Birşey söyleyeceğim (
aka. Bişey söyliycem)
Tam şu anda ötelerdeki beş yıldızlı yanar döner otelden havai fişekler fışkırıyor gökyüzüne. Var ya aslında şu an bu an değil. Burası da burası değil zaten. Bir animedeyim şimdi ve yanımda yeni, kanjili pantelonu ve t-rex sırtı saç modeliyle peksevdiğim var. Gözlerimizi heyecanla açmış göğe bakıyoruz. Sonra da komik / koşar adımlarla evlerimize döneceğiz. Çocuğuz daha zaten. Efendime söyleyeyim günün birinde ilk kez gördüğünüz biri daha sonraları çocukluk aşkınızmış gibi gelebilir. Bütün hikayeyi göz önünde bulundurduğunuzda bu son derece normal de görünebilir (
keza öyledir). Bunun için çok korkmak lazım gelebilse bile insanın pembe gözlüklerini çıkardıktan sonra gördüğü şeyin o gözlükleri takarken olduğundan daha dahi güzel görünebileceği olasılığına açık olması vacip olabilir. Keza henüz birbirini tanımayan iki insanın hayatlarında birbirlerini gösteren ve tanışmalarından bir süre sonra çetelesini tutmaktan vazgeçmek durumunda kalacakları kadar çok sayıda işaret olabilir.
Tesadüf diye bir şey yoktur derlerdi de inanırdım. Şimdi çok sayıda kahkaha izi var göz çevremde ve evrenler büyüklüğündeki bir göz odanın kokusu sinmiş gözeneklerime. BİR olduğumuzdaki SONSUZluk düşünüldüğünde bir metrekare de yetebilir bana. Solar plexus'larımızı birleştirip chi'mizi birbirine karıştırırız olur biter. Her biri sinematrix geçen yedibinikiyüzküsur saat düşünüldüğünde, evet, ben de unuttum artık ne zaman başladığımı(zı) peksevdiğim, bir adetim, yavuklum, bir o kadar çok şeyim ki kısaca
vesairem. Sanırım tanışmamızdan çok ama ÇOK önce başlamıştık diyorsam...
... her hakkı saklı bir oratoryanın crescendo'sunda olduğumu ne zaman sansam daha da yükselebilir mi bir şarkı? Daha ne kadar, her ne kadar şaşırmayacağımı kendime tekrar etsem de, hapşırabilirim ki? Bir kelebek ömrü** geçirilen (
color by) technicolor günler ardından "dışardaki hayat da amma g***ek bişeymiş ha" diyorsun değil mi? Sen de benim gibi. Ben de senin gibi.
Her nerede olursan(
m)(
k) ol(
ayım)(
alım) birlikte yaşlanacağımızın resmini çerçeveletip, sıvaları dökülmeye başlamış, şu yığınla gelgit görmüşgeçirmiş duvara astım ve dönüşüne geri sayarken dün gece rüyamda "Dalgalar götürsün beni, bu şehirden alsın beni kollarına atsın beni" çalıyordu ve zaten yukardaki gelgit duvar benzetmesini bu yüzden yaptım ve ayaklarım hem çıplak hem kurumuş çamurlarla kaplı bir şekilde ıssız bir yolda yürüyordum ve uzaklarda bir yerlerde sisler arasından yükselen biçimsiz yapıdaki Gargoyle'ların gölgelerini seçebiliyordum ve yağmurdan önceki bunaltıcı sıcak vardı ve günbatımından biraz sonraydı ve ben hayatımda ilk kez rüyamda rüya gördüğümü biliyordum ve uyanır uyanmaz sana rüyalarımı anlatırım ya hemen unutmadan...

... ne olacak bu urtiker'in hali bilemiyorum. Her yerim kırmızı, kaşınan kabarıkcıklarla dolu. Yazı seven insanların sadece tatil şansı olan veyahut düpedüz yazlıklı insanlar olduğuna kanaatim tam. Şehir içinde olmak zorunda kalıp da "ooh hacım yaz gelse de şöyle bir ağız tadıyla anamız ağlasa, sıcaktan dilimiz asfalta, terden çömleğimiz özefagus'umuza yapışsa ve büyük şehir sivrisinekleri gecelerimizin içine etse" diye hönküren bir mazoist gördüğünüzde şaşırmayın, nedeni Impulse Tempation'dır diyerek seksenlerde çocuk olmamın şerefine kadeh kaldırayım. Bu uğurda ilk kez bu satırları okuyan kişilere espri anlayışımın garson boy olduğunu düşündürtmek pahasını göze aldım bak...
... ama amcama sıcak basmış. Ortalama üç saatte bir krize giriyor. Peder beyciğim paradan yana kısır kaldığı içindir ki bu akşam çay bahçesinde küp şeker olsam marşını söylemekten aciziz. Amcam bağırıyor, ninem bela okuyor, amcam bela okuyor, ninem çığırıyor. Bu böyle sürüp giderken neyse ki krizi düzenli değil de üç saat rahat nefes alıp 1 saat kulaklık takarak zamanın su gibi aktığını söyleyemeyeceğim...
... demişken onca şey didim ama Sezen Aksu'nun Kenan Doğulu aracılığıyla mesaj gönderdiği Amanda'nın kim olduğunu hala çözebilmiş değilim. Elime geçirirsem saçını yolucam -- Burda başına da bişey yapmam gerekiyordu ama duhatırlayamadımşindi. Şş Sezen! Aşkolsun! Ne o öyle Amanda hadi gel sarmaşalım filan? Hani herşeyindim ben senin hani kor dudaklındım, hı? Bir diğer deyişle kelime oyunun ustasıyım, sulu gözlerimin hastasıyım, kahve falının telvesiyim, bana seni gerek seni (
Çok okuyorum ben de ordan bak böyle Aşık Şeysel* göndermesi filan farkettin sen de) ki zaten cakkıdı cak değil duyduğum andan beri
şununla dans ediyorum İstanbul sokaklarında ben:
It’s an easier affair
Not living my life with other people on my mind
...
.....
..
.
........
Don’t let them tell you who you are is not enough!
Don’t let them tell you that it’s wrong!
Or that you won’t find Love!
Don’t let them use my life to put your future down!
Don’t let them tell you that happiness can’t be found!
Aslında lezizimi de İsveç'ten kıskanıyorum. Her ne kadar İskandinav ırkına kendimce saygı duyduğum yönler varsa da (
mitologyasını sevmem ve Vikingler hakkında hep daha çok şey öğrenmek isteyip ertelemem dışında adamlar benim hayallerimdeki iklimde yaşıyorlar yahu. Bolca yağmur, çamur, kar, lapa, gölge, Gece ve yazdan çok kış) bir an önce şu hafta geçse de bitse. Zaten gelecek ve gidecek. Ben de yokluğunda evde bana aldığı beni bir pixie'ye çeviren (
o elf diyor) ev eteğimi giyicem lezizimi özledikçe. Al işte!
Hadi ben sevgilime tez kavuşma duası için terasa çıkarken sizi de şu saatten sonra bir daha yazıncaya kadar tanımam ki nedir yani?!
* Şeysel: Seychelles adalarında bir "Yunus".
** Kelebek ömrü: 4 - 15 gün
***: ötl.
PS: Gecikmiş bir
baş sağlığı ve Tanrı'dan sabır dileği de benden alemin
en tatlı yosununa. Yanında olsam sarılırdım. Uzaktayım ve beylik sözler etmeyeceğim.