öğlen / akşam / gece kendinizi onun kollarında buldunuz. Gözünüz aydın. Zaten herşey bu noktada dışkıya sarar.

Elde ettikten sonra Terazi erkeği elde ettiği kadınla ne yapacağına bir türlü karar veremez. Şimdi onu sevmeli midir sevmemeli midir, onu aramalı mıdır aramamalı mıdır, bu ciddi bir ilişki midir yoksa bir gönül eğlencesi mi? Denilebilir ki: "Aşktan bahsediyorsun dikkatini çekerim. Bu işin sorgusu suali mi olur?". Olur olur. İşbu Terazi erkeği olunca hem de nasıl olur.

Bir kere gözünüzdeki pembe bulutlar büyük hayal kırıklarıyla dağılmaya başlayınca anlarsınız ki bu adam duygu değil mantık insanıdır. İlk aşkı değilseniz siz gelmeden çok önce duygusal ilişkilerini otomatik pilota bağlamış, cinsel organına dahi mantık geçirmiştir kendisi. Etrafınızda dört dönen o adamın korkunç bir hızla gevşemeye ve yaymaya başladığını gördüğünüzde dileriz çoktan ona aşık olmamışsınızdır. Çünkü işte tam da bu noktada yanar döner yapınız bu ilişkinin yürümesini ve kalbinizin kırılmamasını sağlayacaktır. Sağlam, oturaklı ve büyük harflerle "GÜVENİLİR" birşeyler arıyorsanız Terazi erkeği size bunları sunmaktan çok uzak bir adamdır.

Bir kere size ne kadar bağlı olduğunu söylerse söylesin, gözü daima dışardadır. Muhtemelen elinin altında ona hayran olan ve sizden ilgi göremediği anlarda kendisini flört yağmurlarına tutacak birileri mutlak mevcuttur. Güya kibardır ya, size bunu hissetirmek istemez haspam. Yine de altıncı duyunuz er ya da geç size bu adamla yalnız olmadığınızı bir şekilde fark ettirecektir.

Terazi burcu erkeği hakkında huzur ve uyum aradığına dair bir sürü söylentiyle karşılaşacaksınızdır. Çömleğinin kılı ağardıysa bu doğrudur. Ama o yaşlardan önce bu adam kendisine verilen huzur ve uyumun kıymetini zerre kadar bilmez. Aksine duygusal egosu hayli şişkin olduğundan onu elde tutabilmenizin yegane yolu ateşli kavgalar ardından gelecek ateşli sevişmeler olacaktır. Bir şekilde sakın ha kıskanç olmadığı palavrasına inanmayın. Onu göz göre göre kıskandırmayın ama etrafınızda tıpkı onun olduğu gibi sizin de hayranlarınız olduğunu hissettirin.

Ona bulunmaz hint kumaşı muamelesi yapmak kadar kestirmeden kaybetme yolu yoktur.

Hayatınızı yaşayın. Onu ilgisiz bırakmayın ama hayatınızın merkezi de yapmayın. Çoğu kez tutan tembelliğine, pinekleme huyuna aldırış etmeden çıkıp eğlenin, gezin tozun. Bu arada kendine sonsuz güvendiğinden size de daima güveniyormuş izlenimi verecek ve dışarda dansınız, içkiniz geldiğinde zerre kadar sizden şüphe etmediğini tekrarlayacaktır.

Yutmayın!

Dışarı çıkarken en vurucu kıyafetlerinizi giyin ve homurdanmasına aldırıp sakın ona güvence vermeye kalkmayın. Terazi erkeği kadar sizi cepte görmeye meyletmeye hazır ve nazır başka burç erkeği yoktur dedik, malum. Yukarda saydığımız üç silahşörler bile sizi o halde sahiplenmeye kalkacaklardır ama bu adam asla. Bırakın kıskanmadığını iddia ederken içi içini yesin. Duygularınızdan kısmayın ama sakın onun için duygularınızın esiri de olmayın.

Ama neden?

