:: sekai no chushin de ai wo sakebu* :: Çarşamba, Haziran 28

Herşey çok garip. Ya da ben her zamanki gibi çok garibim ve herşey çok normal. Ya da normal şartlarda ben anormalim ve herşey çok sıradanken bana garip geliyor. Veyahut...
... dün gece geç saatlerden beri içime çöreklenen bir sıkıntı var hayırdır ilahi billahi. Hayır azıcık aşım vay dertli başım hedesine çok alıştım da kendi kendime böyle bir vesveselere mi dadanıyorum nedir anlamadım gitti. Bakınız bu sıkıntı çöktü çökeli fol ve yumurta arıyorum fellik fellik. Komşuya bile çıktım dedim müsaitseniz akşama annemler fol baktırmaya gelecekler, yok yok yok!
Bulamıyorum. Aslında şu geçen gün belirttiğim iç sıkıntısıyla başlamıştı da herşey ertesi gün hasta kalktığımda dedim ki hah o sıkıntı bu sıkıntı. Neyse tam ayaklandım vesaire dün gece yine başladı, hop bu sabah bir kalktım ki boğazlar ağrıyor ilaçlara devam...
Du bakalım neyse ne artık & bu can sıkıntısının nedenini kurcalamamak, kendisini haline, seyrine bırakmak en iyisi diye düşünmekteyim. Yoksa durup dururken eklemlerimi kana bulayabilirim. Böyle olsun istemeyiz değil mi? Ahahah bu da ne saçma yapıdır! İlahi Hollywood yani! Bilinçaltımızdaki yığınla saçma repliğin termal suları olarak sen çok yaşa e mi (bir de böyle sorulara "e" diye cevap vermeyi marifet sanan insanlar vardır ki onlara hiç değinmedim dikkat edersen)?!
Kaldığım yeri işaretleyeyim ve bir fındıklı Cafe Crown daha yapayım da geleyim barim.
*lovingly dwelling this land
*we fly side by side
*over mountains and glens
*in the twilight lit of the silver Moon
*set free from the flesh, released from this tomb!
Oooh mis! Bakın bu sıcaklarda sıcak kahvemin dumanını kınayan varsa bu konuyla hiç ilgilenmediğimi söyleyebilirim. Ben sıcakta lıkır lıkır çay içebilenlerdenim. Zaten kızgın kumlardan serin sulara koştuğum, serinlemek için soğuk bir bambuçya mıdır dangoçya mıdır nedir o bir türlü mana veremediğim Fanta reklamını tiye alacaktım burda bak sinirlendim yine yarım kaldı içeceğini içtiğim filan da hiç görülmemiştir. Ben susarım gider su içerim, kış ortasında buz gibi kolaları lüpürderim filan. Öyle de bir herneyseyim.
Geçen Alaz Paramparça Aşklar ve Köpekler'i almış, "vallahi seyretmeden bırakmam" diye diretti. Bir de ballandıra ballandıra reklamını yapınca eh bendeki de can, çekti tabii. Yattık salondaki koltuklara karşılıklı başladık seyretmeye. Zaten yavuklum nicedir mutelif planlarda "Amores Perros" lakırdısını sarfedip duruyordu ve ben de "ah şekerim benim sevgilim çokuluslu biri" diye gerim gerim geriniyordum. Meğer peksevdiğimin maksatı başkaymış.
Peksevdiğim dedim de geçenlerde birlikte Guild Wars'u almamızla dalmamız bir oldu. O günden beri hiçbirşey bizim için aynı değil. Cantha'da yatıp kalkıyoruz ve büyük bir hevesle oyunu çözmeye çalışıyoruz. Zaten çöz çöz bitecek gibi değil bunun RP Character'ı var, PvP Character'ı var, denenecek yepisyeni bir sürü class'ı var. Başlangıçta kolay oynanabilirliği ve dünyaya daha rahat adapte olabilmemiz açısından bir warrior/monk yarattık. Az önce birinci şahıstan aldığım müjde itibariyle karakterimiz en mümkün mertebe olan Level 20'ye ulaşmış. Böylelikle bu Cuma başlayacak ve 5 Temmuz'a kadar sürecek olan Ejder Festivali boyunca yavukluma kapanıp Cantha'da kılıç sallamamak için hiçbir nedenimiz kalmadı artık.
Bu arada genç kızlar o burun kıvırdığınız, gerdan büktüğünüz oyun dünyasından uzak kalmakla ne büyük hata yaptığınızı bilmiyorsunuz. Zira erkek arkadaşınızı tanımak için hiper bir fırsat birlikte MMORPG oynamak... Dürüstçesi eniştenizin bu kadar yağmacı ve tüccar bir adam olduğunu bilmezdim. Pes! dedim. Pes!ten sonra vallahi demediğime eminim.
Neyse bakın urgan var orda ben babamla konuşurken siz de ip atlayın, meşgul olun.
*the other side exploring,
*alive in our dreams
*free from the pain,
*home where we belong
*and guarded by the shadows of the enchanted realm.
Alem bu adam bak bugün böyle biraz ağlamaklı konuştum onunla diye hemen "ben kızımı böyle zayıf görmek istemiyorum" teranesine başladı. Ben de birşey demedim demedim en sonunda şunu dedim:
"Sevgili babacığım. Ben bir kadınım. I repeat. Ben bir kadınım.
Gerekirse ağlarım ve yavuklumun ya da senin göğsüne sığınırım.
Artık kimse benden bu lüksümü alamaz, vermem.
Yıllar yılı güçlü olmak pahasına körelttiğim
Kırılma, Kıvrılma,
Zayıf ve Çocuk olma
Haklarımdan vazgeçmiyorum,
Bilgine..."
Şimdi Amazon olmak hoş birşey evet. Böyle.. efenim.. bir kadın için her türlü güçlüğün üstesinden gelmek, hayata meydan okumak, tek başına ayakta kalmak, bileğinin hakkıyla elde etmek filan fiyakalı şeyler. Tek taşını kendi almak bu ara yine moda biliyorsunuz ama daha önce Destiny's Child bunu "Independent Women"da gözümüze sokmuştu.
Sağolun canlar ben almayayım. Zaten kimsenin malında da ne gözüm oldu ne de tek kaşını kim alıyor merak ettim. Gidip kendime tek taş filan da almam. Yarın öbür gün misal babam alır ya da belli mi olur ters tarafımdan kalktığım bir gün evlenirsem kocam alır. Bir başkası alırsa gülümseyerek önce hediyesini sonra kendisini boğazın derin sularına göndermem mümkündür.
Bana böyle şeylerle gelmeyin kardeşim bak sinirlendim yine.
PS: Şu son cümleyi yazarken dışardan ergen erkek çocuğu sesiyle "Allah belanı vere!" şeklinde şarkı söyleyerek geçen kardeşime teşekkürü bir borç bilirim.
* sekai no chushin de ai wo sakebu: dünyanın orta yerinde aşk için ağlıyorum