<body><iframe src="http://www.blogger.com/navbar.g?targetBlogID=9127430&amp;blogName=GECEN%C4%B0N+G%C3%9CNL%C3%9C%C4%9E%C3%9C&amp;publishMode=PUBLISH_MODE_BLOGSPOT&amp;navbarType=BLACK&amp;layoutType=CLASSIC&amp;homepageUrl=http%3A%2F%2Fiynx.blogspot.com%2F&amp;searchRoot=http%3A%2F%2Fiynx.blogspot.com%2Fsearch" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no" frameborder="0" height="30px" width="100%" id="navbar-iframe" title="Blogger Navigation and Search"></iframe> <div id="space-for-ie"></div>

:: denge :: Çarşamba, Mayıs 31

Ah ah sormayın başıma neler geldi!
...........
..........
.........
........
.......
......
.....
....
...
..
.
Eet başıma neler geldiğini sormadığınıza göre bugün ben Closer adlı filmi izledim. Çok ilginç bulmadım zira insanların kahpe olduğunu bilsem de, aldatmanın bu kadar da kolay olduğuna inanmamayı seçen bir türün son örneklerinden olsam da, filmden güpgüzel replikler duydum orası ayrı. Bilhassa filmin "promo line" dediğimiz o Türkçesini bilemediğim tek cümlelik tanım şeysine (misal "Hiçbirşey onları ayıramadı. Ayak kokusu bile!" veyahut "Gece'nin dehşeti üstünüze hapşıracak!" gibi) o kadar şapka çıkardım ki yakında sol frame'imde yer alacak kendisi:

"If you believe love at first sight, you'll never stop looking"


Gerçekten de herşey ilk bakış ve ilk "merhaba"da başlasa da aşk denilen bilinmeyen hiç de ilk anda bünyeyi voltaj manyağı yapan birşey değilmiş. Ha itiraf ediyorum ki ben yapar sananlardandım; Çocuktum ufacıktım ilk görüşte aşk'a inanırdım. Çok sancılı olduğum yıllarda "bir gün karşıma öyle biri çıkacak ki böyle yer ayaklarımın altından çekilecek, kalbim yerinden çıkacak ve ossaat oluşan ferfeci, kan revan, tiksenç görüntü yüzünden hayatımın aşkından olacağım" diye kıvranırdım. Kalbime bastıramazdım acırdı çok.

Neyse ki bunların hiçbiri olmadı.
Neyse ki...

Ve ben de aşkın bendeki tepkilerini, yeşermesini (bunu deyince aklıma İnanç Dünyasının jeneriğinde pört diye aniden açan çiçekler geldi), çoğalmasını, sürekli büyüyor efenim durduramıyoruzunu izlerken ilk görüşte aşka inanmayanlar safhasına geçtim geçeli çok oldu.

Öyle işte.

Neden artık daha az yazı yazıyorum? Çünkü ya çalışıyorum ya da yavuklumla, ev arkadaşlarımla, babamla birlikte oluyorum. Bir de MSN'i ve ek$i'yi hayatımdan çıkarınca yeniden gördüm ki dijitalleşmemiş, saf, birebir iletişimin yerini hiçbirşey tutmuyor. Hayır bir şey yazacak olursam da e-mail kullanıyorum. Mektup misali; Karşı taraf için ayrılan özel bir zaman ve emek. Tavsiye ederim.

Söyleyecek kaç şeyinizi "Aman yarın MSN'de görünce söylerim" ya da "Pöfl ne arıycam birazdan online olur" diye geçiştirdiniz şimdiye kadar? Ya da kaç kişiyle bütün gün "MSN'de konuştunuz zaten"? Peki ne kadar iletişmiş hissettiniz? Ki akşam eve geldiğinizde, bir sessizlik olduğunda, telefon çalmadığında, birine ihtiyaç duyduğunuzda, aramak, atlayıp yanına gitmek yerine online olmayı kaç kere seçtiniz?

