<body><iframe src="http://www.blogger.com/navbar.g?targetBlogID=9127430&amp;blogName=GECEN%C4%B0N+G%C3%9CNL%C3%9C%C4%9E%C3%9C&amp;publishMode=PUBLISH_MODE_BLOGSPOT&amp;navbarType=BLACK&amp;layoutType=CLASSIC&amp;homepageUrl=http%3A%2F%2Fiynx.blogspot.com%2F&amp;searchRoot=http%3A%2F%2Fiynx.blogspot.com%2Fsearch" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no" frameborder="0" height="30px" width="100%" id="navbar-iframe" title="Blogger Navigation and Search"></iframe> <div id="space-for-ie"></div>

:: yeni yazMa :: Pazar, Nisan 30

Saat sabaha karşı 4 üzerimize afiyet. Bu saate kadar oturduk, Allah'ın emri yavuklunun kavliyle lezizimlen nicedir yapamadığımız şekerpare sohbetlerimizden birini yaparken diğer taraftan da Lord of the Iynx (aka yavuklu)'ı beklemedeyiz. Vicdan azabı var bünyede de bir miktar. Nedenini sorma, o kadar özelimden kime ne, durumu bil yeter.

Evet ne diyordum kendi kendime dellenmeden önce? A evet birşey demiyormuşum. Madem birşey demiyormuştum o zaman bu yazıda da birşey demiyorum.

O arada hemen şimdi gidin sevdiğiniz birine onu çok sevdiğinizi söyleyin yarın çok geç olabilir tadında anafikirler içeren, okuruna tapan, fikir ve anlam bütüngeçli çok güleç bloglar okumaya ne dersiniz?

Hayır mı?

Aferin. Alın gönlümü böyle seni bidi.

:: zamazengo :: Cumartesi, Nisan 22



Sen git bütün haftayı geçireceğin paranın yarısıyla saçını başını ördür, yetmedi yeni bir pantolon, yeni bir shirt, yeni bir gözlük al... Ben asla adam olmayacağım. Neyse ki bu yüzden kadınım. Şimdi bir hafta aynadaki görüntüme bakar bakar karnımı doyururum artık.

Ama süper oldum yıkılıyorum yihu lan bana! Baştan aşağı siyahlara büründüysem de yarı hip-hop yarı gothic bir tarz yakaladım, ne tam biri ne tam öbürü oldum, öyle de nev-i şahsıma münhasırım.

Şu sol taraftan da isyankar bir saç öbeği pörtlemese daha bir şenleneceğim ama artık o kadar kusur kadı kızında da olur.

Haydi koşun koşun kızlar. Ayda Hatun'dan güzellik sırları adlı bölümümüz başlıyor:

Sittin zamandır gotik hatunların gözlerinin çevresine evirdikleri o siyah kalemin nasıl olup da akmadığını hayret ve hararetle seyretmekteydim. Bu hatunlar saat başı yüz numara ziyaretine gidip göz kontrolü yapıyor olamazlardı herhalde. Hayır öyleyse hayat acımasızdı ve ben asla o gözlere sahip olamazdım çünkü o derece myself control (ahahah çok beter oldu bu kelime oyunu Allah cezamı vermein!) ("vermein" ne bilmiyorum. Almanca viyadük demek olabilir) sahibi bir hatun olamadım. Evet severim aynaya bakmayı her kadın kadar ama belli zamanlarım vardır misal sabah girerim banyona 15-20 dakika sürer işim, çıktığımda saçım başım makyajım herşeyim bitmiştir.

Ondan sonra bir sonraki içsel emre kadar ayna mayna hak getire ki o emir de zaruri ihtiyaç molasından önce çok zorlanmadıkça gelmez.

Şimdi bendeki gözler üzerinize afiyet biraz büyük ve suludur. Alıyorum kalemi çekiyorum göze ilk 15 dakika hayata gizemli gözlerle bakıyorum. O gözlerle kendimden bir eminim ki sorma gitsin. Kükremiş sel gibiyim bendimi çiğner aşarım sen bilemezsin sevdiğim. Dur ne diyordum ha evet ama işte artık bir iki üç dört saat sonraki tuvalet molasında aynadaki aksimle karşılaştığımdaysa bir anlık şuursuzluk çöreklenir asi ruhuma. Ne cam kalmış ne çerçeve bizim gözlerde. Kalemi çekerken sulanan gözlerin fazla suyunu almış olsak da kalanı bile yeterince tahribat yaratmış alt çerçeve darma duman. Gözün altına doğru bir grilik peydah olmuş, "bütün gece çektim marihuanayı sabah dağıttım böyle kaportayı" imajı çizerken zatı-şahanem sanmakta ki bakışlar 7.8 kifayetinde depremler yaratmakta.

