<body><iframe src="http://www.blogger.com/navbar.g?targetBlogID=9127430&amp;blogName=GECEN%C4%B0N+G%C3%9CNL%C3%9C%C4%9E%C3%9C&amp;publishMode=PUBLISH_MODE_BLOGSPOT&amp;navbarType=BLACK&amp;layoutType=CLASSIC&amp;homepageUrl=http%3A%2F%2Fiynx.blogspot.com%2F&amp;searchRoot=http%3A%2F%2Fiynx.blogspot.com%2Fsearch" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no" frameborder="0" height="30px" width="100%" id="navbar-iframe" title="Blogger Navigation and Search"></iframe> <div id="space-for-ie"></div>

:: yerebatış :: Pazar, Mayıs 27

Dön dolaş, okurhan, bazen insanın elinin ayarı kaçabiliyormuş hayatta.
Yok ben şey aslında...
Bu biraz tuhaf şimdi düşününce, (neyse)
Yerebatan sarnıcı kadar bana uyan başka bir yer yok Yeditepeli'de.
O kemerlerin altından geçerken, tüylerim diken diken olurken
Hayranlıktan, gözlerime inanamamaktan ve "nasıl olur da buraya daha sık gelmem" hayıflanmasından, pişmanlığından, affına sığınışından
Babamın kolunda yürürken Topkapı Sarayı'nın ağır taşlı yollarında
Bilhassa ahırların ordaki yalnız huzur eserken yüzüme
Ve karşılıklı Tarihi Sultanahmet Köftecisi'nde yerken köftelerimizi
(ki internet sitelerinin English merzifonu zatı-ı şahaneme aittir)
... ardından yerebattığımda ve nemli kemerlerin yankılı loşluğu çöktüğünde üzerime
Burayla ilgili düşünceler, hayaller taarruza geçtiğinde
Gözlerden ırak bir el uzanıp, göğsümden içeri girip,
Orda atanı olanca gücüyle sıkmaya başladığında
Ve tam o esnada ben Cappucino'mdan bir yudum alıyordum ki,
Gözlerim daldı
ve
Kaşlarım çatıldı
ve
Sultanahmet'in göbeğinde
Gittikçe hızlanan,
Hızlanan, hızlan
an, görünmey
en bir girdab
a kapılıp d
erinlere
doğru s
ürükl
enme
ye b
aşl
ad
ı
m
.
.

Etiketler: ,

:: akrep :: Perşembe, Mayıs 24

:: akrep burcu erkeği ::

Şimdi şekerim, malum... Adama burcunu sordun o da sigara dumanını karizmatik bir şekilde üflerken yükselen boğucu mavi dumanın ötesinden "akrep" diye tısladı, senden de bir gulp efekti mi aldık diyorsun?

Pekala sen önce bir söyle bakalım sever misin kıskanılmayı, sahiplenilmeyi, tekel altına alınmayı, bulmaca çözmesini, siyahı, tartışmayı? Gece filan rahat dışarı çıkabilir misin misal? Saat sınırın var mıdır? İçki, sigara kullanır mısın? Manikür pedikürle aran nasıldır? Seksi misindir? Güzel demedim hayatım, Milla Jovovich olsan farketmez, düpedüz seksi dedim. Misal Stephanie Seymour kimdir bilir misin? Derhal öğren, araştır. Bir iki estetik ameliyat geçir, spora, diyete başla. Vücuduna yüklen. Bol bol vitamin almaya başla. Kondisyonunu arttır, bıçak gibi ol.

Sebep?

Çünkü bu adam seni bayağı yoracak! Ah, şayet akıllı bir kadın değilsen elbette. Bak şimdi var mıdır bir ademoğlu "ben aptalım" diyen he mi ama? Cümleten tüm zodyak ailesi cin misaliyiz, aslanız kaplanız ne olsa. Nitekim sen akrep erkeği diyorsun, güzelim. Yok yok dur bakalım. Bana diplomalarını, sertifikalarını göstermeye hacet yok! Zaten şu an çözümü asla tam olarak bilinmeyecek bir bulmacayla karşı karşıya olan ben değilim. Zekana inanması gereken de ben değilim canım, bizzat tanıştığın akrep erkeğinin ta kendisi... ve inan bana bu bir hayli zor olacak.

Şayet ihtiras ve uçlarda kelimeleri sizi korkutuyorsa Pluto erkeğinin zehrini tatmadan başka bir kabuklu canlıya yönelin. Sırf akrep burcu erkeği maduru hatunlar için kurulması düşünülen yepyeni salyangoz burcu erkeği familyası türeyene kadar sizin oyun alanınız bu adamın çölü değil.