Bana çağdışı demek serbest. Yihu! Zaten 'çağ'dan pek memnun olduğum söylenemez, seve seve kabul ederim bu sıfatı.

Onun dışında;
Merak edenler vardır, bilin ki mutluyum.
Kafamdaki yegane soru(n) Temmuz ayında bu evden çıkma noktasına geldiğimizde gideceğim yer.
Ama biliyorum ki nerde olmam gerekiyorsa orda olacağım ve ruhsal rehberlerim daima benimle birlikte.

Kıssadan Hisse: (Closer misali modern çağda aşk ve ihanet çeşitlemelerinden çok uzak, pek özel bir filmden)

Clementine: Joely?
Joel: Yeah Tangerine?
Clementine: Am I ugly?
Joel: Uh-uh.
Clementine: When I was a kid, I thought I was. I can't believe I'm crying already. Sometimes I think people don't understand how lonely it is to be a kid, like you don't matter. So, I'm eight, and I have these toys, these dolls. My favorite is this ugly girl doll who I call Clementine, and I keep yelling at her, "You can't be ugly! Be pretty!" It's weird, like if I can transform her, I would magically change, too.
Joel: [kisses Clementine] You're pretty.
Clementine: Joely, don't ever leave me.
Joel: You're pretty... you're pretty... pretty...

:: mudra :: Pazartesi, Mayıs 22

209--9 Ekim 2004'e & Selmin, Emrah, artık yollarımız ayrılmış olsa da Duysal, Gökben ve Nyx'e (Gece) tüm sevgimle; Boşa kazanmadım.--

"Gidiyorum.

Yaşamın kenarında durmaya son verip,
Yaşamin ortasında koşma hakkını kazanmak,
Büyümek,
İlk ve son kez kendim olmak,
Yanmak,
Küllerimden doğmak,
Kevaşe "ölüm"ün yan çizerek dövüşmesinden sıkıldığımı gözüne sokmak,
Karşısına çıkıp "İşte buradayım! Haydi artık son yüzleşme vaktidir,
Kana kan dişe diş!" diye yüzüne haykırmak için

Gidiyorum.

6.5 saat sürecek bu düelloda yapılacak 27 yılın hesabı!
Elimdeki özyaşı kamasını savururken uçuşacak hesaplar:
"Hayatta kırık saç uçları, bozulan french manikürü,
Siyah saçlının sarı saçlıdan daha fiyakalı,
daha zengin,
daha yakışıklı,
daha bilmem ne oluşu,
ve falan olmak gibi güncel sorunsallarım olamadı
...da...
asırlık bir ruhu genç bir bedene tıkıştırmaya çabaladım!
Borcun,
236.520 saat + %10 K(atlanıldığına)D(eğme)V(akti)
Toplam 260.172 saat.
Veresiyemiz yoktur!"

İndirdiği darbe hayalkırıklıklarımdan örülü mithril'imle hafiflerken
Sendeleyeceğim biraz belki.
Bedenim soğuk spot ışıkları altında biraz ürperecek.
Başımda nöbet tutan beyaz maskeli adamlar
Alınlarındaki terleri silecekler ellerinin tersiyle...

...ve savaş sürecek, yaşanmamışlık kılıcımla yaşamamanın orağı
çarpışırken!
"Hey!" diye bağıracağım kemikli yüzüne "Çek git ahbap!
Daha yapacağım çok şey var
Tanıyacağım çok insan...
Daha seveceğim bir yürek var
Büyüteceğim bir aşk...
Daha güleceğim çok şaka var
Ağlanacak çok şey...
Daha kapatacak bir hesabım var
Barışacağım bir geçmiş...
Daha öğreneceğim çok ders var
Öğreteceğim çok ruh...
Daha inanacak bir hedefim var
Gerçekleşecek bir hayal...
Daha seveceğim çok bebek var
Elini öpeceğim çok yaşlı...
Daha alacağım bir armağan var
Teşekkür edeceğim bir baba..."