Nerde şekerim.
(Innocente girdi, "I suppose it is the price of falling in Love" diye patlattı Leigh Nash yine. Çok feci sözleri var bu şarkının "When did we fall, when was it over?" filan böyle... Ayrılık sonrası dinlemeyin. O akşam ölürsünüz sizi kimse tutamaz. Benden söylemesi.)

Neyse işte bu duruma artık bir çözüm buldum. Carmina Mystical Eyeliner. Kremsi dokusuyla kayarcas... Yok o bu değil. Yumuşak dokusuyla göze batmayan, can yakmayan ve aslına bakarsanız cep de yakmayan, çok ilginç ama bir kez çok sevdiğim bir arkadaşım gözüme halis muhlis sürme çekmişti ordan biliyorum, aynı o kıvamda sürülmesi mümkün bir icat bu. Ayrıca 5 saat mı ne akmama garantisi verdi satıcı kızcağız. Satıcı kızcağıza hays... açların lüle lüle diyecektim tam ki tuttu elime çekti bu kalemi. Bekledik sabırla bir dakika. Sonra çıkarmaya çalıştım vallahi sürtünmeyle bile zor çıktı şerefsiz.

Bak Carmina yetkilisi. Sana sesleniyorum. O kadar kefil oldum bu ürünü bozmayın üstünüze hasedimi salarım, ah'ımı salarım. Benim ah'ım pistir.

Kısacası aynı dertten muzdarip birileri kaldıysa kenarda köşede haberdar edin sevinsin garip.

Ben gidiyorum, siz de dağılırsınız artık tek sıra.

:: eğersin başını çekersin yorganı :: Pazartesi, Nisan 17

Heleloy TylolStar'ın yeni şarkısının manidar sözlerinden esinlenip sağ ayakla ve desturla başladığım bu yazıdan sonra şimdi ne yapacağım bilmiyorum hakkaten. Eurovizyon'muş Superstar'mış hikaye. Şuncağızın "Benim Adım Çaydanlık" adlı iki perdelik danslı performansını gören nice dünya ülkelerinin yelkenleri ossaat indireceğine bahse girmem. Bana gelince ateşlendim ve faranjit oldum, etrafı sessizlik bürüdüyse bana geçmiş olması gerektiğinden.

Bugün bütün gün yattım filan falan. Allah'tan mıymıntı bir hatun değilim de (1 yıl içinde biri hayati tehlike içeren 4 ameliyat geçirince faranjit olmak kuru fasülye/soğanı fazla kaçırıp gazdan muzdarip olmaya benziyor) yarına birşeyciğimin kalmayacağını biliyorum tey tey.

benim adım çaydanlık

Kalsa da çok uzun zamandır hasta olma lüksüne sahip olmadığımdan büyük ihtimalle tınmıyor olacağım. Nice ateşli halimde Ataköy'den Hisarüstü'ne taşındım, nice argın dönemimde Halkalı'dan Mecidiyeköy'e yollandım ki breh yani bana. Yine de gelin dürüst olayım bunca dönemlerimde birinin benimle had safhada ilgilenmesini içten içe feci istemiyorum değil. Bu kez babam bile başımın çaresine bakacağımdan emin olacak ki ne aradı ne sordu dün gece telefondaki genzime sülük yapışmış gibi çıkan sesimi duymuş olmasına rağmen. Zaten sabahki ayaklarısürüyerekbakkalagitgel ve saat11ereikiver bölümleri dışında kafamı kaldıramadım. Telefonla uyandığımda saat 3tü. Benimle ilgilenme görevi ise Alaz'a düştü. Adaçayı, Tylol Hot ve şaşalı arnavut ciğeri için ne kadar teşekkür etsem az olsa da iki gecedir uyuyakalıp telvede nasıl çıktığımı söylemekten yan çizdiği de gözlerden kaçmıyor değil. Neyse artık iki gün içilen kahvenin 80 günlük hatrına sayıyorum.

burada kolum var burada ağzım

Hafta sonu boyunca ev filan baktık (bu entry'den feci sıkılmaya başladım neden bilmem), Probabilite ve Thug Love geldi. Pazar günü "Şu ev meselesini ne yapacağız zirvesi 2"de salon ortasında kahvelerimizle yer aldık...