Bir akrep burcu erkeğini diğer erkeklerden ilk bakışta ayıran özelliği, tipi neye benzerse benzesin üzerine çökmüş olan siyahlıktır. Sarışın bile olsalar bu adamlar asla ışıl ışıl parıldamazlar. Zaten çoğu da esmerdir. Ellerine bakın. Üstlerindeki tüyler bir noktada mutlaka yumuşak ve elastikmiş gibi duran solgun benzini belirtmek istercesine aniden bitiverir ya da elleri bir kadın eli kadar ince tüylü veya tüysüzdür. Tabii bütün genellemeler yanlış gibi dursa da bir çok akrep erkeğini bu siyahlık ve özel ellerden ayırdedebilirsiniz. Elbette bir de galaksiye nam salmış bakışlarından! Bir akrep erkeğinin gözleri ister muzip bir çocuğunkine benzesin, ister bilinmeyeni bilen kadim bir bilgenin gözlerine, bakışları sizi bir kez bulduğunda, o kafasını çevirmeden siz onlardan kurtulamazsınız.

Hele bir de dikkatini çekecek kadar ilginç bir yönünüzü bulduysa (yırtmaç, dekolte v.b.) sanki görünmez bir el sizi sırtınızdan kavrar ve akrep erkeğine doğru itmeye başlar. Sonunda bir şekilde kendinizi onun yanında ya da onu sizin yanınızda bulduğunuzda iş işten geçmiştir.

O anda arka planda "Love Me Tender" değil "Join Me in Death" çalmaya başlar ve bu şarkı siz ya onun aşkından ya da kanınıza işleyen zehirden ayılıp bayılana kadar çalmaya devam eder.

Akrep erkeği ilk tanıştığınızda tüm duyduklarınızın aksine son derece içten ve sevecen biri gibi gözükebilir. Genelde belli bir mesafede durmayı ve sahip olduğu kara elf cazibesini tercih edecekse de iş bir akrep erkeğine geldiğinde bir bilinmezle karşı karşıya olduğunuzu unutmayın. Neşeli bir gününde denk geldiyseniz yaptığı kurnazca esprileri ya da içtenliğiyle sizi direkt zihninizden vurabilir.

Bir akrep erkeği asla bayağı değildir. Siz hoş ve boşsanız bu da onun sorunu değildir. Sizinle er geç yatacak ve sabaha yüzünüzde kocaman bir gülümsemeyle bomboş bir yatakta uyandığınızda çoktan kendi karanlık dehlizlerinde kaybolmuş olacaktır. Aramaya, ulaşmaya çalışmak, "aşkıaaam nerdesiaan?" mesajlarınız boşuna ve gözünüz aydındır.

Şayet seksi ve akıllı bir kadınsanız, ki bu akrep'in anladığı şekilde zor bulunan bir ikilidir, işler o zaman değişebilir. Akrep erkeği önce sizi ölçüp tartacak, bunu yaparken önünüze birkaç orta zorlukta bulmaca atacak, bunları çözebilirseniz de mutlulukla el çırpmayacak, memnuniyetle hafifçe gülümseyecektir. O gülüş de zaten sizin sınavlarını başarıyla atlatmanıza değil sizin hakkınızda yanılmadığı için kendisinedir.

Akabinde akrep erkeği sizi kararlı bir ilgi ve istikrarlı bir mantıkla ele geçirmeye başlar. Bir sabah uyandığınızda fark edersiniz ki onun kuklası olmuşsunuzdur. Onun da istediği zaten budur. Tüm hayatı kendisi olan akıllı ve seksi bir kadın. Attığınız her adımla ilgilidir. Apaçık olmasa bile ne yaparsanız yapın bir çift gözün sizi izlediğini hissedersiniz. Sürekli takip ediliyormuş gibi bir paranoyaya kapılmanın faydası yoktur. bununla yaşamayı ya öğrenir ya öğrenirsiniz.

Gerçekten seven bir akrep erkeğinin kitabında aldatmak kelimesi geçmez. Aslında geçemez. Çünkü öylesine gururludur ki bunu yapmayı kendine yediremez. Flörtöz olabilir ama bu sadece teoride kalacak ve asla pratiğe dökülmeyecektir...... En azından siz anlamsızlaşmadığınız sürece. Böyle olduğunda bile akrep erkeği aldatmak yerine sizi terk edip gitmeye meğillidir.

Kıskançtır. Bu yüzden onu kıskandırmaya kalkmayın.

Bencildir. Bu yüzden kendinizi ondan öne koymaya kalkmayın.