...ve böylece son kez yankılanacak kılıçla orağın sesi boyutlar boyunca,
yeni doğmuş bir masum daha hayata ağlayarak başlarken,
çığlıklar adanırken bir başka yerde
geride kalanlar için daima "zamansız" olan bir başka gidişe,
savaşın sonu belli olacak...

Gidiyorum...

...kazanırsam görüşürüz."

:: ilahi diyalog :: Perşembe, Mayıs 18

Hope"dün bir rüya gördüm
hava çok güzeldi
ben şarkı söylüyordum
sen çok mutluydun,
mutluydun"

-- Günce'ye saygıyla --

Güzel kardeşim, (yazan burda soyadı Aslım olabilecek bir şarkıcıdan bahsediyor) bunca yıldan sonra itiraf etmeliyim ki ben hala 30 yaşını aşmış, olgun bir kadın değilim ve umarım sen telefonda duyduğun sesler hakkında bir daha yorum yapmadın. Saygı, hürmet, sevgi.

"Peki ya benim bidibidibidiye ve hayatımda kimse olmamasına rağmen hamilelik testi yapmama ne demeli?" Bir an saydıklarına rağmen hamile kalmama ne demeli diye soracaksın sandım ki cevabı "Tüüü Mesih'i aldırmışın!" olucaktı. Acilen çamaşır suyuna ihtiyacım var! "Mutfakta Domestos var. Çamaşır suyundan çok daha öte?" Bir damla Domestos bu işi çözer mi? "Çözmesi umudumuz." Çözdü. Artık bembeyaz parmak izlerim var! (alnıma sürsem tertemiz bir alınyazım olsa?) "İşte valiz bu." Memnun oldum. Ayda ben de.!!!

"yırtabilir misin sessizliği gündüze değin?
hükmünü sürer her yeni acı bir öncekinin"

Şunu farkettim ki bir şeyi söylemeyeceksem söylemiyorum. Söylemediğimde karşımdaki birşey beklemiyorsa da şükretmeyi biliyorum çünkü söylemediklerimi bekleyen insanlar hayat boyu çoğunlukta oldu ve olacak. Başladığım cümlelerden ise hiç yan çizmeyip, hep bitirmişimdir çünkü tümleçlere şaka olmadığını öğrendiğim gün de şükretmeyi bildim.

Şükürbaz biriyim.

İlkokul karnelerinin sol kapak içlerindeki "arkadaşlarıyla iyi geçinme ve biten 0.5 ucu seri biçimde yenileyebilme becerisi" gibi şeylerden aldığım yıldızlı pekiyi'leri de hiç sevemedim çünkü ilkokul öğretmenimin yıldızları çok biçimsizdi. Ayrıca bu tip şeylerin toplumda bir halta yaramadığını da öğrendim. Misal çok düşünceli bir evlat olmak geniş bir hayal dünyasında yaşamaya başlamama ve bu doğrultuda "benim hayatımı o kurtaracak" demek 6 yıl ölümlerden ölüm beğenmeme yol açtı.

"ve bir sabah bakarsın sızlar için
kırgınlığı kalmış yalnızca Gece'nin"

Bizler kullanım kılavuzuyla gelseydik hayat bayram olabilirdi. Bunu keşfettiğim gün insanlara karşı olanlardan ziyade olanlar karşısında hissettiklerim üzerinden konuşmaya hazır olduğum gündü. O gün "senin yüzünden" demeyi unuttum. Yazık ki çoğunluk böyle değildi, olmayacak. Neyse buna da şükür..

...ve bu yazının anafikrinde "ben hayattan ümidi kesmedim"den, satır aralarında da bugüne dek sözünü etmeme rağmen hiçkimseyle paylaşmadığım bir şarkıdan başka bir şey yok. Şükretmenin bu yazıyla ilgisiyse otur, sıfır!

