<body><iframe src="http://www.blogger.com/navbar.g?targetBlogID=9127430&amp;blogName=GECEN%C4%B0N+G%C3%9CNL%C3%9C%C4%9E%C3%9C&amp;publishMode=PUBLISH_MODE_BLOGSPOT&amp;navbarType=BLACK&amp;layoutType=CLASSIC&amp;homepageUrl=http%3A%2F%2Fiynx.blogspot.com%2F&amp;searchRoot=http%3A%2F%2Fiynx.blogspot.com%2Fsearch" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no" frameborder="0" height="30px" width="100%" id="navbar-iframe" title="Blogger Navigation and Search"></iframe> <div id="space-for-ie"></div>

:: oscail mo shúile :: Perşembe, Ocak 25

Oscail mo shúile
..kesik bileklerimden akan terler karışıyordu
alnımdan, sırtımdan akan kanlara
yani ben kan ter içindeydim
&
bir türlü geçmeyen zamanda
esmek için can atan bir rüzgardım
yelkovandan muzdarip!

Önce gözlerimi açtı
Kanteryaş durağında 13 numaralı otobüsü beklerken
İçim kaldırımdan yollara aktı
Bir içerisi kalmayana dek.

Dışarıda her ama herkes
EGO STAR WARS oynuyordu.

(Kaçtım) Saklanacak bir içerisi oluşturmalı yeniden
Derken:

"Hayat ne garip vapurlar filan"

akabinde tuzlu su
& okyanus rengi
& rüzgar

bir yengeç
bir yay
gökte durdukça Ay...


- Nasıldım?
- The Machinist & Devil's Advocate
- Skyblazer Rocket
- Saltwater (Thrillseekers Remix) & Another Chance (Afterlife Mix)
- Rüya
- 1 saatçik daha uyuyabilsem...

Etiketler: ,

:: şekerli misin vay vay :: Pazar, Ocak 21

Depression takes over

Öksürmek, boğulmak, kusmak ve inlemek arasında sesler içeren, hiç bitmeyecekmiş gibi görünen, sessizce katıldığım, ihtimallerin hızla tükendiği bir (başka) gecenin ardından ne bekliyordun ki yani, okurhan? Dibe vurmasa mıydım? Tek tek sekmese miydim? Bade süzmese mi...? Bir sıkantı var, bun6 var içimde ve bunun nedeni elbette ki kozamın içinde bulunduğu evdeki kasvet börülcelerinden başkası değil.

Bir ölüm yaklaşıyor bu eve anlaşılan. Biliyor gibiyim. Ölümü hissedebildiğimi uzun zaman önce farketmiştim. Çok kayıp verdik ya belki ondandır aa see, ne bileyim ki ben?! Dün akşam kısa bir özgeçmiş geçtim arabada patronumla dönerken de... Yaşadıklarımı böyle üstüste anlatınca bazı kereler dediğim gibi "Uydur uydur ipe dizdin ama bu kadarı da pes be hatun kişi! Sus ve abartma ya da ufak at da civcivler yesin iyisi mi" dese karşı taraf yeridir. Bizim patron da zaten ben anlattıkça içine fenalıklar gelme efektiyle cep telefonuna sarılıp karısını, oğlunu filan aradı artık arabesk bir sinopsis dinleyince "sevdiklerimi aramalı ve onların değerini gerek çok gerek şimdi bilmeliyim uhuhu" mu dedi nedirse artık...

...o değil de ben daha üniversitedeydim taam mı. İşte o zamanlardayken bir akşam yaklaşık, ortalama, üç aşağı beş yukarı, otuz iki kişi tekmili birden, otuzikimiz içeri girdiği anda dolan bir mekana gitmiştik Harbiye'de. Charon vardı, Rain Man vardı, yok yoktu o Gece. İşte neyse, şimdi artık görüşmediğimiz bir kız arkadaşımız (ki Colette diye geçer Gecenin Günlüğü'nde) ordan ayrılırken bana bir hediye vermişti. Küçük bir torbanın içindeydi bu hediye. Evde açılacaktı. Özel ve anlamlı ve beklenmedik ve benzeri hediyeler verenin yanında açılmazdı çünkü o zaman hediyeyi veren çok utanırdı herhalde. Ne bileyim ben be?! İşte öyle eve gittim ve torbayı açtım ve özenle paketlenmiş hediyeyi açtım ve bir kartona yine özenle yazılmış, onca, beni anlatan bir şiir buldum. Şimdi de o şiiri hatırlamaya çalışıyorum. Palyaço muydu, oyuncu muydu neydi adı. Dışın çok güler oysa için kan ağlar kimse bilmez temasında güzelce bir şiircağızdı. Tespit doğruydu. Aferin'di. Neyse böyleyken böyle.