Seksidir. Liseli Serap triplerinizi bir kenara bırakın. Ancak ve ancak gerçekten bu konuda hassas olduğunuza onu inandırabilecek kadar bekaretinize önem veriyorsanız bunu anlayışla karşılayacaktır. Yine de bu konuda samimi olup olmadığınızı karşı koyulması zorla imkansız arası cinsel manevralarla test edeceğini de bilin... ve çok çok dikkat edin.

Duyarlıdır. Ona bir şeyi iki kere söylemeye kalkmayın.

Duygusaldır. Yine de yanında sulu sepken böğürerek ağlamaya ya da romantizmin aşına su katmaya kalkmayın.

Saygılıdır. Sakın ona saygısızlık yapmayın.

Sadıktır. Aman ha onu aldatmaya yeltenmeyin bile.

Seviyelidir. Tereyağı kıvamına gelmiş, kıkırdıyor bile olsa siz kadınca seviyenizi düşürmeyin.

Sürprizlerle doludur. Ona hayır demeye yeltenmeniz boşunadır. Gecenin ikisinde açtırdığı lunaparkta, bir dönme dolabın en üst noktasında hayretler içinde size hazırlattığı havai fişek gösterisini hayranlıkla, ağzınız açık izlerken o yüzünde aynı hafif gülümsemeyle Bacardi Silver'ından bir yudum alarak sizi izliyor olacaktır.

Bu yüzdendir ki akrep erkekleri dayanılmaz adamlardır. Şayet üstünüze basıp geçtiyse tüm bunları bir gecede kaybetmiş olmaya dayanamazsınız ama bu adam böyledir işte. Ya da onu hayal kırıklığına uğratacak kadar akılsız bir kadınsınızdır ki bunun sonucunda kinci yapısı devreye girecek ve sizi alt üst edecek bir manevrayla çekip gidecektir.

Onu elinizde tutmanın yegane yolu yukardakilerin tümüne uymanın dışında onun avuçlarında görünüp her an uçmaya hazırmış gibi durabilmeyi başarmaktan geçer.

Eh bunu da başarabilen bir kadın zaten hala bu yazıyı okuyorsa dombilidir, taocudur, vesairedir.



:: akrep burcu kadını ::

Yine kaşınıyor bazı yurdum gençleri. Hayır hepimiz bir anadan doğduk hiç mi hakları yok üstünüzde hayrettir. Hani cennet onların ayakları altında filan böyle? İster mi ana yüreği gül gibi besleyip büyüttüğü oğlunun gözünün önünde eriyip gitmesine? Can ve patlıcan içeren o seksenli yıllarda çocuk olmak meselesine yaraşır söze de hiç girmedim bak dikkat ettiysen.

Bi dakka ya. Ne diycekt... ha evet. Artık güneş sistemimizden bile sayılmayan, en gözlerden ırak, hakkında en az şey bilinen böyle bir asosyal gezegen Pluto tarafından yönetilen akrep dişileri nasıl görünürse görünsünler, doğuştan femme fatale donanımıyla dünyaya gelir ve o donanımı gıpgıcır, ilk günkü gibi muhafaza ederek yaşamını tamamlar azizim. Siz onun o flop flop kırpışan gözlerine iç geçirmeye devam ededurun daha çok boyn... ehm... üzülürsünüz.

Bir kere iki kere iki dörttür. Pluto kadınları tüm zodyağa yetecek kadar dişi enerjiyle donatılmıştır. Kendisinde istediğiniz kadar mavi arayın bu değişmeyecektir. Her ne kadar şarap kırmızısını ve siyahı içten içe daima severse de erkeklerin pembeler ve tatlı kırmızıları daha şirin bulduğunu, aşık olacakları kadınlarda ilk izlenim açısından güzellik ve sevimlilik foşurtan şeyleri buram buram seksapeliteye tercih edeceklerini öğrendiği andan itibaren (ki bu düşündüğünüzden de erkendir) akrep dişileri tercihlerini bunlardan yana kullanacaklardır.

Ha akrep kadınlarından ideal kadınlar çıkar mı? Çıkar. Fekat ondaki ideal kadını çıkaracak ideal erkek çoğu zaman ya evlidir ya da gay'dir. Bu yüzden de etrafta dolanan mülayim erkeklerde bir çok kuyruk izine rastlarsınız. Akrep kadınları daima hatırlanırlar. Ama iyi ama kötü. Daima...... elbette tüm erkekler ideal erkek olduklarına inanır. Zaten akrep kadınları da bu inanca oynarlar. Bu yüzden de kaybetmezler azizim. Hiç kaybetmezler. Çünkü zehir gibidirler. O iğnenin suyu nerden gelir sanırdın ki?