:: ayv no aydya - 'nyx'le sohbetler'den :: Pazartesi, Mayıs 15

akykdaKalbur saman içinde yazılarımı okuyan birçokları bana acıyı mutluluktan daha iyi ifade ettiğimi söyledi. Onlara hep içtenlikle gülümsedim. Burdaki ironi birçokları asıl bunu görmedi. ~~ İnanmakla inanmamak arasında çok kalın bir çizgi var.

Artık bana "Teşekkür ederim" dediğinde "Ben de seni" demek istediğini biliyorum. ~~ "Bir çok kişiye "Seni Seviyorum" diyebilirsin ama "Gitme" diyeceğin bir insan olacak."

"Kapılar kapanmaz, duvarlar yükselir." ~~ Benim hayatım dakikalar, hatta saniyeler içinde değişir.

"Birini seviyorsan onu özgür bırak. Geri geliyorsa senindir. Gelmiyorsa aslında hiç senin olmamıştır." hedesi sapan saçma bir testtir ve gerçek Sevgi'nin hiçbir teste ihtiyacı yoktur. ~~ Daha önce hiç aşık olmadım, doğru,
zira önce sevdiklerimin,
sonra kendimin
yaşam savaşında yer aldım.

Beni mutsuz edecek sırların peşinde zaman kaybetmektense mutlu edecek sırları ararım. ~~ Herkes kadar ben de açık kitapları pek umursamam.

20li yaşlarımda iyi bir yardımcı kadın oyuncu olmayı öğrendim. Bu yüzden 30lu yaşlarımda başroller benim. ~~ Al & Peg Bundy'nin evliliklerine, zengin annelerin daima konken oynadığı ve ilgisiz kalan çocuklarının da daima Neslihan Acar tarafından canlandırılan eroinman ve popüler kıza aşık olup disko tuvaletlerinde "beyaz" krizlerine girdikleri filmlere maruz kalarak büyüyen bir nesilden aşk anca bu kadar çıkıyor ne yaparsın?!

"Güzel olduğunun farkında olup bunu umursamayan kadınlar gerçek bir hazinedir." ~~ "Gitmek istediğin yere bir kez karar verdin miydi hayat bir istasyon gibidir. Bir treni kaçırırsan bir sonrakini beklersin. Bu yüzden kaçan fırsat diye birşey yoktur."

"Sen acıyla yoğruldun ki gözyaşların daima gerçek olsun."


Yıllar boyu sen benim için defalarca aç kaldın bir kere de ben senin için aç kalırım, ne olmuş? ~~ Anneler günün kutlu olsun babam.

-- to be continued

Gelecek Program: The Myth

Pek Yakında: The Promise

"Once you have accepted your destiny, nothing can alter it unless time flows backwards, snow falls in the spring, and the dead come back to life."

The Promise

:: enfes :: Çarşamba, Mayıs 10

Love's Drowsiness by Oni Sakti Ne zamandır yazı yazmıyorum sizler de sandınız ki sizleri unuttum. Bravo! İşte okuyucu dediğin beni böyle iyi tanımalı! İşte okuyucu dediğin beni böyle öngörebilmeli. İşte okuyucu dediğin.... Neyse. Doğru sanmışsınız çatır çatır unutuldunuz! A hiç yaranmaya çalışamam öyle de doğruyum ve çalışkanım. Şaane bir 5 gün geçirdim herşeylerden, herkeslerden, hatta kendimden bile uzakta öyle böyle değil. Hayır yani tabi böyle girişince gelişmeyi merak eder insanoğlu ama ser veririm sır vermem:

* Immortel (Ad Vitam)
* Casshern
* The Last Samurai
* A Way of Life
* ...Satur(n)days...

