:: yorgan :: Perşembe, Kasım 16
Bir sürü birşeyler yazacaktım ama sürüyü kaybettim. Benden çoban olmaz ey Türk gençliği. Açıkçası bu ara ne yazacak ilhamım var ne de mecalim. Verilecek bir çok havadis var elbet ama bunların ne kadarını versem ne kadarını vermesem, ne kadarını sussam ne kadarını yutsam bilemediğim için işte böyle ortada kuyu var yandan geç fazla takılma meydanda tiriviri. Ee sende ne var ne yok? Ha bak sende dedim de.. Şu -de karmaşası var ya şu -de karmaşası... Hani bitişik mi yazılır ayrı mı yazılır meselesi. Hah işte o meselenin en vahimine "beynimizin sağını da kullanıyoruz solunuda" reklamıyla Yeni Şafak gazetesi vacip oldu, gözümüz aydın. Kimbilir o -de'yi ayrı yazmayan matbaa sahibinin şirkete kaybettirdiği milyon dolarlar (oeeh) ne kadar çoktur. Mübalağa bir sanatmış gerçekten bugün bunu öğrendim, Okurhan.Bu aralar biraz yorgunum aslında ama sus belli etmiyorum. Eğitimim başladı aslen o yüzden koşuşturmalı geçiyor herşey. Hayatımdaki unsurları ne kadar dengeleyebiliyorum onu öğreniyorum aslında. İş/aşk/aile/arkadaşlar dörtgeni kolay bir dörtgen değil. Şimdilik üçgeni zor idare ediyora benziyorum ya neyse. Zaman geçtikçe, pratik yaptıkça ustalaşırım herhalde. Aslında ufak ufak insanların hayatlarını bir çok unsura böldüklerinde herşeyin yalap şap olduğunu öğreneli çok olmuştu. Bu yüzden hep aynı anda bir tek işe odaklandım hayatımda. Evet bazı insanlar aynı anda üç/beş/üjbeş işi birden rahatlıkla idare ediyorlar doğru. Ben onlardan değilim.
Misal CTU'da çalışıyor olsam benden bir Michelle, bir Chloe çıkmazdı, olsam olsam Audrey Raines olurdum. Doğruya doğru. Şayet hayatta neyin ne olduğunun gayet farkında bir damsel in distress (ortaçağ romanlarında kurtarılmayı bekleyen prenses) varsa, o benim. Misal şu an dördüncü sezonu izliyoruz 24'te... diyorum benden bir Erin istesen de olmaz. Sarah olmaz, Marienne hiç olmaz ki bunların hepsi gayet cinfikir hatunlar bak zehir gibiler öyle böyle değil. Em-mee benden iyi Audrey olur şimdi. Spoiler vermem, veremem lakin diyelim ki kriz anlarında ağlayıp zırlamasam da sonrasında ağlarım. Ayakbağı olmam, koş dersin koşarım, vur dersin vururum, ota çoka iğrenmem filan ama iş bitip, adrenalin dinince bana elimi yüzümü yıkadığım ve belki beş dakika lavabo başında duygusal çalkantılar geçirdiğim bir sahne ayıracaksın kardeşim. Ha sonra başımı kaldırır tekrar gereğimi yaparım. Heh işte orda ne kadar iyi olduğumu bilsen şaşarsın, Okurhan.
"İyi ki de edecek lafın yokmuş" desene, Okurhun. Kerata. Neyse efendim bu sabah da diğer sabahlar gibi kalktım. Aslında bu sabah uyuyamadım uyuyamadım, sonunda kalkmaya karar verdim diyelim. Yatakta kıvrılıp, her gözüne uyku girmeyen insan gibi fikir fırtınasına başladım. Fikir fırtınası, Okurhan, bayağı esintili bir hadise. Bir de bakmışın saç baş bir tarafta karaciğer, omurilik bir tarafta. En güzeli düşünmemek. O yüzden bir süre sonra gittim bir çay koydum. Şu an koyduğum o çay buz olmuş durumda ama yine de fincanın dibini gördük neyse ki. Bundan kelli iş gözleri kapamakta, biraz rahatlamakta, kendimizi melodilerin huzurunda kaybedip dengelemekte...
can I hide there, too ?
seek solace
sanctuary..
...in that hidden place
MTV Türkiye de açılıyor hadi yine gözün aydın ben sana daha ne diyeyim? 30 yaşından büyükleri ekrana sokmama kararı almışlar, gözümüz aydın. MTV'nin politikası gereği demişler bir de (İyi tarafından bakalım. MTV politikasına göre Ozzy Osborne yirmili yaşlarında bir delikanlı olduğuna göre ben daha rahme düşmedim, vay). Sezen filan olmayacakmış. Gidip açılış partisinde Teoman, Sertab Erener çıkartıyorlar bu arada, hatırlatırım. Bir Şebnem Ferah, bir Özlem Tekin de olmayacak herhalde. A yok onlar yayın politikamıza uygun derlerse de çifte standart diyecek ötekiler. Haydi annem seyreyle gümbürtüyü. Yahu, Türkiye'ye MTV ne gerek, şekerim. Var işte bir tane seyrediyoruz zaten yemekten yemeğe yetmez mi? Türkiye'si de kusur kalsın allasen. Buna gelişmek, birilerine yetişmek, her tarakta bezi olmak denmiyor yazık ki. Sanırım bizim bu "ayranı yok içmeye" heyecanımız, maydonoz ve boşaltım sistemimizi içeren deyişimize pek daha uygun.
Aslında yarın bir sunumum var, hazırım ama yine de üstünden geçmem lazım. Hayat döngüsünde hazırgelirli statüsünde olmalıymışım ben. Mirasyedi filan değil bak dikkatini çekerim. O kadar yükseklerde gözüm yok. Kira gelirim filan olaydı misal. Üstüne de freelance çalışır, azıcık aşım kaygısız başım yaşardım. Ne ala memleket olurdu var ya, Okurhin.
Neyse neyse gideyim alış veriş ve yemek yapayım ben bakayım. Niyetim o, ama oluru var mı göreceğiz. Ve evet, elbette Bjork'e ayılırım. Ve hayır, kesinlikle ek$i sözlük'te yeniden yazmaya başlamadım. Hesabımı ele geçiren her kimse/neyse, kahveden arkadaşlarına yaranmak amaçlı kullanıyor yazarlığımı. Mevlam kendisini er geç bildiği gibi yapacaktır diye umuyorum.
Edit: Yok galiba.