Akrep burçlarının insanüstü sezgileri malumdur. Sizi bir kere uzaktan görmesi bile nelerden hoşlandığınızı, bir kadından ne beklediğinizi, Çarşambaları öğle yemeğinde ne çıktığını filan anlamasına yeterlidir (inşallah kuru fasülye çıkmıyordur ya da lahmacun gününüz değildir). Sizi bir sonraki görüşü, karşınıza ideal kadının çıkması sonucu oluşan çenenin taban yapması reaksiyonuyla sonuçlanacaktır. Akrep, büyüsüyle zamanı yavaşlatır ve yanınızdan geçer gider. Sevimli, güvenilir bir iyi aile kızından mı hoşlanırsınız? Gözler hafifçe yere devrilmiş, üstte pantolonla uyumlu ama kesinlikle kenar mahalle güzeli değil şık bir imaj sergileyecek bir şeyler geçirilmiş, sade takılarla da tablo tamamlanmıştır. İddialı kadınlardan mı hoşlanırsınız? Ölçülü ama iç gıcıklayan bir göğüs dekoltesi ve kesinlikle yüksek ökçeler vardır sahnede. Saçlar yapılıdır, makyaj abartı değil ama kesinlikle yüzün en iyi yönlerini ortaya çıkarmış, kusursuz biçemdedir. Yanınızdan geçip giderken size doğru bütün gün aklınızdan çıkmayacak bir bakış fırlatabilir. O andan sonra da hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Akrep gözlerinin daha önce galaksiye nam saldığını söylemiştik.

Yo bu kadın kesinlikle bukalemun gibi değildir. Asla da konduğu kabın şeklini filan almaz. Sadece ilk adımı hep doğru atar ama o adım asla size doğru olmayacaktır. O adımda sizi kendine çağıran bir tılsım olacaktır. İlk adımı tabii siz atacaksınız. Onun yapacak daha önemli işleri mutlak vardır.

İlk adımı attınız. O da size doğru bir adım attı mı?... Hadi ya? ... Eh... Geçmişler olsun. Zira tıpkı erkeği gibi Plüto dişisi de tam bir bilmecedir. Onu tanıdığınızı sandığınız her an bilmediğiniz bir şeyi daha çıkar. Aslında iyisi mi siz onu tanıdığınızı hiç sanmayın da temiz bağlayalım şu meseleyi.

Akrep kadınları kızkardeşleri Başak kadınlarından da beter idealisttirler. Ha ama bakın Başak kadınlarının ilk izlenimine CV'nin katkısı fenomeninin aksine onlar "Odtü inşaat üzerine UCLA'da master yapıp aha bu Porsche'yi aldım" tadındaki söylemlerinizi iplemeyip sezgilerine (kilit kelime) güvenecek ve sizde bir ümit, bir ışık, bir geleceğin Cem Yılmaz'ı ya da Boyner'i potansiyeli hissederlerse o zaman yanınızda kalıp sizi destekleyeceklerdir. Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır lafı Akrep kadınlarından çıkmıştır.

Akrep kadınlarının en muzdarip oldukları konu, akrep kadını olduğunu söylediklerinde herkesin bacakaralarına doğru bir bakış fırlatmasıdır. Zira bu kadın hiç de öyle uluorta bu konulardan dem vurup "female multiple orgasm" sohbetleri yapacak biri değildir. Aksine bu konuda gayet de tutucu ve seçicidirler. Ayrıca kendince size "mümkün" mertebesini verene kadar bu konuda sıvı espriler yapmanızı da hoş karşılamazlar. Ateş bacayı hiç ummadığınız bir anda sarar. İyisi mi bırakın sizi o yönlendirsin. Tanıştığınız akrep dişisiyle akrep kadınları hakkında duyduklarınızı bağdaştırıp akıttığınız salyalardan da haberi olmasın mümkünse.

Şayet sahiplenilmeyi sevmiyorsanız Pluto kadınlarıyla köşe kapmaca oynayın. Zira kıskançlık ve akrep eşanlamlıdır. Sizi kıskanmıyorsa bu işte korkunç bir bit yeniği vardır. Saçlarınızdaki sirkeleri derhal temizletin ve olaya bir de şu açıdan bakmayı deneyin. İş işten ışık hızıyla geçebilir ve siz damarlarınızda dolanan zehirle kıvranırken o arkasına dönüp bakmayacaktır bile.