Ha derseniz ki aman Ayda canım Ayda ölümü gör bize sır ver, eh şu durumda şöyle bir ben diyeyim iki siz deyin üç ay sonra sahip olacağım insanüstü yaylıktaki kaşların sırrını size hemen burda açıklıyorum. Süper kaşlarımın yapısını anama babama, hiper şeklini muazzam kaş ustası Ferzan'a, gerisini ise lazer epilasyon ustası doktor Sibel Aksakal'a borçlu olacağım (pencereden atacağım, kahve içeceğim, çay içeceğim). Hadi gene iyisiniz bir güzellik sırrından daha haberdar oluverdiniz şuracıkta. Tavsiye ederim herkese. Ayda bir kaş aldırmaktan daha pratik bir çözüm olan bu yöntemle kaşlarda ömür boyu form garanti. Yine de ince işçilik diye tutturursanız bir, bilemedin iki seans lazerden sonra direkt iğneli epilasyonla olayı tamamlamanızı öneririm. Elinizi çabuk tutun da sıcaklar ve güneş bastırmadan muhteşem kaşlara kavuşun hadi. Zilli sizi.

Oh olsun Cosmopolitan! Sen bunları biz genç kadınların hizmetine sunmadın, ben de bu sırları bir bir ifşa etmez, toplumdaki bu açığı böyle kapatmazsam bana da Ayda demesinler. Seksenli yıllarda çocuk olan bir nesil genç kızın dimağını "Erkeğinizi elde tutmanın 43 yolu" türevi yazılarla kirletip yüzde ellimizi yorumsuz ilişkiler yaşamak zorunda bırakmanızın kanı yerde kalmamış olacak böylece.

Ayrıyeten hepiniz yavuklumun kardeşine acil şifalar diliyorsunuz. Neden mi diliyorsunuz? Karıştırma orasını şimdi ama sakın ha karın ağrısı deyip geçme. Baktın gördün 4-5 saatte geçmedi kalk git hastahaneye. Sonra bana bıdı bıdı etme, beni yıpratma

Ek$i sözlük yazarlığıma çaylak edildiğim hızda kendi ellerimle son verdim ve bu konuda başka bir yorum yapmayacağım. Bundan kelli Gecenin Günlüğü dışında herhangi bir sanal ortamda yazmama kararım bakidir. Astroloji yazılarımın peşindeki bayanlar duyduk duymadık demesin.

Yarın ilkokul yıllarımın beni çok seven Gönül Teyzesi belinden ciddi bir ameliyat geçiriyor ve sakat kalma tehlikesi var.

Daha ne olsun ha?! Daha ne olsun???

:: alter datif :: Çarşamba, Mayıs 3

Apache CaressBir böyle saçma sapan, duygu değişken silsile üşüştü başıma ki kimse sormadığı için ben de söylemiyorum. Şu cihanda bir yandan Hindiçini kökenli etnokültürel hareketlerle form tutup diğer yandan kökeni bilinmeyen halk türküleri söyleyerek güne başlayan, akabinde İstiklal'de bir börekçiye gidip babasının karşısında hınkıra hınkıra ağlayan, sonra "bu da kulağıma kupe olsun" diyerek Aznavur pasajının bir köşesinde aniden kulağını deldirmeye karar veren, bu arada gelen bir telefonla İstiklal'de fellik fellik düğmeci arayan ve ossaat düğme aradığını unutmak suretiyle İnci'de profiterol yemeğe girip "yahu ben birşey arıyordum aslında" diye çikolatalı tatlı topaklarıyla dertleşen kaç kişi kaldık ki şunun şurası?

Bilmiyorum. Belki tam şu anda Charon'la yanyana uzanıp ellerimizi başlarımızın altında kavuşturup uyumadan önce hep yaptığımız gibi tavana bakıp pısır fısır konuşmayı, bir de belki tam şu anda babamın koynunda uyumayı istediğim için bütün bunlar. Belki ... şey aslında... bak şimdi belki ben:

(Senelerden bir seneydi. Bir çok şey hafif batı müziği eşliğinde ilerliyordu hayatımda. Babam "şarkı söylemek istiyorsan konservatuara git, üniversiteye değil!" diyerek her günümü zehir ediyordu. Ben de bu yüzden evden ırak kalıyor, evden her ırak kalışımda babamın bitmek bilmeyen baskısıyla daha da yoruluyordum. Bir benlik -aka. ben olma- mücadelesinin prelüd'ündeydim. Saatin "hiçbirşey için geç değil"i gösterdiği yıllardı. Annem "Ne yap et kapağı o üniversiteye at" dediği için o üniversiteyi kazanmıştım. Bir çoklarına olduğu gibi bana da sorulmamıştı özümün neyi istediği.