...ve ben hastalığım süresince Grudge'ı 2, Madagaskar'ı 4 kez seyrettim. Son günlerin vahameti burdan da anlaşılabilir.

kaynayınca suyum çağırırım seni

Çok fazla sessizlik var bu ara evde fırtına öncesi sessizliği olmasından çekinmiyor değilim. Gerçi son aylarda "su yolunu bulur" (ss - 1112) sözünün doğruluğunu ne derece deneyimlediysem de düşünceyi susturmak bazen çok zor. Neyse... herşey daima olması gerektiği gibi diye bağlayayım ben bu işi de temiz olsun. Dediğim gibi sıkıldım bir, halsizim iki, gidip uzanacağım ve yattığım yerden "Tenin Tam Altında: Korku Bilimi"ni seyredeceğim üç, yek dört, dü beş...

eğersin başını içersin çayını

... yarın akşamdan itibaren bir iki gün beni arayıp sormayın. Asıyorum kapı kulbuna "Do NOT Disturb" yazısını. Ben geri dönersem size geri dönerim o zaman dönüşürüz.

*kalçayı sür'atle sallamak suretiyle*
lıklık da lıklık
lıklık da lıklık

:: aneykdot - I :: Perşembe, Nisan 13

Ayda's Grudge aka Michael Jackson * Ev mavi ekran vermekle ben de zıvanadan çıkmakla ve an itibariyle bu cümleyi devirmekle meşgul üzerime afiyet. Küçüktük biz o zamanlar Ev diye bir korku filmi vardı. Onu seyreder seyreder evin karanlık köşelerinden ya da aynalardan birşeyler çıkmasını beklerdim ama konumuz bu değil. Önce şofben bozuldu bir süre ilkel yöntemlere başvurduk hijyen hususlarında. Neyse dün şofbenci geldi saatlerce yapmaya uğraştığı yetmiyormuş gibi bir de her tesisatçı gibi banyoyu ayağa kaldırıp gitti. Otursun diye verdiğim uğraşlar meyvelerini zar zor verdi. Akabinde evdeki prizler atmaya başladı. Salonu dolduran kekremsi (bu lafı da hep kullanmak istemişimdir oldu galiba buraya) kokuyla irkildim ki o da ne! Priz cozurduyordu resmen. Daha önce hiç cozurdayarak kıvılcımlar fışkırtan bir priz görmediğim için bir nanosaniye kadar ilginç gelen bu görüntü akabinde adrenalinimi tavan yaptırdı ve gerekli önlemleri aldım. Tam evden çıkıyordum ki mutfak lavabosunun altındaki boru yerinden çıktı. Geçen gün Alaz'la otururken televizyon kendi kendine tüm kumandaları üzerinde ve bizden ırak olduğu halde açıldı. Üstelik bir değil iki değil tam bir sürü kez! Masanın altındaki kapakların başka bir boyuttan gelen şeyler tarafından üç kere çalınması an meselesi.

* Alaz daha yeni aldığı buzdolabını daha yenisiyle değiştirmeye karar verdiğinde bunda bir sorun görememiştim de Arçelik'ten gelen elemanlar dolabı eve teslim etmeye sabah 9(dokuz)'da karar vermişler onu daha önce bildirmediler kötü oldu. Bet ve nemrut bir ifadeyle karşıladım kendilerini. Hayır keşke bir saat önce gelselerdi de hep beraber kahvaltı etseydik değil mi ama? Ya da misal bizim salon geniş akşamdan gelselerdi yatıya hem sabah namazını da beraber kılardık! Burdan yetkililere sesleniyorum. Saçmalamayın kardeşim. Teslimat dediğin 11'den önce başlamaz. Bu ülkede çocukla kocayı cümledeki sıralarıyla servise ve işe yetiştirmek üzere 6'da ayaklanmak zorunda olmayan kadınlar da var.

