-- Anastacia, 'Pieces of a Dream'e saygıyla --
I thought I saw you late last night
But it was just a flash of light
An angel passing...Eklemlerim kanıyordu. Bir çok kez tırnaklarımla kazıdığım duygular yüzünden döşeğim, döşemelerim, bacaklarım, gözlerim revan içindeydi. Benim için dünya durmuş, geriye tanımadığım bir kendimden başka hiçbirşey kalmamıştı. Dizlerim titriyordu yenilişimden ama ben ki güçlü bir kadın olagelmiştim ya, düşmemek için direniyordum. Saatler birbirinin tekrarıydı ve hiç bitmeyen göz yaşları da dinmeyen acının...
... bir öğleden sonrasıydı Eylülün. İlk kez kulübemin kapısını çaldığında açmaya mecalim bile yokken seslendim: "Kapı açık... Girin!". İçerisi loştu biliyorum ve ben bambudan örülü bir yatağın üzerinde akıttığım özlerin közünden ya da o zamanlar içtiğim sigaraların küllerinden yanmış (ki ikisi de aynı kapıya çıkıyordu) eski bir pikenin altında büzülmüştüm. Beni göremedin uzun süre... ben de seni...
Renee'nin, Tom'a, Jerry Maguire'da dediği gibi "ilk
merhaba'nla ben, senindim."
...But I remember yesterday
Life before you went away
And we were laughing
We had hope and now it's broken...İçeri girdin ama ne sen yanıma dair bir adım atabildin ne de ben seninkine. Yalnızca silüetin ve sesindi beni hem avutan hem sanki çok uzun yıllardan sonra ilk kez en derinlerimden güldüren. Ne çok güldük bu öykü boyunca ve seyircilerimizi ne çok güldürdük kimbilir.
Sonunda çağırdım seni yanıma ve geldin... çekinerek, biliyorum.
Yatağın kenarına oturdun ve hafifçe yana kaykılıp bir kolunun desteğini alarak konuştun benimle koca bir gece.
Gözlerimi açtığımda göğsündeydim.
Sanki benim için, benim bedenim için yapılmış kucağında derin derin ve tüm yaşadıklarımdan sonra ilk kez huzurla uyuyabildiğimi fark ettiğimde çarklar çoktan dönmeye başlamıştı bile.
...And I could see it clearly once
When you were here with me
And now somehow all that's left are
Pieces of a dream... Geri döndürmeye çok uğraşsak da nafileydi. Bir İstiklal boyu yanyana yürüdüğümüz ertesi günde belki de ilk kez anladım her bitişin bir başlangıç olduğunu.
Yatağımın üzerinde otururken göğsündeki izi gördüm. Silik de olsa bir izdi o. Geçmekte olan bir yara mıydı yoksa? Bunu sen de bilmiyordun. Ben de sormaya devam edecek durumda değildim. Öylesine şaşırmıştım ki bu ani tanıdıklık ve teslimiyete, izlerle uğraşacak mecalim yoktu.
Bir başka gece bugün yaşadığım eve gelişinde bir kör saati gecenin, küçük bir kızın hayaline dokundun bilmeden. Bir gece yarısı, bir sihirbaz onun için zaman mekan gözetmeden koşup gelmişti. Hep bunu dilemişti küçük kız ve koca bir kadının bedeninde hep bu dileğin burukluğu gizliydi. Nasıl da inandırdı kendini en saf halleriyle bu gelişe. Nasıl açtı kapılarını ve daha hala açık olan yaralarıyla denize atlayıverdi gözü kapalı.
"...And now I'm lost in restless nights
Just a whisper of the life
That we created
Shadows falling
I am calling..." Tüm bu zaman zarfında, göğsündeki izin geçmesini bekledim.
Belki de hiç geçmeyeceğini bile bile.
Uzak durdum,
Güldüm,
Ağladım,
Uzak tuttum,
Dayanamadım koşa koşa geldim,
İçimdekiler dışarı çıkmaya çabalarken
Sırf var olan yüklere yük eklememek adına senden uzakta seni andım.
Sonra bir gece tüm duygularımın beni esir aldığı o an "gel" dedim.
Gelemedin.
O gece açık yaralarla denize daldığımı üç ay sonra ilk kez duyumsadım.
Yaralarım kanıyordu... Su benim rengimdeydi!
Canım yandı...
Ç o k.
Çığlık çığlığa bağırdım.
Ve sonunda koşa koşa sahile çıktım.
...And I could see it clearly once
When you were here with me
And now somehow all that's left are
Pieces of a ... Nefes nefese attım kendimi kumlara ve irinlerim kıyıya karıştı. İnlemelerim geceye... Umutlarım çatırdamaya başladı. Zar zor büyütmeye başladığım hayallerimse ölmeye... Sesini bana yeniden duyurduğunda bu haldeydim.