Parçaları özel olarak İtalya'dan getirtilen bir mutfakta ediyorduk kahvaltımızı o zamanlar. Gri tonlarındaydı mutfak ve de siyah. Yerlerdeki karolar da özel olarak gelmişti ve yarı saydam/yarı parlak oluşlarıyla mutfağa ben diyeyim reklamlardaki Elidor güzellik enstitüsü sen de özel hastahane girişi havası katıyorlardı şerefsizler. İç mimarın çizdiği ve rahmetli annemin beğenisini kazanmak için epey uğraş verdiği bir antreyle selam çakardı ev bana kapıdan girer girmez -yine siyahlar griler var burda-. Salona açılan kirişe uzakdoğu esintileriyle yanan yıkılan, motifli kanatlar eklenmişti ve salon siyahla kahverenginin minimal dansındaydı. Ah bir de annemin şu grotesk vitrini olmasaydı. Odam, somon rengiyle petrol yeşilinin biraz açığının dayanışmasından meydana geliyordu. Bir de bana ait banyom vardı gül kurusu ve beyaz tonlarında...

Bunlar Burger King'e girince bir Whopper Menu + Chicken Royale'den aşağısını tüketmediğim yııllarla aynı yıllardı. Bunlar yılda iki kez babamı koluma takıp söylenmeleri eşliğinde masif alışverişe çıkarttığım yıllarla da aynı yıllardı. Hayır ben asla babasından kredi kartını isteyen şımarık gençlerden olmadım. Aslında ben hiç genç olmadım. Çocukluktan yetişkinliğe geçtim ve arada "-mış gibi" yaptım.

Şimdi ben yaşadığım
) şu günü şöyle yaşamak isterdim...

... bu akşamüstü bir taraftan geç kaldığım için kısık bir küfür ederek anahtarlarımı çantamdan çıkarıp, Hisar'da tek başıma yaşadığım çatı katına girmek ve babamı, o çok sevdiği, tam da denizi gören pencerenin önündenki tek kişilik koltukta oturmuş hesap kitap yapar ve beni beklerken bulmayı isterdim. Ona hemen ben olduğumda hep ve illa benim elimden içmeyi çok sevdiği şekerli türk kahvesini yapıp gönlünü almayı ve karşısına kurulmayı isterdim.

Sonra kalması için diretmeyi ama bilmeyi kalmayacağını... Çünkü babam evini özleyenler familyasındandır. Yaşadığımız zor yılların 2'yle sınırlı kalışına şükrederek onu uğurlamayı ve pencereden arabasına binişini seyrederken arkasından eve kadar sağ salim gitmesi için onu koruma altına almayı isterdim.

Sonra uzun ve dinlendirici bir küvet sefası akabinde tütsümü ve mumlarımı yakmayı isterdim. Yavuklum aradığında saat 10'a 20 mi vardı? Hmm... o saatlerde hazırladığım tortellini'yi bitirmiş ve kendime ikinci bir bardak kırmızı şarap koymuştum. Onunla konuştuktan sonra Player'a Delerium'un Poem'ini takmış, kendimi yer minderlerime atmıştım.

Neyse fevkaladenin fevki bir keşkem keşkem menem başıma gelen bir tek pişmiş tavuğun başına geler yazısı daha yazmış başını gidecekken direkten döndük! Aslen Cihangir'de, Lapitap'ın ışığına nazır, Cafe Crown'umdan son yudumumu aldım ve yattım gitti hadi ben. Bu kulakları da deldirdik ama...

Pöfl.