* Babam bazen komik adam. Dün dışarı çıkanlarınız ne biçem saçma bir rüzgarla karşı karşıyaydık biliyorsunuz. Böyle sıcak desem sıcak değil soğuk desem o hiç değil. Ilık diycem kendini birşey zannedecek zibidi demiyorum dikkat ettiysen. Her neyse hiçbirimizde saç baş kalmadı dağıldık darma duman olduk bitap... ehm işte öylesine rüzgarlı bir havada babam beni her zamanki buluşma yerimiz olan börekçinin birinin dışarsında beklemiş. Bir gittim adam tarumar. Başın muhtelif sağ ve sol bölgelerinde odaklanmış saç öbeklerinin biri şam diyor öbürü fizan. Bir kararsızlık ki adamcağızın kafada hayret edersin. Allahtan tam o sırada hemen yandaki müzikçiden "deli gibi sevecek ömür boyu sürecek gözlerimde tütecek bir sevgi istiyorum" şarkısı yükseliyordu da ben de kahkahalarla gülmek yerine babama o şarkıyı söyleye söyleye yaklaştım. O da bana bunun üzerine "sus sus" diyerek sarıldı. Zaten hayatımdaki en önemli iki erkeğin ilkinin de tıpkı ikncisi gibi bu ara bana söylemeyi en sevdiği lafın "sus" olması dikkatlerden kaçmıyor.

* Ee daha daha?

* Küçük kadınımız Star eve tüm giriş çıkışları dün gece itibariyle veto etti. Ben, Alaz, Mermaid ve "aşkım" dışında içeriye kimse girmeyecekmiş. Star öyle sevgili, yavuklu filan anlamaz. Direkt "aşkım" olması lazım yoksa "aşkım kontenjanı"ndan faydalanamıyor kişi. Misal "babamla buluşmaya gidiyorum" dersem "Sana sadece pes diyorum!" diye söylenmeye başlıyor. "Aşkımla buluşmaya gidiyorum" dersem "Ben de gelebilir miyim?" diye şirin şirin kırıtmaya. Bir de bacakları epilatörle almıyoruz kızlar "almaç"la alıyoruz. Böyleyken böyle.

* "Tu vas me détruire"i kullanarak bir yazı yazacağım yakınlarda. Aslında Genossienne No:1'i kullanarak yazacağım önce. Hangisini ne yapsam karar veremedim. Aa işi bıraktım onu söylemedim. Böyle bir yayışlardayım çok pis. Kendimi bilimum korku oyunlarına vermek istiyorum. Bir de "böbreğe sormuşlar boynun neden eğri diye ben bilmem beyin bilir"le "kafeine sormuşlar neden tadın acı diye ben bilmem tein bilir" dolaylarına hala durup durup gülüyorum. --son 1 dakikanız kaldı-- "aha son bir dakika diyo kadın suratına kapıycak" "o zaman hadi ondan önce kapatalım g*t olsun"a hiçbirşey demiyorum.

Akıl denen şey* dağıtılırken biz hangi evin mutfağından şekerleme çalıyorduk acaba?

*şey= şey

:: banatema :: Salı, Nisan 11

The Fallen Angel --Special thanks to Malia and Lamb for the inspiration--

Sometimes (bazen), wretchedness(hezimet) runs(akar) in my veins(damarlarımda) as if I've lost an infinite number of heavens instead of one(sanki bir değil de sonsuz cennetler kaybetmişim gibi) and, thus,(ve böylece) I find myself infiltrating the grey(kendimi grilere nüfuz eder bulurum) instead of the black or white I so associate with(bana daha çok yakşan siyah veya beyazın yerine). I become a dreamless hope(hayalsiz bir umut olurum), which, in fact, I am not (ki, aslında, bu değilim), waiting for an exemption of stain(günahımdan muaf olmayı beklerim), which, in fact, I need not(ki, aslında, buna ihtiyacım yoktur). I never had the innocence of an angel(asla bir meleğin masumiyetine sahip olmadım) for I arrived in this world, defeated(zira bu dünyaya yenilmiş gelmişim). I never carried the Light(asla Işık taşımadım) yet that doesn't mean I don't have a heart(lakin bu bir kalbim olmadığı anlamına gelmez).

Are you feeling lost and lonely?
You needn't be..
Like you've lost all hope and your sanity
Oh you needn't be..


Still in this lifetime (bu yaşamda dingin), I fly high not to storm (fırtınalanmamak için yükseklerde uçarım). Though once in a Moontime (yine de ay'da bir), I ebb to flow (med için cezirim).

If we only have one turn
In this life we have to learn


I might seem stubborn or worn(inatçı ya da yorgun olabilirim) yet I learned them all through an anguish forlorn (ne var ki hepsini ümitsiz bir elemden öğrendim). If I dream of a soul that can bleed for me(şayet benim için kanayabilen bir ruhun), or a heart that beats my key(ya da benim tonumda atan bir kalbin hayalini kuruyorsam) it is since such is the only way I can overcome a defeated destiny(nedeni yenik bir kaderin üstesinden ancak böyle gelebileceğim içindir)

Carrying the world on your shoulders
You needn't be..
Ever more as you get older
You needn't be, oh you needn't be..