Epey uzun zamandır kendi kendime konuşurum adamım. Doğru bu. İnsanları karşınıza alıp da onlara şuna, şuna, şuna, bir de şu, şu ve şuna canım, aklına hayaline sığmayacak kadar sıkkın filan demekten vazgeçtim çünkü ya karşındaki sıkılır ya da daha önce de söylediğim şeyleri bana yine söyleteceksin bak hmrhmr diye iç geçirtircesine muhabbeti neresinden alır nasıl eder anlaşılmaz bir anda hoop kendine çevirir. Yahu daha az önce ben konuşuyordum, benden bahsediyorduk ne ara konu sen oldun diye aklından geçirirken olaylar gelişir. Bunların ikisi de olmazsa en kötüsü olur!! Karşı taraf seni dinlemekten vazgeçip anlattıklarındaki gediklere laf etmeye, lafı ağzına tıkayıp halt etmişcesine çözümler önermeye başlar. O söylediğin için şöyle yapılmalı, şu dertlendiğin için olaya burdan bakılmalıdır. Bu söylediğinse zaten düpedüz saçmadır annem. Pyeh... yani...dir.

İşte bütün bunlardan mümkün mertebe kaçmak adına oturur kendi kendime saatlerce konuşurum ben çok bunaldığım zaman. Kesinlikle zırdeliyim! ve biri kapıya kulağını dayasa hemen 911'i aramak için parmak ucunda uzaklaşır ama dur bizde 911 yok, o dizilerde olur. Ha ama sorarsan "Tavsiye eder misin kendi kendime konuşayım mı ben de, hı?" diye, yok derim, ı-ıh derim, öfbhmbşmn (öfbegitbaşımdan homurtusu) derim. Ağrını dindirir ama kanseri yenmez.

Dur hatırladım şiiri bir anda. Dana timsali olmaktan kurtuldum:

Güler, gülümser bir şakacı,
Güldürür,düşündürür,
Arada-bir durur, gözleri dalar,
Neler söyler, neler susar..
Yoksa, çok acı bir şakayı
Şakadan da olsa,
Çok yalın bir karanlığa mı saklar..
Oynadığı oyunsa,
Yaşamda oynadığı,
Oyununu mu yaşar..
Oyunda yaşadığı,
Yaşamını mı oynar..
Yaşarcasına, oynarcasına.
Öyküler anlatır olmuşcasına,
Sonunu mutlu bağlar,
Gider evinde ağar.

Özdemir Asaf


Peki şimdi ölüm mü yakın o eve,
Yoksa biz mi yaklaştık ölüme?

Etiketler: , ,

:: ayintihar :: Salı, Ocak 16

TeddycideVe nihayet bitti rüya neyse ki. Gözlerimi karanlığa açtım hiç ses çıkarmadan ama kalbim küt küt atarak oldukça. Derin bir nefes aldım ama çok da ses çıkarmamam gerekliydi. Uyandırmaya hiç kıyamadığım bir sıcaklık sımsıcaklık yatıyordu yanıbaşımda zira. Hani tüm gece uyumadan güne devam ettiğini bilmesem belki başımı her zaman gömdüğüm o rahat boyna gömerdim çekinmeden ve bilirdim ki bunu hissettiği an öyle yalancıktan, yalap şap, üfürükten ve sadece göstermelik bir tek kolla filan değil, düpedüz, bariz ve koskocaman iki koluyla birden sarılacak bana. Sonra da ellerini omuz başımda birleştirecek kendine doğru sıkıca çekerken...

Ama yapamadım. Kıyamadım. Kalktım yataktan bir süre eşorfman altının üstüne giydiğim şeyi aradım. Bulamayınca da elime ilk ne geldiyse üstüme geçirmek suretiyle kapıdan çıkıp usulca tuvalete girdim. Tuvalete girmesem de olurdu. Öyle sıkışmışlığım filan yoktu ama bir amaca hizmet etmiş olmanın verdiği gurura ihtiyacım mı vardı nedir? Hayır yani mesanem bu durum karşısında karnı tok olan birine şöyle iricesinden, şerbetini tam kıvamında emmiş bir şekerpare ikram etmişim gibi, "Ay Allah razı olsun da ne zahmet ettin ki şimdi?" der gibi bir tavır takındı. Tavrın neden takınıldığını bilmiyorum. Ben olsam tavrı sürerdim ki o durumda az önceki cümle der gibi bir tavır süründü diye biterdi. Hoş, senin bunu çoktan tahmin etmişliğin vardır.

