:: denge :: Çarşamba, Mayıs 31
Ah ah sormayın başıma neler geldi!
...........
..........
.........
........
.......
......
.....
....
...
..
.
Eet başıma neler geldiğini sormadığınıza göre bugün ben Closer adlı filmi izledim. Çok ilginç bulmadım zira insanların kahpe olduğunu bilsem de, aldatmanın bu kadar da kolay olduğuna inanmamayı seçen bir türün son örneklerinden olsam da, filmden güpgüzel replikler duydum orası ayrı. Bilhassa filmin "promo line" dediğimiz o Türkçesini bilemediğim tek cümlelik tanım şeysine (misal "Hiçbirşey onları ayıramadı. Ayak kokusu bile!" veyahut "Gece'nin dehşeti üstünüze hapşıracak!" gibi) o kadar şapka çıkardım ki yakında sol frame'imde yer alacak kendisi:
"If you believe love at first sight, you'll never stop looking"
Gerçekten de herşey ilk bakış ve ilk "merhaba"da başlasa da aşk denilen bilinmeyen hiç de ilk anda bünyeyi voltaj manyağı yapan birşey değilmiş. Ha itiraf ediyorum ki ben yapar sananlardandım; Çocuktum ufacıktım ilk görüşte aşk'a inanırdım. Çok sancılı olduğum yıllarda "bir gün karşıma öyle biri çıkacak ki böyle yer ayaklarımın altından çekilecek, kalbim yerinden çıkacak ve ossaat oluşan ferfeci, kan revan, tiksenç görüntü yüzünden hayatımın aşkından olacağım" diye kıvranırdım. Kalbime bastıramazdım acırdı çok.
Neyse ki bunların hiçbiri olmadı.
Neyse ki...
Ve ben de aşkın bendeki tepkilerini, yeşermesini (bunu deyince aklıma İnanç Dünyasının jeneriğinde pört diye aniden açan çiçekler geldi), çoğalmasını, sürekli büyüyor efenim durduramıyoruzunu izlerken ilk görüşte aşka inanmayanlar safhasına geçtim geçeli çok oldu.
Öyle işte.
Neden artık daha az yazı yazıyorum? Çünkü ya çalışıyorum ya da yavuklumla, ev arkadaşlarımla, babamla birlikte oluyorum. Bir de MSN'i ve ek$i'yi hayatımdan çıkarınca yeniden gördüm ki dijitalleşmemiş, saf, birebir iletişimin yerini hiçbirşey tutmuyor. Hayır bir şey yazacak olursam da e-mail kullanıyorum. Mektup misali; Karşı taraf için ayrılan özel bir zaman ve emek. Tavsiye ederim.
Söyleyecek kaç şeyinizi "Aman yarın MSN'de görünce söylerim" ya da "Pöfl ne arıycam birazdan online olur" diye geçiştirdiniz şimdiye kadar? Ya da kaç kişiyle bütün gün "MSN'de konuştunuz zaten"? Peki ne kadar iletişmiş hissettiniz? Ki akşam eve geldiğinizde, bir sessizlik olduğunda, telefon çalmadığında, birine ihtiyaç duyduğunuzda, aramak, atlayıp yanına gitmek yerine online olmayı kaç kere seçtiniz?
Bana çağdışı demek serbest. Yihu! Zaten 'çağ'dan pek memnun olduğum söylenemez, seve seve kabul ederim bu sıfatı.
Onun dışında;
Merak edenler vardır, bilin ki mutluyum.
Kafamdaki yegane soru(n) Temmuz ayında bu evden çıkma noktasına geldiğimizde gideceğim yer.
Ama biliyorum ki nerde olmam gerekiyorsa orda olacağım ve ruhsal rehberlerim daima benimle birlikte.
Kıssadan Hisse: (Closer misali modern çağda aşk ve ihanet çeşitlemelerinden çok uzak, pek özel bir filmden)
Clementine: Joely?
Joel: Yeah Tangerine?
Clementine: Am I ugly?
Joel: Uh-uh.
Clementine: When I was a kid, I thought I was. I can't believe I'm crying already. Sometimes I think people don't understand how lonely it is to be a kid, like you don't matter. So, I'm eight, and I have these toys, these dolls. My favorite is this ugly girl doll who I call Clementine, and I keep yelling at her, "You can't be ugly! Be pretty!" It's weird, like if I can transform her, I would magically change, too.
Joel: [kisses Clementine] You're pretty.
Clementine: Joely, don't ever leave me.
