
Öksürmek, boğulmak, kusmak ve inlemek arasında sesler içeren, hiç bitmeyecekmiş gibi görünen, sessizce katıldığım, ihtimallerin hızla tükendiği bir (
başka) gecenin ardından ne bekliyordun ki yani, okurhan? Dibe vurmasa mıydım? Tek tek sekmese miydim? Bade süzmese mi...? Bir sıkantı var, bun6 var içimde ve bunun nedeni elbette ki kozamın içinde bulunduğu evdeki kasvet börülcelerinden başkası değil.
Bir ölüm yaklaşıyor bu eve anlaşılan. Biliyor gibiyim. Ölümü hissedebildiğimi uzun zaman önce farketmiştim. Çok kayıp verdik ya belki ondandır aa see, ne bileyim ki ben?! Dün akşam kısa bir özgeçmiş geçtim arabada patronumla dönerken de... Yaşadıklarımı böyle üstüste anlatınca bazı kereler dediğim gibi "Uydur uydur ipe dizdin ama bu kadarı da pes be hatun kişi! Sus ve abartma ya da ufak at da civcivler yesin iyisi mi" dese karşı taraf yeridir. Bizim patron da zaten ben anlattıkça içine fenalıklar gelme efektiyle cep telefonuna sarılıp karısını, oğlunu filan aradı artık arabesk bir sinopsis dinleyince "sevdiklerimi aramalı ve onların değerini gerek çok gerek şimdi bilmeliyim uhuhu" mu dedi nedirse artık...
...o değil de ben daha üniversitedeydim taam mı. İşte o zamanlardayken bir akşam yaklaşık, ortalama, üç aşağı beş yukarı, otuz iki kişi tekmili birden, otuzikimiz içeri girdiği anda dolan bir mekana gitmiştik Harbiye'de. Charon vardı, Rain Man vardı, yok yoktu o Gece. İşte neyse, şimdi artık görüşmediğimiz bir kız arkadaşımız (
ki Colette diye geçer Gecenin Günlüğü'nde) ordan ayrılırken bana bir hediye vermişti. Küçük bir torbanın içindeydi bu hediye. Evde açılacaktı. Özel ve anlamlı ve beklenmedik
ve
benzeri hediyeler verenin yanında açılmazdı çünkü o zaman hediyeyi veren çok utanırdı herhalde. Ne bileyim ben be?! İşte öyle eve gittim ve torbayı açtım ve özenle paketlenmiş hediyeyi açtım ve bir kartona yine özenle yazılmış, onca, beni anlatan bir şiir buldum. Şimdi de o şiiri hatırlamaya çalışıyorum. Palyaço muydu, oyuncu muydu neydi adı. Dışın çok güler oysa için kan ağlar kimse bilmez temasında güzelce bir şiircağızdı. Tespit doğruydu. Aferin'di. Neyse böyleyken böyle.
Epey uzun zamandır kendi kendime konuşurum adamım. Doğru bu. İnsanları karşınıza alıp da onlara şuna, şuna, şuna, bir de şu, şu ve şuna canım, aklına hayaline sığmayacak kadar sıkkın filan demekten vazgeçtim çünkü ya karşındaki sıkılır ya da daha önce de söylediğim şeyleri bana yine söyleteceksin bak hmrhmr diye iç geçirtircesine muhabbeti neresinden alır nasıl eder anlaşılmaz bir anda hoop
kendine çevirir. Yahu daha az önce ben konuşuyordum, benden bahsediyorduk ne ara konu sen oldun diye aklından geçirirken olaylar gelişir. Bunların ikisi de olmazsa en kötüsü olur!! Karşı taraf seni dinlemekten vazgeçip anlattıklarındaki gediklere laf etmeye, lafı ağzına tıkayıp halt etmişcesine çözümler önermeye başlar. O söylediğin için şöyle yapılmalı, şu dertlendiğin için olaya burdan bakılmalıdır. Bu söylediğinse zaten düpedüz saçmadır annem. Pyeh... yani...dir.
İşte bütün bunlardan mümkün mertebe kaçmak adına oturur kendi kendime saatlerce konuşurum ben çok bunaldığım zaman. Kesinlikle zırdeliyim! ve biri kapıya kulağını dayasa hemen 911'i aramak için parmak ucunda uzaklaşır ama dur bizde 911 yok, o dizilerde olur. Ha ama sorarsan "Tavsiye eder misin kendi kendime konuşayım mı ben de, hı?" diye, yok derim, ı-ıh derim, öfbhmbşmn (
öfbegitbaşımdan homurtusu) derim. Ağrını dindirir ama kanseri yenmez.
Dur hatırladım şiiri bir anda. Dana timsali olmaktan kurtuldum:
Güler, gülümser bir şakacı,
Güldürür,düşündürür,
Arada-bir durur, gözleri dalar,
Neler söyler, neler susar..
Yoksa, çok acı bir şakayı
Şakadan da olsa,
Çok yalın bir karanlığa mı saklar..
Oynadığı oyunsa,
Yaşamda oynadığı,
Oyununu mu yaşar..
Oyunda yaşadığı,
Yaşamını mı oynar..
Yaşarcasına, oynarcasına.
Öyküler anlatır olmuşcasına,
Sonunu mutlu bağlar,
Gider evinde ağar.
Özdemir Asaf
Peki şimdi ölüm mü yakın o eve,
Yoksa biz mi yaklaştık ölüme?
Etiketler: amaya, katana, sora