İşin özü akrep kadınları potansiyel bir kara dul'dur. Derhal National Geographic izlemeye başlayın ve kara dulların erkeklerinin çiftleşmeden önce hazırladıkları hediye paketlerini inceleyin. Temkinli ilerleyin. Hem de çok! Adımlarınızı ihtirasla atmayı ihmal etmeyin. Akrep kadınlarının dansı bir latin dansını andırır. Bol bol terletir ve fazlasıyla içli dışlıdır. Ne demek istediğimi anladığınızı umarım. Anlamıyorsanız gözünüzü bir Yengeç kadınına ya da Başağa veya Boğa'ya çevirin. Olmadı Oğlak'ı deneyin. Akrebin çölü ancak çölün dilinden anlayan bir bedevi'ye göredir.

İhmal demişken sakın ha onu ihmal etmeyin. Zira Pluto kadınlarının cazibesinden eriyip gitmek isteyen biri(leri) mutlak vardır. Şayet onun ihtiraslarını canlı tutacak bir duygu fırtınası ya da onu oyalayacak bir bulmacanız yoksa yokluğunuzda saman altından su yürütmesine engel olamazsınız. Akrep kadınları uzaktan bağlılığını ancak insanüstü bir erkek için sürdürecektir. En ufak bir falsonuz varsa bu kadının yan çizmesine çanak tutuyorsunuz demektir, bilginize.

Ha ama akrep kadınları bilinmez oldukları kadar güvenilirdirler de. Ona söylediğiniz herşey ölene dek onunladır. Ona tüm verdikleriniz de daima onunladır. Plüto dişileri anılarına sağdıktır ve iş ilişkilere geldiğinde kesinlikle fil hafızasına sahiptirler. Yapılan bir iyiliği nasıl unutmazlarsa ufak bir yanlışı da asla bağışlamazlar.

Ve siz kanınızdaki zehirle ateşler içinde yanarken o büyük ihtimalle bir sonraki hedefine uzaktan bakmaktadır.

Neyse artık...



Yazarın notu: Bu sitedeki hiçbir yazı -aksi belirtilmediği sürece- ordan burdan arak, yok copy/paste'in pastasıyım gözlerinin hastasıyım değildir. Onçün, sitedeki diğer yazılar gibi bu burç yazıları da yazanın nefasetinin ürünü olup kesinlikle takdire şayandır, evet.

Etiketler: , ,

:: sabaha karşı :: Çarşamba, Mayıs 23

Saatlerimiz beşi oniki geçiyordu ve ben sabaha karşıydım. Gece'ye ait olunca sabaha karşı olmamak mümkün değildi! Sert bir rüzgar esti camdan içeri ve aşağıda sokak lambalarının yalnızlığındaki caddede bir torba havalanıp ağaçların arasında kayboldu. Bu davetsiz misafir karşısında adlarını asla doğru düzgün bilemeyip belki de hayat boyu onlara saygısızlık edeceğim ağaçlar hışırdadı. Gürgen hangisiydi, palamudu var mıydı gerçekten de.. ki ikincisi bir balık adı da olduğuna göre aynı isimli balıklar ağaç meyvelerine mi benziyorlardı? Ya da belki de her ilkbahar meşe ağaçlarında yetişen palamutlar, sincaplar tarafından toplanıp geceleri denize atılıyordu. Suya değen kabuklar ıslanıyor, içerdeki larvalar da bunu hissedip kabuklarını kırarak suya püskürüyorlardı. Bütün bunlar Geceleri oluyordu ve işte biz bu yüzden olan bitenden habersizdik.
Bu yüzden sabaha karşıydım.

Bana ne olacağını bilmiyordum. Ölecek miydim? Hayır bu kavram söz konusu bile olamazdı.. Keza bir düşünce balonluk ömrü saniyeler sonra bitti. Korkuyordum en çok bunu hatırlıyorum ama tuhaf bir biçimde epeyce güçlüydüm. Hayatıma değmiş insanlar hayatlarına devam etmişlerdi ve ben onları bu yüzden bir süre suçlamıştım. Sonra aralarından en leziz olanı bana şöyle demişti: "Ben olduğum yerden sana baktığımda seni olduğunu sandığın yerde görmüyorum". Bunu dünyanın öbür ucundan söylüyorsa bir bildiği vardı mutlaka. Bundan bir süre sonra Gecelerin subjektif, gündüzlerinse objektif yargıların yaşandığı yerler olduğunu farkettim. Gündüz, güç, para, kariyer, sıcak, kalabalık, kitabın kapağı, egolar, tabüldot ya da fast(food) yemekler, zoraki sorumluluklar ve gündüz gözüyle görülen mantıklı bir süreydi. Gecelerse ev, kapalı kapılar, çarşaflar, dinlenme, bireysel seçimler, kitabın içeriği, özel (bir) hayat, yüzleşme, elde yapılmış ya da damak tadına yönelik yemekler, sakinlik, serinlik ve bilinmeyeni içeren gölgelerle örtülü duygusal bir süreçti.