Çünkü bu adam aynı zamanda dönek ve yalancıdır da. Size verdiği tüm sözleri kafasında evirecek ve bir sabah hepsinden vazgeçecektir. Yalan konusu ise hazin bir konudur. Aslında bunu hiç sevmez ama gözyaşlarınızı, bağırtınızı ya da dırdırınızı çekmektense sözümona masum bir yalan uydurmaktan çekinmez. Ayrıca yine kendince zaten ortada asla büyütülecek bir şey yoktur. Siz büyütürsünüz herşeyi.

Kısaca ve özce, yalnız pratikte iyi bir aşığa hayır demiyorsanız, birileri tarafından anlaşılmak ve paylaşmak gibi dertleriniz yoksa, hoş bir adamla hoş günler ve geceler geçirmekse niyetiniz, afiyet yağ bal olsun.

Yoksa Mitra aşkına saçmalamayın!


:: terazi burcu kadını ::


Güneş sisteminin ikinci ve en güzel gezegeni Venüs tarafından idame ettirilen Terazi burcu kadınları astrolojik klasmanlarının hakkını burcun erkeklerinden daha iyi vermekle nam salmışlardır. Tabii bunu okuyan bünyelerde hafif bir adrenalin yükselmesi, efenim şöyle kaypak bir gülüş, "Hah sonunda hatun biri için iyi bir laf etti de ekşi astrolog kapşonunu sıyırdı, ahanda gönüllerde sultan olmak üzere" düşünmesi peydah olabilir. Olsundur. Müstakbel geline düğünde takılan paralardan üç beş lazım olduğunda o paraların arka odadaki halılarla uyum sağladığı için geçen yıl aldığı birinci sınıf Picasso reprodiksoyununa gittiğini öğrendiğinizde şeyi tutuşan ben olmayacağım bana ne.

İstisnasız tüm Venüs kadınları aşkı aşk gibi yaşamayı bilirler. Üstelik en iyi haber de ona ayak uydurmak adına Raj Kapoor olup bulutlar üzerinde şarkı söyleyerek şaşkın hint dansları yapacak kadar sulu sepken romantik biri olmanız gerekmediğidir. Siz aşkı dolu dolu yaşayamıyorsanız da bu kadın size aşık olup sevdiyse kendisi sapına kadar yaşayacaktır. Öncelikle egonuz okşanacak bittabii. Akabindeyse ara ara "ulan nooluyoruz bu işte bir cozurtu var" tadında hissi kablel vukular başgöstermeye başlayacak. Sonundaysa Terazi kadının hülyalı ve derin aşkı karşısında kendisini feci kıskanıyor bulma ihtimaliniz yüzde çok olacak. İmrenirsiniz bu hatunun duygularını böylesine güzel yaşayabilmesinden. Lakin huylu da huyundan vazgeçmez. İnşallah az buçuk teatral yetenekleriniz, iki üç sinematografik sahne yaratabilecek (misal yağmur altında onun için sırsıklam olmaya göz yumup beklenmedik bir anda kapısında bitivermek falan gibi. anladınız işte) kıvamınız vardır. Yoksa imrenti, sonunda sizin için öküz ve tren benzetmesiyle son bulabilir.

İşte bu yüzden bu dişiler burcun erkeklerinden açık ara öndedirler. Artı, bu yüzden burçlar yapıları itibariyle feminen ve maskülen olarak ikiye ayrılırlar ve maskülen bir burç etkisinde doğan hatunlarla feminen bir burç etkisinde doğan erkekler için hayat git gel konya altı saat'tir.