My umbilical cord was rooted in Chaos(göbek bağım Kaos'tan köklenmişti)... hence are my fiery chagrin(bu yüzdendir hararetli kırgınlıklarım).

If we only have one turn
In this life we have to learn


We wish our lives away
Hoping for a better day
The future's miles away
And what is past is done and gone


Hear my flaps in the tears of betrayal!(ihanetin gözyaşlarındaki kanat çırpışlarımı duy!).. listen to my screech in oblivion!(unutulmuşluktaki acı çığlıklarımı dinle!)..

If we only have one turn
In this life we have to learn..


..but if you think of me, know that I thi.. (ama beni düşünürsen, bil ki ben..)

:: biri'leri :: Pazar, Nisan 9



"All of us have a secret
One of us is a hero
One of us is a fraud
One of us is a junkie
One of us is a cop
One of us is a saint
One of us is a sinner
One of us is a martyr
One of us is a murderer
All of us are guilty
All of us are lost.
"

:: celse :: Cuma, Nisan 7

--Linkin Park'a saygıyla--

(İstanbul şehri üzerinde bir akşamüstü. Kamera yükselen, aynalı camlı plazaların arasından geçer ve siyah deri pardesüsüyle siyah saçlı, uzun ince bir kadın metro girişinden içeri adım atar. Batmakta olan güneşin ışıkları yürüyen merdivenle aşağıya inmekte olan kadının ardında yok olurken, kamera ani bir zoom'la merdivenin metalik basamaklarına yönelir.. bir ani zoom'la daha karanlık tünelde dönen metronun ışıkları kameraya doğru hızla yaklaşmaya başlar ve tekerlekler kayıp geçerken siyah, dumanımsı bir gölge yerden yükselerek trenin altına sızar)

This spring... Something even stranger shall arise in Istanbul..


(havada dönen bir ayak tabanından açılan kamera, topuk yere inerken hızla yükselir ve gözlerini kısmış, hızla nefes alıp veren bir erkeğin siyah gözlerine odaklanır)

(siyah deri pardesülü kadın tarihi bir apartmanın eski ve loş merdivenlerinden yukarı çıkarken bir anda başını hızla omzundan geriye, kameraya doğru çevirir)

... and dusk will reveal its mysteries ...


(yaşlı bir adam tozlu raflarla kaplı bir sahaf dükkanında piposunun dumanı ve oturduğu masanın ardından, karşısında ayakta duran genç adama hitap eder)

Old Man: She will not escape it.
Man: Who is she?
Old Man: (elindeki fotoğrafı uzatır)

Man: What do you want me to do, then?
Old Man: The impossible!

... where fate and misery collides ...


(esmer genç adam kaşlarını çatarak dişlerini sıkar. Jaluzili bir pencereden dışarı, şehrin gece ışıklarına bakmaktadır)

Dark-haired young man: We're all right.
Young, blonde woman: Yeah... in a totally wrong way.

... will love finally blossom...


(siyah deri pardesülü kadın yüksek tavanlı bir apartman dairesinden içeri girer ve sırtını kapıya yaslayarak karanlıkta durur)

(siyah deri pardesülü kadın üzerinde bir kot ve siyah, dar bir gömlekle bir yatağın kenarında oturmakta ve yatağın üzerinde sırt üstü yatan siyah saçlı genç adamın saçlarını okşamaktadır)

Dark-haired young woman: Do you really want me to leave?
Dark-haired young man: For your own good.
Dark-haired young woman: Then I'll stay. Oops, my bad!

...when time runs amok?...


(deri pardesülü kadın evin ışıklarına doğru uzanır. Aydınlanan antre simsiyah, şekilsiz, havada asılı bir gölgeyi gözler önüne serer. Kadın gözlerini korkuyla açarken gölgeden bir tıslama yükselir)

Shadow: ...at... last!