"Git yalvarırım ve bir daha gelme!" diye haykırdım o acıyla.
Beni o halde görmeni istemedim.
Acının en ucuz maskesidir öfke.
Acımı göstersem gelecektin biliyorum.
Ama ben o haldeyken senin gelmene kıyamazdım. Sana öyle değer verdim ki korudum kendimce seni acımdan ve öfkeyle "
Git!" diye bağırdım.
Ve gittin...
...The faded photographs
The frames of broken glass
The shattered memories
Time will soon erase
All these souvenirs
It's all from a thousand tears... ... ardından o kumsalda günler gecelerce aktı irinlerim. Öyle ki sonunda cerahat kalmadı içimde. Her gün batımında seni düşünerek kendimden geçip, her gün doğumunda seninle uyandığımı ise hiç bilemezdin. Hiç bildin mi artık bunu bilmiyorum.
Haftalar sonra bana "göğsümdeki iz geçti" dediğinde apar topar, tüm yaşananların ardında Evren'in sihirli eli olduğunu düşündüm. Puzzle'ın parçalarının puzzle'ın tamamının oluşturduğu resim hakkında ne fikri olabilirdi ki?
Ve çırılçıplak, tüm yüklerden, izlerden sıyrılıp kollarımı açtım sana. "Gel ve beni hiç bırakma!" diye haykırdım bir kez daha.
"...But when I wake up you are never there..."Sevgili annem Ekho sağolsun, yerine ulaşmayan sesimi bana geri getirdi. Şaşırdım önce geri gelen bu cümleye. Ne de olsa sendin öbür kıyıdaki. Sen... beni asla incitmeyeceğini söyleyen sen. Yanında en çok ben olabildiğim sen. Sen benim kalbime hiç sessiz kalır mıydın?
Bir daha denedim... bir daha... sesim her defasında geri geldi. Ha tabii bir de şu vardı: "Aradığınız kişi sandığınız kişi değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyiniz."
Sahilden ağaçların ardındaki kulübeye doğru koştum. İlk kez geldiğin, bizi ilk kez birleştiren kulübeye... Hızla bambu yatağı parçaladım... ve dışarı taşıyıp hepsini, kumlara attım dizüstü kendimi. Rüzgarda uçuşan saçlarımı arada kulaklarımın ardına sıkıştırarak küçük bir sal yaptım.
Ve sabaha karşı senin kıyına doğru yola çıktım. Durgun hatta fazla durgun bir alacakaranlıktı. Denizin bu durgunluğunu bu son yolculuğu kolaylaştıran bir prelüd gibi dinledim büyük bir huzurla. Ay kırmızıya boyanmıştı ve yolumu aydınlatan yakamozların rengi daha önce hiç bu kadar sönük değildi. Okuyamadım doğanın attığı bu dingin çığlıkları. Yoksa bilmemeyi sindirirdim... ama herşey olması gerektiği gibi olurdu ya hep.
Usulca yanaştırdım kıyına salımı. Yüzümde en içten gülümsemem, en kendim, en sevgi bürünmüş halimle parmak uçlarımda yaklaştım senin bildiğim eve... ve o zaman duydum bir kadının derinden fısıltılarını:
"önce bakışlarımız alıştı birbirine sonra 'parmak uçlarımız' bu bir sonun değil, varoluşun başlangıcıdır!
geçmişteki tüm alışkanlıkların 'bana' alışmanı önleyemez artıK! "
...We had hope and
Now it's broken... Duyduklarıma inanamadım önce. Gözlerimi kırpıştırdım boğazımda yükselen yumrunun eşliğinde. Sen ki tüm bunlara gülüp geçtiğine inandığım, sen ki beni hiç incitmeyecek olan... sen ki bütün yaşananlara, tüm ayrı gecelerde benim kadar, benim gibi "biz"i özlediğini sandığım... nasıl haddini bildirmezdin böyle bir şeyin? Hatta bunu benim duyma ihtimalime dahi nasıl önem vermezdin? Demek ki umursuyordun bu sözleri. Demek ki bir yeri yurdu "artık" vardı içinde bu fısıltının, sözü geçen "bakışlar"ın ve "parmak uçları"nın. Ya da belki de... Tanrım! Belki de HEP vardı o bakışlar ve parmak uçları!! HEP ordaydılar ve şimdi ortaya çıkmışlardı! Bu ihtimalle dişlerimi kenetledim ve tırnaklarımın avuçlarıma battığını hissettim. Olamazdı! YİNE olamazdı!