Dürüst olalım. Terazi kadınları eve yakışırsa da ev için yaratılmamışlardır. Bunlar özlerinde kariyer kadınlarıdır. Hayır harika yemek yapabilir, yükseleni alçalanı filan kıyak geçmiş olabilir ama bunlar yapısal olarak kendi kendilerine maddi açıdan yettikleri ölçüde mutlu olan hatunlar oldukları için şayet yaşam onları ev hanımı statüsünde sınırlamışsa belli bir yaştan sonra gençken yapmayı çok sevdiği bir şey olan resme geri sarması kuvvetle muhtemeldir. Mutfak masrafları için masanın üstüne bıraktığınız paranın yarısı size guaj boya olarak geri dönebilir. Akşam yemeğinde de kendinizi yumurta eşliğinde kübizm tartışır bulabilirsiniz. Dua edin de hobisi bu olsun. Güzelliğe ve estetiğe düşkün Venüs kadınları, kafayı çin vazolarına ya da kakma antikalara da takabilir. Veyahut, mazallah, hepten dekorasyona sardırıp 10 senedir uyumsuzluğuyla içini karartan odaları bir iç mimarla baştan yaratmaya kalkabilir. Olmadı evim güzel evim türevi bir programdan size el sallayabilir. Evin içi bitene kadar canınıza tak deyip ana ocağına dönme resti çekerseniz de "Aa selam söyle!!" gibi evlere şenlik bir tepkiyle sizi mest edebilir. Cüzdanınızı ve aklınızı korumak istiyorsanız bırakın teraziniz çalışsın, serpilsin. Yoksa güme gitmeniz işten bile değildir.

Bütün Terazi kadınlarının şaşmaz bir özelliği de karşısındaki kendisine ters ya da onu incitecek bir şey yaptığında tepki vermeyip sessiz kalmaları ve hatanın yapan tarafından anlaşılmasını beklemeleridir. Bu kadınlar bu tip şeyleri sürekli içine attıkları için siz onun, misal, bekletilmekten nefret ettiğini ya da eski sevgilinizden yadigar mumların salonun ortasında olmasından hiç haz etmediğini asla anlamazsınız. Sonra bir gün onu bekletirsiniz ya da salondaki mumları yakarsınız ve hatun sizden ayrılır. Boşuna "Dubidakka nooldu ne bitti" dilleri dökmeyin. Gidip bir yerlerde içmeye başlayın filan. Çünkü sizden habersiz bardak dolmuş ve son damlanızla taşmıştır. Bu adaletsizlik midir? Biz makul insanlar için öyledir ama Venüs kadınları için değil. Bu yüzden havada ani bir soğuma ve hemen ardından ısınma hissederseniz ossaat neler olup bittiğini sorun. Büyük ihtimal herşey yolundaymış gibi davranacaksa da dürtükleyin. Kokusu bir saat içinde çıkacaktır.

Terazi kadınları dengesizdir. Yanlış! Terazi kadınları karar vermekte zorlanır. Doğru! Şaşmaz adalet duyguları yüzünden Venüslü dişiler bir olayı alır ve diğer tüm hemcinslerinden beş kat daha fazla komplo teorisi ve alternatif senaryo şekline getirip düşünür. Zodyakta başka hiçbir kadın herhangi bir erkek davranışının olası nedenleri ve sonuçları konusunda Terazi kadınıyla yarışamaz. Ona aldığınız eldivenlerle eve dönüş yolunda bir taraftan eldivenlere bakıp diğer yandan "Acaba ellerimi güzel bulmuyor mu? Eldiven alamayacak kadar fakir olduğumu mu düşünüyor? Neden deri değil de yün eldiven almış? Yeterince sofistike bir giyim zevkim mi yok onun için? Ayrıca eldivene neden eldiven denmiş de ellik denmemiş?"le başlayan sorular silsilesiyle eve varıp geceyi geçirecek kadın Terazi kadınıdır.

Ha merak etmeyin bu sor(g)ular size yansımaz yansımamasına da onun iç dünyasında gırla giderler. Dengesiz değillerdir bu yüzden. Lakin herhangi bir olayda kati bir karar alınacağı zaman işler biraz arap saçına dönebilir. Yine de işe iyi yanından bakmayı bir denersek Terazilerin sonunda verdiği kararlar genelde herkes için en hayırlı kararlar olur. Bu da züğürt teselliniz olsun oldu olacak.