(bir çığlık yükselirken görüntüler birbiri ardına kaymaya başlar)

(siyah saçlı genç adamın gölgesi yağmurlu bir terastan koşarak geçer ve sıçrayarak yangın merdivenine atlar)
(yaşlı adam karanlık bir odada, sadece bir masa lambasının ışığında oturur ve kalın, eski bir kitabın kapağını hızla kapatır)
(siyah saçlı genç kadın üzerinde bir komando pantolonu ve tişört olduğu halde bir takside ilerlemektedir)
(siyah saçlı genç adamın gölgesi yangın merdiveninden aşağı kayarcasına iner ve kamera arkasından koşmakta olduğu uzun siyah paltolu bir karaltıyı gösterir.)
(yaşlı adamın konuştuğu genç adamın kaşları elindeki resme bakar ve çatılır)
(siyah saçlı genç adam yangın merdiveninden sokağa atlar ve paltolu karaltının önünü keser. Yağmur kasılmış yüz hatlarına vururken eli hızla yükselir ve kamera yumruğuyla kaplanır.)
(kamera siyah saçlı genç adamın yumruğundan açılır. Yaşlı adamın konuştuğu genç adam siyah biçimsiz gölgenin karşısında bir kaldırım üzerinde kanlar içinde yatmaktayken yavaşça doğrulmaya başlar)
(yaşlı adam metro istasyonundadır. Genç bir kızın kolunda engelli asansöründen çıkar ve bir kapıya doğru ilerler. Kamera kapının tokmağını çeviren eline zoom yapar. Aralanan kapıdan sızan gölge bir pençeye dönüşür ve genç kızı göz açıp kapayıncaya kadar kavrayıp içeri çekerken yaşlı adam geriye doğru sendeler ve asansörün kapalı kapılarına çarpar)
(siyah saçlı genç adam siyah saçlı genç kadını göğsüne çeker. Genç kadının yüzü erkeğin boyununa gömülürken eli de göğsünün üzerine düşer. Siyah saçlı genç adamın eli göğsündeki elin üzerine kapanır)
(siyah deri pardesülü siyah saçlı genç kadın kapıya doğru bir hamle yaparken biçimsiz siyah gölge bir anda ileri doğru atılır ve kamerayı karartır)

I S T A N B L U E S
Season Premiere: The Session


(görüntü yavaş yavaş silikleşir ve kaybolur)

:: avrupa yakasındaki ayda revolutions :: Pazar, Nisan 2

Bugün artık bastırılamaz yürüme ihtiyacıma ket vuramayıp Alaz'ı ve babasını kandırmak suretiyle Dolmabahçe'ye kadar yol yaptım behey behey. Hayır tek başıma yapacaktım aslında ama havaya bakıp 1) durdum, 2) düşündüm. Şimdi uzun zamandır güneşli günlere aç yurdum insanları kesin kendilerini kapılarından dar atmışlardır dışarıya. Adım atarken üstüme üstüme gelen insan kümeleri, olmadı topakları yüzünden böyle bir içime fenalıklar, anladın sen'ler gelebilir, iyisi mi Alaz'ı kandırayım dedim ki muhabbet esnasında ceyranda kalan babası Dursun Amca da kandı bana.

Saray'ın girişindeki denize sıfır çay mekanında teinlenip, tostlandık ve akabinde Gümüşsuyu'ndan yukarı yollanıp, kendimizi Cihangir yokuşundan aşağı vurduk, aldık, verdik, biz eve geldik.

Güneş görünce insanın kokusu değişiyor sanki ki böyle güneş güneş kokarak girdik içeriye. İyot iyot da olabilir deniz havası aracılığıyla karar veremedim bak. Her neyse bu koku olayı iyi bir şey o bağlamda söyledim.

Baharla beraber kendilerini sokağa salan tüm aşıklara da burdan 'Gençliğe Hitabe'yi armağan ediyorum. Olan var olmayan var yahu insaf! Mart'ta kedilerin seslerinin değişmesini ve normalde sadece miyavlayan hayvanların en olmadık zamanlarda (misal gece 2) nasıl bir anda "au au" ulumasını kınıyorsam, bu da o tip birşey. Bak bana. Sırf bu duyarlılık, bu insaniyet yüzünden kimseyle birlikte olmuyorum, olsam da takıp koluma, kör gözüne parmağım meydanlara çıkarıp elimi kolumu sallayarak "hararetli sohbetler ediyor ve çok eğleniyoruz" havası yaratmıyorum. Yaratsam da yanımdan geçen ve es kaza benim tarafıma doğru kafasını çeviren her kıza "o benim! çizerim!" bakışı atmıyorum. Atsam da...

Neyse netçe itibariyle bu örnek vatandaşlığım için Cosmopolitan'dan plaket istemiştim, gele gele "Bu yaz beyaz moda, straplez şeyler giyicez oley" diye bir cevap geldi. Hayır yanlışlık oldu heralde ehe.. heh.. hıh!