(sürünmek dedim de) Sonra çıktım tuvaletten ve o esnada ayaklarımı sürüyor filan değildim, yo. Şirin bir görüntüm olurdu ama tuvaletten çıkmadan tam önce aynadaki yansımamla göz göze geldiğimizde kendisinin gayet, son derece ve ziyadesiyle güzel göründüğünü farkettim. Madem güzeldim ayaklarımı sürüyemezdim bugün. Bu, şirin olduğum bir günde kabul edilebilir bir davranış olabilirdi ama güzel olduğum bir günde, HAYIR! Güzel kızlar ayaklarını sürümezler ve güzel kızların ayaklarını sürüyerek ilerlerlerken bir ellerinde tek kolundan tuttukları, bu sarsak ilerleyiş esnasında üstbacaklarına çarpan, yüzündeki olanca şirin gülümsemesine rağmen karnı kesilmiş ve her adımda açık karnından yere kanlı öbekler halinde pamukları düşen ayıcıkları da yoktur.

Tam bu cümleyi bitirdiğim anda onun arkabaşımda tek kolu kıvrılmış ve eli de yanağının altına girmiş bir vaziyet içersinde, yüzünde bir çok anlar yakaladığım o mutlutatlıhuzurlu ifadeyle uyumaya devam ettiğine emindim.

Sonra içeri doğru gittim. İçeri derken kastettiğim yer mutfak anlamında içerisi. Yoksa, salon değil. Su içtim bir bardak. Çünkü çok midemin bulandığını söylemiş miydim? Evet hem de çok. Kusmamak için zor tuttum kendimi. Kendim, "Tutma olm beni! Bırak kusucam ağzına! Bırak! Yabırak!" diyedursun ben (kedi hapşırdı be), "Olm boşver büyüklük sende kalsın. Kuburluğuna ver!" filan diye kendimlen şey halinde işte anla vaziyeti.

Hem ayrıca güzel kızlar ayaklarını ağır ağır sürüyerek ilerledikten sonra, bir ellerinde tek kolundan tuttukları, karnı yarılmış ve her adımda içinden kanlı pamuk öbekleri düşen ayıcıklarını floresanı yanıp yanıp sönen eski bir hastahane tuvaletine götürüp, onu pislik içersindeki bir klozetin içine atmazlar. Hadi bunu yaptılar diyelim! Sence sifonu çekerler mi? HAYIR! O kadar da şerefsiz olamazlar. Güzel kızlar bunu yapmazlar, adamım. Güzel kızlar bunu yapmazlar.

Ben mi? Tuvalete girme ihtiyacım olmamasına rağmen tuvalete girmekle, kusma ihtiyacım olmasına rağmen kusmamakla zaten kafamın oldukça kaşınık olduğunu ortaya koyduğuma inanıyorum. Sıcak bir banyo almalıyım. Öyle ki çok ama çok soğuk bir kış gününde, aldığım bu sıcak banyo beni dünyanın tüm soğukluklarına karşı koruma vazifesini görmeli.

O değil de Anzel Et Lokantası var, garsonlarından ustalarına kadar öğle yemeğinde olduğum zamanlarda beni çok iyi ağırlıyorlar ve karnım doyarken "Allahım bu nasıl bir lezzet!? Ben de bir gün böyle yemek yapabilir miyim ne dersin?" gibi sorulardan ünlemlere geçmemi sağlıyorlar. Vay anasını be..

... Yeni yıla girdik ya etraftan duyuyorum. Etraf dediğim sağdan ve soldan yani aslında çok da etraf sayılmazlar. Böyle bir yeni yılda artık bambaşka biri olacağım filan silsilesi var ya ondan söz edeceğim. Bir iki duyunca bunu, üçüncüde isyan ettim. Bana bak! dedim, değişmek dediğin şey en kolayı haberin var mı senin?! Sıkıyosa yeni yılda da aynı kal!!!

Üçüncüde çıt yok.

Tam bu cümleyi yazarken onun arkabaşımda sırtüstü yatarken bir kolu kıvrılmış, kolunun yumuşak olan dirsek içi tarafı alnına gelmek suretiyle ve yüzündeki o mutlutatlıhuzurlu ifade, kolu tarafından gölgelenmesi nedeniyle, daha sertmiş gibi göründüğü halde uyumaya devam ettiğine emindim.

Sen! Allah cezasını versin! İsterse koca dünya yepyeni biri olmaya karar verip bundan böyle tepsi şeklinde olsun ve o esnada yeni yılda yepyeni biri olmakla meşgul tüm insanlar artık dümdüz bir çizgide ilerlediklerinde diğer taraftan patır patır dökülsünler. Tüm dünya anlıyor musun?! O kadar da net konuşuyorum hani...

... ama sen ...

Arkabaşımda yatarken yeniden yan döndüğüne, yüzünü altta kalan üst koluna gömdüğüne, bu esnada da avcunun tavana doğru masumca dönmesiyle birlikte yüzünün o bir çok anda gördüğüm mutlutatlıhuzurlu ifadeyle kaplandığına emin olarak uyumaya devam ettiğine emin olduğum sen...