Bu yüzden sabaha karşıydım.

Uğur böcekleri ve batıl inançlar arasındaki ilişkiyi düşünecek olursam, örneğin, topuklu ayakkabılar ve batıl inançlar arasındaki ilişkiyi de esgeçmemem gerek. Gündüz özene bözene giyilmiş bir çift topuklu ayakkabı, akşam eve dönerken geçilmek durumunda kalınan ıssızca bir sokakta çok feci ve yüksek sesler çıkaracak, potansiyel bela davetiyesi olacaktır. Tüm filmlerde işlenen bu tema, yankesicileri, sapıkları, vampirleri, uzaylıları ve tüm bunlarla başetmeye and içmiş süper bir kahramanı aynı yerde toplama gücüne sahipse, topuklu ayakkabılar için de bir batıl inancımız olmasını uygun görmek üzereydim ki ilerdeki gökdelenin üzerinden belli belirsiz bir ışık hüzmesi saçılmaya başladı. Henüz zayıftı.. elbet güçlenecekti.. Zayıf gördüğümüz her şeyin içinde potansiyel bir sessiz at çiftesi mevcuttur. O çifte atılır ya da atılmaz. Bu, kişinin cesaretiyle ilgili olsa da potansiyelin varolduğu gerçeğini değiştirmez.

Derken onca karşı duruşa rağmen ışık çoğaldı...

(hey sen! bu satırları okuyan kız.
sana bugün çok güzel olduğunu
söyleyen oldu mu?
)


...ve sabah oldu.

Etiketler: , ,

:: uslumru :: Cuma, Mayıs 18

BloodshotAylardır istediğim bir çok şey vardı, malum kadın milletiyiz, ama tam burda başka şey isteseydim olurmuş dediğim birşey oldu. Blogger'a girmemle birlikte şu mandrakenin meyki haberle karşılaştım: "Now Blogger saves your drafts automatically!" (Şimdi Blogger size çay koyuyor). Bu fikri yaklaşık aylardır konuşuyorduz yavuklumla ve kararımı vermiştim. Sayın Blogger yöneticilerine bu fikri bir mail olarak atmak, benim fikrim geldi diyerek "ahah bu kız çok komik kesin yapalım dediğini evetevet necati ctrlaltdel yap ordan!" dedirtmek ama bunu dedirtirken o espriyi aslında benim yapmadığımı ve hiç gülmediğimi bilmemelerini de sağlamak istiyordum da buna ne zaman meyletsem, mail'e meyledeceğim yetkili bir adres bulamıyordum. Keşke, kamulan keşke!!!! Yeşil bu ara huzur verir oldu bana bir de pencere pervazına yeniden kumrular konmaya ve o
u
u-u-u
diye çıkardıkları (u-u-u'nun ortasındaki -u-'da vurgu var) kesik kesif sesi duyduğumda hissediyorum bu huzuru. Hayrolsun, hayır olsun, hayır! olsun, hayır! olsun! demek lazım herhalde. Aslında hemen yani şu anda karın tokluğuna serbest çağrışmayı bırakabilirim. Madem artık çağrışmak istemiyorum o zaman yemek yiyeyim madem.

Ah unutmadan... Bu gölgeli gün ne kadar da pek güzel böyle.

Etiketler: , ,

:: peçe :: Salı, Mayıs 15

Sonra sözlerin ihanetine uğradı ecel ve çıkmaz sokaklarda
İrinli eller, görünmez bir yumru tıkadı boğazına
Bilinen acıtınca bilinmeyen iyi gelirdi
"Yarının ne götüreceği belli olmaz" diye fısıldardı öyküler
Etken fiiller edilgen(il)irken
Kendi köşelerinde birer yudum su içti boksörler
Xinci raunddan önce, dinlenildi
Yinelenmeden önce yenilenirdi insanoğlu.

Önce öz, sonra söz, en son gözyaşları akardı.
Zaman şeffaf elleriyle işlerdi insana yüzündeki çizgileri
Ve büyüklük daima canı en çok yananda kalırdı.

En uzun Geceler en çok beklenilenin gelmediği
En kısa günler en mutluluk verenlerdendi.

Hüzün derinlerde uyanırken uyudu insanlar
Uyanınca güldüler, geçti sandılar.
Kapılarını açıp başlarını dışarı uzattıklarında
Gördükleri karşısında sustular.
Griydi, her yer... Siyah ve
beyaz'ın olmadığı bir
diyardaydılar.
Garipsediler.