...And I could see it clearly once
When you were here with me
And now somehow all that's left are
Pieces of a dream...Sendeleyerek bir geri adım atmıştım ki bir başka kadının sesi yükseldi:
"...seni düşünüyorum. seni düşünmek; bi hikaye okumak gibi. seni düşünmek; kafamda senden başka herşeyden arınmak demek. seni düşünmek; doymak gibi...
... bazı şeyleri annatmak istediinde annatamazsın ya, hani kifayetsiz kalır, sönük olur, annatılamaz yaşanır, bişeyler eksik kalır işte bende zorlanıyorum.. zorlamak istediimsin. ağzımdaki gülümsememsin. hep gülelim oldumu.. hep bnmle kal..."Gözlerimden süzülenlerin ne olduğunu artık bilmiyordum. Ben ki beni sevdiğini iddia eden bir ademoğlunun evinde kaldığım gecelerce bile seni taşıdım, seni anlattım, beni sevenlere, bana hayran olanlara, aşık olanlara bile... onların sözlerine, adımlarına aldırmadan sana koştum ve kimseyi kendime böylesine apaçık, böylesine seni incitecek bir saygısızlığa neden olacak kadar yaklaştırmadım her nerede olursam olayım.
Sen ki benim sarhoşluğumdan bahseden... Nasıl olur da başka kadınları bunları hissettirebilecek kadar yaklaştırırdın kendine? Onların söylediklerine böylesine uluorta kulak verip nasıl "ben"imle ve "biz"imle böyle oynardın? Bu sözleri duyduğunda elinin tersiyle itmen gerekirken, onlara benden, bizden söz etmen gerekirken ve umutlarını ellerine verip yolcu etmen gerekirken...
NASIL?!
Defalarca anlattım nasıl son kez inandığımda nasıl incindiğimi daha önce. Nasıl başka kadınlarla aldatıldığımı. Bu yüzden herşey pahasına uzak durmadım mı senden? Hiç tanımadığım bir başkasına yaşadıklarımı yaşatmamak adına... Şimdi nasıl ellerinle açardın aynı yaraları?
Bu kadar saygısızdın duygularıma!!!
Sala doğru koşarken her adımımda inançlarımı düşürdüm kumlara.
Deniz nerden çıktığı belirsiz bir rüzgarla dalgalanmaya başlamıştı.
Belki de hep oradaydılar. Belki de ben yanıldım... belki de hiç sadece ben olmadım!Kulübemin kapısının önünde beliren sana "kapı açık... girin" dediğim o anda çarkların dönüşünü başlatarak ve böylece, sırf bununla bile, hiç istemeden bir kadının göz yaşlarına neden olmanın cezası buydu.
Bir ilüzyon... yaşadığım tüm acıların hiçbir yeri olmaması ihtimali... ve her ne olursa olsun
duygulara yapılan bu büyük haksızlık...
..................................................18.Ağustos.2004
Teşvikiye
Saat 02:04Peki kim bu? Arayan bu saatte?
(yatağın kenarına oturur ve sırtını duvara dayamış kıza bakar) "Eski kız arkadaşım. Daha yeni ayrıldık ve o çok büyük bir boşluğa düştü."
Anlıyorum. *gözlerini duvarda bir yere çevirir*
"Bak Ayda. Onunla aramızdakiler bitti ama ben de çok yoruldum. Bir süre dinlenmek istiyorum. Biraz kendime vakit ayırmak istiyorum. Kendi hayatıma... ciddi bir ilişkiye hazır değilim henüz."
*ifadesiz bir yüzle başını sallar* Evet... anlıyorum.
"Bak hayatımı yaşamak başka hatunları kapsamıyor. Bir tek sen varsın. Sadece zamana ihtiyacım var."
Peki... onunla... yani eski kız arkadaşınla... görüşüyor musun?
"Zaman zaman. Onunla aramızdaki herşey bitti artık."
Onunla görüştüğüni konuştuğun sürece bu imkansız.
"Hadi ama..."
Bunu yaşadım ki biliyorum, Pin. Bu dünyanın en eski hikayesidir. Çok zor olsa da o ipler bıçak gibi kesilmedikçe asla bitmez hiçbirşey. Asla! Bir zamanlar sevdiğin, aşık olduğun, tek beden olduğun biriyle her ne şekilde olursa olsun iletişim halinde kaldığında yaşananlar bitse bile anılar canlı kalır. Anılar canlı kaldıkça da asla bitmez!
"Paranoyaksın sen! Herkesi kendin gibi sanıyorsun"
..................................................18.Haziran.2005
Harbiye
Saat 22:14"Nasıl yani?"
Pin, mailini açık unutmuş.
"Ee? Baksana kızım ne duruyosun?"
Olmaz!