... sen yeni yılda hiç değişmesen ...

...aynı kalsan ya...



- ölmekte olan ayıcık tuvaleti tıkadı.
kan, pislik, dışkı bir çorba kıvamında
klozetten dışarı
taşarken güzel kız kapıyı
hüzünlü bir gülümsemeyle
yüzüme kapadı ve
içerde kaldı.
-

Etiketler: ,

:: gel beri vampiri vampiri :: Pazartesi, Ocak 15

Buffy - Curse of the HellmouthNaber okurhan? İnsanın hayatındaki bazı yapı taşları proretinol A nanazonları gibi gittikçe içinden çıkılmayacak bir cümleye dönüşüyor bu. Vallahi de son bir haftanın tıkanıklığını açmak için yaptığım sondaj çalışmalarından kimsenin haberisi yok. Hazır sevgilim, okuldan arkadaşlarıyla kalan son finali için çalışadursun ben de burada çaktırmadan oy farfara farf ara kapatayım. Evde durumlar ferfecir. Babamın anjiyosu eli kulağında, beklemede. Ninem dönülmez astımın ufkunda. Amcamı ne sen sor ne de sen. Beni de sorarsan yalılardan çıkmıyorum, öyle de bohem bir hayatım var. Yerse, tabii.

Sevgilim Travian adlı oyunla helvet olmuşken ben de oturup en dizi Buffy de Vampir Sayılır'ı seyrediyorum. Bir diziden isteyebileceğim herşey ve çok daha fazlası mevcut kendisinde. Özdeşleşebileceğim bir karakter, karanlık güçler, vampirler, şeytanlar, efsaneler, mitoloji, adeta Dante'nin kaleminden çıkarken yandan aldığı darbeyle bir parodiye dönüşmüş senaryolar, şaşkın ötesi karakterler, ölümsüz (kelimenin tam anlamıyla) aşklar... E daha ne olsun ha daha ne yani?! Bey, oturup Travian stratejileri yapsın, finallerine çalışadursun ben de Buffy üstüne Buffy seyredip, çocukların doğumgünlerinde Çılgın Profesörlük yapıyorum. Hayatımız bu debide seyrakıyor.

Popomundo'da (ki hala aranızda bilmeyenler varsa bu da online oynanan bir oyun. Amaç karakterinizi müzik dünyasına sokmak ve şöhret basamaklarını hızla tırmandırarak seçtiğiniz müzik türünde dünyaca ünlü starlar arasına girmesini sağlamak. Tabii dünyanın dört bir yanında sizinle aynı hedefte olan binlerce insan var. Hadi kolay gele) Türkiye'nin en iyi Electronica sanatçısı olmakla kalsam iyi... Sevgilim, "Ben de yettim geliyorum yanına bu dünya turnesinden sonra" deyince grubun konseptinde, isminde ve logosunda nicedir beklenen modifikasyonu bu sabah 7 sularında gerçekleştirdik. Çılgın fikirlerimiz var. Bunlardan biri de sanal grubumuza sanal bir web sayfası yapmak. Konuyla ilgili gelişmeler beni şu yatağın üzerine çıkıp, taklalar içersinde şen olmaya itiyor.

Yine de kar'ı özledim. Lapa lapa, tifi tifi kar yağsa...

Ahem!

<acıklı keman solo>Aslında ben her yağmur yağdığında, ıslanmış, tir tir titreyen sokak köpeklerini, çaresiz, küçük kedicikleri düşünürüm ve üzülürüm uzun uzadıya. Sonra şimşekler çakarken sakatlanan yarış atlarını düşünürüm ve hıçkırıklara boğularak uyuyakalırım.</acıklı keman solo>

...bazen insan,
yanyanayken bile,
diğerini bekler...

Etiketler: ,

:: yine yıl :: Pazar, Ocak 7

New MoonBir süredir sitede süregelen anlamsızlıklar bugün itibariyle ve sevgilimin olaya el atmasıyla derin bir nefes aldı. Hayır şekerim daha önce hangi template'i modifiye etmeye kalksam/k, bir türkçe karakter sorunu, bir sürtçe tarakter şeysi... Hay kafama kuşlar pislesin yine bir yıla giriyoruz bari siteyi de yineleyeyim dediğim o ana! Doluya koysam dolmuyor boşa koysam boşmuyor diye geçen bir haftadan sonra nihayet bugün bizim bey olaya el attı da işte bu hallere gelebildik.

Doğrusu çok içime sindi, pek de şık oldu. Ayrıca yorum yapma aparatı bir sonraki beheylenmeme kadar yeniden bizlerle. Bu şıklık sonrasında biradetimin kulağının dibinde hıdır hıdır gülmeye gidiyorum ben.

Siz de hayırlı olsun filan deyin, bir şey yapın artık.

Etiketler: ,