Garipserdi
insanlar...
...alışmadan
önce.

Etiketler: , ,

:: duvara nazır :: Cumartesi, Mayıs 5

BuffadyaDün gece Buffy'nin beşinci sezonunun onbeşinci bölümü "I Was Made To Love You"yu (yuyu) seyretmiş, lapitap'ı kucağımdan yatağa indirmiş, duvara aval aval bakarken şunu farkettim. Dur söyliycem.. ama ondan önce iflah olmadı, olmayacak bir Buffy seyircisi olduğumu bilen biliyor da bu dizi benim zihnimi de mi açıyor yoksa diye bir an hayret edip etmemeye karar veremedim. Neyse hayatta bir şeyin heyranı olacaksam Buffy the Vampire Slayer ve Madonna iyi kapışırlar. Hatta birinciyi fotofiniş'le belirlemek lazım gelebilir o derece. Lafı süper uzatır ve sadete gelmem. Aslında hatırlıyorum, çok eskiden böyle 10 yaşında filanken örneğin, acayip direkt biriydim. Dikkat ettiysen hala uzatıyorum lafı.

Neyse şunu farkettim duvarlarda... Hani şu sürekli idealize edilen ve içten içe herkesin aradığı o koşulsuz sevgi var ya. Hah! İşte o, yok diyeceğimi sandın tabi sen ama var! Var, var olmasına da dün gece işte duvarın birinde farkettiğim üzere o idealize edilen "saf sevgi", insanın çok temel bir ihtiyacı karşılanıyorsa var:

İhtiyaç duyulma ihtiyacı!

Buyrun hep beraber ilk gençliğin sütübozuk günlerine geri dönelim ve beraberce ilk aşkımızı nasıl yaşadık bir gözden geçirelim. Efenim, çocukluktan yeni çıktık, ergenleşiyor, gerginleşiyoruz hepimiz. Özümüzle doğal bağlantımızı kaybetmek üzereyiz ve hayat karmaşık bir hale gelmeye başladı. Hormonlar başımıza vurdu ve cinselliğimizi keşfetmeye başladık. Cinsellik kadar dünyevi (kök çakra) bir aktiviteye çekilme süreci, özümüzle bağlantımızı kaybetmeye başlamanın kafa karıştırıcı bir süreci aslında.

Şimdi... Her insan manyetiktir. Dünya/yaşam manyetikler üzerine döndüğüne göre titreşim kelimesini kullanacağım rasyonel beyinler için. Bir bebek olarak dünyaya geldiğimizde, henüz ruhsal özümüzün saflığı içinde olduğumuzdan çok yüksek bir titreşime sahibizdir. Bu titreşimin yoğunluğu bebeklikten çocukluğa geçerken, insani duyuları keşfetme sürecinde, bize öğretilen kalıplarla (şunu yapma, o yanlış, bu doğru) azalmaya başlar (ki bu, bildiğin Psikoloji 101'deki öğrenilmiş kalıplar hedesidir) ve ergenlikle birlikte hızlı bir düşüşe geçer.

Kısaca ruhani bir şeyden dünyevi bir şeye dönüşürüz.

Ergenlik daralganlığının ciddi sancılı bir boyutudur bu. Hani işte bize tuhaf bir şeyler oluyordur, hayat vur patlasın çal oynasınken bir anda garipleşmiştir ve çok yönlü bir hal almaya başlamıştır. Bunun en büyük nedeni de ihtiyaçların yön değiştirmesidir. Bir birey olma ihtiyacı, bu doğrultuda ilgi çekme ihtiyacı, karşı cins tarafından beğenilme ihtiyacı, hemcinsler arasında takdir edilme ihtiyacı, kendine ait düşüncelere sahip olmaya başlarken diğerleri tarafından saygı duyulma ihtiyacı...

... Çoğumuz ergenlikte ailemizin bizi anlamadığını düşündük ve bizi anlayan arkadaşlara çekilmedik mi adamım, ha?

Ama asıl ihtiyacımız olan ihtiyaç duy(ul)ma ihtiyacı bize göz kırpmaktadır hala...

...Yani biri ya da birileri için vazgeçilmez olmayı istiyordur özümüz. Neden insanlar hayvanlara ve çocuklara/bebeklere doğal bir koşulsuz sevgi beslerler, hm? Ayynen öyle! Çünkü onlar, ebeveynlerine/sahiplerine ihtiyaç duyarlar!