"Of Ayda! İçini kemiren kuşkuları başka nasıl giderebilirsin ki? Şayet seni gerçekten seviyorsa zaten kayda değer birşey yoktur."
Yapamam.
"İyi çekil o zaman ben yaparım... Hmm.. Özel diye bir klasör var burda. İşte aradığımız şey!"
Sol, hayır!
"Baka... oh..." (suskunlaşır)
Ne? *duraksar ardından sesini biraz daha yükseltir* Ne?!
"Eski sevgilisinin adı Lilac mıydı?"
*yutkunur* E.. evet.
"Son kez Martta mailleşmişler ve sanırım ondan gelen çoğu mail'i saklamış. Siz geçen sene bu zamanlar birlikteydiniz değil mi?"
Yani... e.. evet.
"Hmm... sanırım hayatım... (bir süre sessizce okur) Kız, sen onun hayatındayken onun evine gidip gelmiş." (bakışlarını yükseltir) "Ayda... çok üzgünüm." (kalkar ve sarılır)
*arkadaşına sarılırken* Üzülme. Daha dün telefonunda sadece arkadaşı olduğunu iddia ettiği bir kızın 6 ayrı numarasını buldum. Böylesine sürekli ulaşılır bir yerde olma hevesindeki birinin sadece arkadaş olmadığı aşikardı zaten. Kızın canım, cicim, bitanemli bir mailini okumuştum daha önce ve bu yüzden tartışmıştık. Boşver gitsin...
..................................................14.Kasım.2004
Taksim'de Bir Tesadüf
23:54*cep telefonuna bakmaya devam ederken* Cidden inanılmaz şirin çıkmış sizin kedi. Başka fotoğ... *duraksar* ... bu ne? *telefonu kaldırır; resimde kameraya doğru o anda içinde bulundukları odada gülümseyen bir başka kadın vardır.*
(atılır ve telefonu elinde nalır) "Sen nasıl olur da resimlerimi karıştırırsın?"
Bu resim ne zaman çekildi?
(duraksar) "Bu yaz."
*başını sallar* Söylesene, Pin. Ben dahil kaç taneydik? Şu ciddi ilişki istemiyorum, zamana ihtiyacım var,zaten yoruldum karı kızla işim olmaz döneminde kaç taneydik? Bir kere olsun dürüst ol bana. Söz kızmıycam. Bu saatten sonra niye kızayım zaten?
(gülümser) "Seninle beraber üç."
*bir kahkaha eşliğinde* Evet... biliyordum, sağol.
...And I could see it clearly once
When you were here with me
And now somehow all that's left are
Pieces of a dream...Herşeyi göğüsleyebilirdim belki ama bunu hayır! Ne kadar istenen ya da beğenilen bir erkek olduğunu bilmek için bunlara ihtiyacım hiç olmadı. Tıpkı senin benim ne kadar beğenilen ve istenilen bir kadın olduğumu bilmen için alenen
gözünün önünde birilerinin bana kur yapmasına ihtiyacın olmaması gibi. Gerçi ben artık görüyorum ki bu sözlerden rahatsızlık duymayacak ve hatta bu kapış kapış gitme durumundan keyif alırcasına onları sergileyecek, bunların duyulması ihtimalinden rahatsız olmayacak kadar "özgürsün".
Hatta görünüş o ki bu fısıltılar benim haykırışlarımı çoktan bastırmış da millet galeyan içersinde seni özleme yarışına girmiş, sen de bunlara izin vermişsin.
Demek bu "bir sonun değil varoluşun başlangıcı" ha? Demek "geçmişteki tüm alışkanlıkların 'bana' alışmanı önleyemez artıK...
sendeyim" ha? Demek "seni düşünmek; kafamda senden başka herşeyden arınmak demek. seni düşünmek; doymak gibi..." öyle mi? demek "hep benimle kal"?!
Böylece kırdın, incittin ve alaşağı ettin beni ilk kez. Bu sözlere izin yoktu bu hikayede! Başkalarını ya da onların tutkularını, duygularını, cüretini sokmayacaktın bu öyküye... Zaten şimdiye kadar yeterince "kalabalıktık" ve bundan yeterince yıpranmıştık (ta ki senin bu yeni "
kanka" kartları bu şekilde ortaya düşene dek) ama artık
Istanblues sadece İKİ kişilikti!
Aslında haklısın... Beni eski öykünün sonuna eklediysen, haklısın. Bu öyküye neden başkalarını eklemeyecektin ki?....
Giderek fırtınanın içine doğru dalarak gözden kayboldu salım... ve yaralarım yeniden kanamaya başlayacak sanırken açık derimden hiçbirşey sızmadı.
Artık kanım kalmamıştı....And now somehow all that's left are

Pieces of a dream.