Venüs, yönettiği insanlara kendine has bir güzellik verdiğinden büyük ihtimalle Terazi dişisinin yanınıza yakışmayacağı bir zaman olmayacaktır. Zaten kendisi ya düpedüz güzeldir ya da kendince güzeldir. Bu anlamda zodyak ona doğuştan kıyak geçmiştir o da onu nasıl kullanacağını ilk ergenlik yıllarından itibaren ses hızıyla öğrenir. Terazi kadınlarında erkeklerinde olduğu gibi flörtöz bir eğilim göze çarparsa da onlar bu işi pek abartmayı sevmezler. Siz artık iyice saçmalamadığınız sürece gözü dışarıya kaymayacaktır. Lakin bir kere de kayarsa o gözleri geri çevirmek pek kolay olmayacaktır. O yüzden işi baştan sağlam tutun neme lazım. İlerde bir gün "Bu çocuk sütçüden mi?" diye sorduklarında siz dıştan dışa o içten içe gülerse halinize ağlayacak birini bulamazsınız.

Peki ya Terazi kadınlarıyla erkeklerinin ortak yönleri hiç mi yoktur? Vardır. En önde gideni de bugün size verdiği sözlerde ne kadar samimiyse, yarın o sözlerin son kullanma tarihinin geçebileceğidir. Ee insan denen şey değişkendir malum. Zaten doğru da göreceli bir kavramdır. İyisi mi doğruların bir listesini çıkarın ve onunla mütemadiyen güncellemeyi ihmal etmeyin. Sonra "E daha geçen ay buna ses etmediydin bu ne perhiz bu ne lahana turşusu?" diye celallendiğinizde size "O turşu değil diyet dolma!" deyip pıs pıs gülebilir.

Gözünüz açık olduğu ve ayaklarınız yere sağlam bastığı müddetçe istridyeden çıkan Venüs'ünüz mahmur mahmur bakmaktan vazgeçmeyecektir. Lakin siz yine de gemici düğümü nasıl atılır bi koşu öğrenip işi sağlama almayı ihmal etmeyin.

Ha yani noolur noolmaz.



Yazarın notu: Bu sitedeki hiçbir yazı -aksi belirtilmediği sürece- ordan burdan arak, yok copy/paste'in pastasıyım gözlerinin hastasıyım değildir. Onçün, sitedeki diğer yazılar gibi bu burç yazıları da yazanın nefasetinin ürünü olup kesinlikle takdire şayandır, evet.

Etiketler: , ,

:: bulutların üstündeki şato :: Pazar, Temmuz 1


There is a castle on a cloud,
(bulutlar üstünde bir şato vardır)
I like to go there in my sleep,
(uykumda oraya gitmeyi çok severim)
Aren't any floors for me to sweep,
(süprülecek bir tek kat bile yoktur)
Not in my castle on a cloud.
(bulutların üstündeki şatomda)

There is a room that's full of toys,
(orada oyuncaklarla dolu bir oda vardır)
There are a hundred boys and girls.
(içinde de yüz kız ve yüz erkek çocuk)
Nobody shouts or talks too loud,
(kimse bağırmaz ya da yüksek sesle konuşmaz)
Not in my castle on a cloud.
(bulutların üstündeki şatomda)

There is a lady all in white,
(beyazlar içinde bir leydi vardır orda)
Holds me and sings a lullaby,
(bana sarılır ve bir ninni söyler)
She's nice to see and she's soft to touch,
(görünüşü pek güzeldir ve yumuşacıktır dokunuşu)
She says, "Cosette, I love you very much!"
(der ki, "Cosette, seni çok seviyorum")

I know a place where no one's lost,
(kimsenin kayıp olmadığı bir yer biliyorum)
I know a place where no one cries,
(kimsenin ağlamadığı bir yer...)
Crying, at all, is not allowed,
(aslında ağlamak hepten yasaktır)
Not in my castle on a cloud.
(bulutların üstündeki şatomda)

Etiketler: , ,