İnsan ruhunun özü, varlığını paylaşmaktan çekinmez. Çocukken anne ve babamıza bağımlı olmaktan hiç şikayetimiz yoktur. Bir bebek acıktığında ağlar ve bir anne seve seve uykusuz kalarak onun karnını doyurur. Bunu yaparken şikayet etmez, sormaz, sorgulamaz sadece yapar. Evcil hayvanınız da sizin sevginize muhtaçtır ve bunu bilip onun bir köşede oturmuş masum gözlerle size baktığını gördüğünüzde sevgi ve şefkat manyağına dönmeniz an meselesidir. Gerçekten sadist biri değilseniz ve ciddi bir kişilik bozukluğunuz yoksa da size ihtiyaç duyan bir çocuğu ya da hayvanı kapının önüne koymazsınız. Bilakis, hayatta bir varlığın size ve sizin ilginize böylesine bağımlı olup, siz olmadan yaşayamayacak olması, sizin ihtiyaç duyulma ihtiyacınızı tatmin ederek saf sevginin kapılarını açar.

Ergenliğin sütübozuk o ilk yıllarına geri dönersek böylesine doğal bir isteme/istediğini alma döngüsünden henüz yeni yeni çıkıyorken, ahanda onu görürsünüz. Kalbiniz bir sapıtarak atmaya başlar. Odane terliyor musunuzdur yoksa?! Eheheh o yakınlaştıkça vaziyet iyice vahimleşir... amanneyseişteanladınsen, kısaca hayatınızda ilk kez aşık olursunuz. Özünüzün son kalan kırıntılarıyla birine bağlanıp, tıpkı saf sevgiyi dolu dolu yaşadığınız ve paylaşığınız günlerde anne/babanızın yaptığı gibi, onun sizin tüm ihtiyaçlarınıza aynı şevk ve istekle karşılık vereceğine dair bir umut doğurursunuz...

... ve ilk aşkın sözü, hikayesi hep aynıdır. O, eninde sonunda size "ihtiyaç duyulmadığınızı" hissettirir. Bir yaz aşkıysa, kış gelir bir daha ondan haber alamazsınız, ortaokul/lise aşkıysa bir başkası devreye girer ve tüm umutlarınız bir anda paramparça olur vesaire vesaire bidividi. Yani:

Onun size ihtiyacı yoktur!

İşte bu hayal kırıklığıyla birlikte bir başkasına duyulan saf ve koşulsuz sevginin kapıları yavaşça kapanır. Hayata dair aslında bir ilüzyon olan ama bize büyük bir hayal kırıklığı yaşatıp bildiğimizi, özümüzü unutturarak gerçeğe dönüşen o büyük acı deneyimlenir. Kök çakra ağır basar ve insan fiziksel odaklı ilişkileri geliştirir. Zaman geçtikçe, büyüdükçe/olgunlaştıkça, güvenli bir bölge olan sevgi bölgesini keşfeder. Sevgi'nin fabrika çıkışında ihtiyaç yoktur. Yani sevgi, "Ben bir bireyim. Sana karşı güçlü duygularım olsa da sensiz de pekala yaşarım"ı içerir, günümüz koşulları ve 21. yüzyıl yaşam biçimi de bu düşünceyi işletir. İşleyen demir ışıldar.

Yine de içerlerde... derinlerde... ihtiyaç duyulma (koşulsuz sevgi) ihtiyacı belli belirsiz yanıp sönmeye devam eder. Erkek gider sevdiği biriyle evlenir, ürer. Hem nesli devam eder, hem de ortalama 15 sene ihtiyaç duyulma ihtiyacını karşılamayı kafadan garantiler. Bravo! Kadın bu işi abartıp hem üreyip hem de hayat boyu ihtiyaç duyulma ihtiyacını karşılayacağı umudu içinde çocuğunun ünüğüne biner. Aferin! (Zira kadınlar, ihtiyaç duyulma ihtiyacından erkekler kadar kopmazlar. Malum, erkeklere sanki onlar da insan değilmiş gibi, kimseye ihtiyaç duymayıp kendi kendilerine yetmeleri ve bir baltaya acilen sap olmaları gerektiği empoze edilir.)

< iç çekiş >Dünya tuhaf yer be! demiştim daha önce.< /iç çekiş >

Böyleyken bu. Gidip şu duvarı öpücem şimdi. Aydınlandım kamulan! Mübarek bir kişilik oldum. Bilirkişi'dim. Oynama şıkıdım şıkıdım.

Etiketler: ,

:: değirmendere :: Salı, Mayıs 1

Omen
--şebnem ferah'a saygıyla--

...ve sen
ben
değirmenlere karşı
bile bile birer yitik savaşçı
akarız dereler gibi denizlere
belki de en güzeli böyle...


"How wonderful life is now you're in the world"

Etiketler: ,