Joel: You're pretty... you're pretty... pretty...
...........
..........
.........
........
.......
......
.....
....
...
..
.
Eet başıma neler geldiğini sormadığınıza göre bugün ben Closer adlı filmi izledim. Çok ilginç bulmadım zira insanların kahpe olduğunu bilsem de, aldatmanın bu kadar da kolay olduğuna inanmamayı seçen bir türün son örneklerinden olsam da, filmden güpgüzel replikler duydum orası ayrı. Bilhassa filmin "promo line" dediğimiz o Türkçesini bilemediğim tek cümlelik tanım şeysine (misal "Hiçbirşey onları ayıramadı. Ayak kokusu bile!" veyahut "Gece'nin dehşeti üstünüze hapşıracak!" gibi) o kadar şapka çıkardım ki yakında sol frame'imde yer alacak kendisi:
Gerçekten de herşey ilk bakış ve ilk "merhaba"da başlasa da aşk denilen bilinmeyen hiç de ilk anda bünyeyi voltaj manyağı yapan birşey değilmiş. Ha itiraf ediyorum ki ben yapar sananlardandım; Çocuktum ufacıktım ilk görüşte aşk'a inanırdım. Çok sancılı olduğum yıllarda "bir gün karşıma öyle biri çıkacak ki böyle yer ayaklarımın altından çekilecek, kalbim yerinden çıkacak ve ossaat oluşan ferfeci, kan revan, tiksenç görüntü yüzünden hayatımın aşkından olacağım" diye kıvranırdım. Kalbime bastıramazdım acırdı çok.
Neyse ki bunların hiçbiri olmadı.
Neyse ki...
Ve ben de aşkın bendeki tepkilerini, yeşermesini (bunu deyince aklıma İnanç Dünyasının jeneriğinde pört diye aniden açan çiçekler geldi), çoğalmasını, sürekli büyüyor efenim durduramıyoruzunu izlerken ilk görüşte aşka inanmayanlar safhasına geçtim geçeli çok oldu.
Öyle işte.
Neden artık daha az yazı yazıyorum? Çünkü ya çalışıyorum ya da yavuklumla, ev arkadaşlarımla, babamla birlikte oluyorum. Bir de MSN'i ve ek$i'yi hayatımdan çıkarınca yeniden gördüm ki dijitalleşmemiş, saf, birebir iletişimin yerini hiçbirşey tutmuyor. Hayır bir şey yazacak olursam da e-mail kullanıyorum. Mektup misali; Karşı taraf için ayrılan özel bir zaman ve emek. Tavsiye ederim.
Söyleyecek kaç şeyinizi "Aman yarın MSN'de görünce söylerim" ya da "Pöfl ne arıycam birazdan online olur" diye geçiştirdiniz şimdiye kadar? Ya da kaç kişiyle bütün gün "MSN'de konuştunuz zaten"? Peki ne kadar iletişmiş hissettiniz? Ki akşam eve geldiğinizde, bir sessizlik olduğunda, telefon çalmadığında, birine ihtiyaç duyduğunuzda, aramak, atlayıp yanına gitmek yerine online olmayı kaç kere seçtiniz?
Bana çağdışı demek serbest. Yihu! Zaten 'çağ'dan pek memnun olduğum söylenemez, seve seve kabul ederim bu sıfatı.
Onun dışında;
Merak edenler vardır, bilin ki mutluyum.
Kafamdaki yegane soru(n) Temmuz ayında bu evden çıkma noktasına geldiğimizde gideceğim yer.
Ama biliyorum ki nerde olmam gerekiyorsa orda olacağım ve ruhsal rehberlerim daima benimle birlikte.
Kıssadan Hisse: (Closer misali modern çağda aşk ve ihanet çeşitlemelerinden çok uzak, pek özel bir filmden)
Clementine: Joely?
Joel: Yeah Tangerine?
Clementine: Am I ugly?
Joel: Uh-uh.
Clementine: When I was a kid, I thought I was. I can't believe I'm crying already. Sometimes I think people don't understand how lonely it is to be a kid, like you don't matter. So, I'm eight, and I have these toys, these dolls. My favorite is this ugly girl doll who I call Clementine, and I keep yelling at her, "You can't be ugly! Be pretty!" It's weird, like if I can transform her, I would magically change, too.
Joel: [kisses Clementine] You're pretty.
Clementine: Joely, don't ever leave me.
Joel: You're pretty... you're pretty... pretty...





