<body><iframe src="http://www.blogger.com/navbar.g?targetBlogID=9127430&amp;blogName=GECEN%C4%B0N+G%C3%9CNL%C3%9C%C4%9E%C3%9C&amp;publishMode=PUBLISH_MODE_BLOGSPOT&amp;navbarType=BLACK&amp;layoutType=CLASSIC&amp;homepageUrl=http%3A%2F%2Fiynx.blogspot.com%2F&amp;searchRoot=http%3A%2F%2Fiynx.blogspot.com%2Fsearch" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no" frameborder="0" height="30px" width="100%" id="navbar-iframe" title="Blogger Navigation and Search"></iframe> <div id="space-for-ie"></div>

:: yıldızım parlasın ::

Bugüne damgasını vuran olay gözlerimi açtığımda karşılaştığım zifiri karanlıktan ibaret. Bir an için "Mevlam neler olmakta?! Yoksa bu kez kesin öldüm de tünelin sonunda ışık mı göreceğim ha biraz yardımcı ol bir fikir ver olmadı kutumu aç anasını satayım!" tadında düşünmelere gark ettiysem de çabuk toparladım ve her kriz anında yaptığım gibi süper sakin oldum. Kriz anlarındaki en etkili eleman olmakla nam yaptığım içindir ki kelim, ilacım var ve kendi başıma sürerim de sürerim.

Misal bizim meşhur yazlıkta da her yazlıkta olduğu gibi başı kazadan kurtulmayan talihsiz bir şahsiyet vardı. Bu heyecanlı gencin her maçta orası burası patlar, her neşeli aktivitede bir yeri kesilirdi. Bizim de tüm heyecanımız kursağımızda kalır, got got bunun yardımına koşardık. Günlerimiz bu deli oğlan sayesinde adrenalin çılgınlığı içinde geçerdi. Bir keresinde akıl ve izan sınırlarının kıyılarında gezinip foseptik çukurunun kapağını üstüne düşürmeyi becermek suretiyle ortalığı kana bulamıştı. Fakat cidden nasıl fışkırıyor o kan böyle hayret edersin. Atar damarı mı attı ne olduysa artık... Olay mahallinin yakınlarında olan Süper Ayda süper duyusuyla derhal harekete geçmiş ve fışkıran kanlara tişörtüyle tampon yapmak suretiyle araba tahsis edilip hastahaneye yetişilene dek bir hayat daha kurtarmıştı. Bu paragraftaki satırlarıma son verirken bu ergenimizin o yıllarda neden hiç kız arkadaşı olmadığına da böylece ışık tutmuş oldum dikkat edersen.

Neyse meğer saat akşam yediye geliyormuş da bir de yetmemiş elektrikler kesilmiş. Biraz sonra geldi de ben de akıl sağlığımı korumuş oldum. Az daha sürse sonunda gerçekten vampir olup bir tabutta gecelediğim konusunda ciddi paranoyalara sahip olmayacak değildim. Cümle bile saçmaladı nasıl bir tedirginlik zuhur ettiyse artık.

Hemen kalktım, bakkala indim o esnada camdan bakmakta olan arap kızına el salladım ve bir tutam ıslandım iyi geldi. Oh be açıldım. Eve döndüm. Döner dönmez telefona sarıldım. Hasret giderdim. Telefonumla aramda böyle sarmaş salaş, yakın bir münasebet var ezelden beri. Bir özelliği olmamasına rağmen aşırı şirin bir telefon olduğundan civarımdaki herkesin telefonumda gözü olduğunu da belirtmek isterim. Ben de nispet olsun diye arada herkesin içinde sarılıyorum ona. Ordan alıştı zibidi. Şimdi sarılmayınca çekmiyor. Şımarık bir şahsiyet geliştirdi şuursuz. Sahibini dövmeyen telef... olmadı.

Ne diyordum? Ha evet. Telefonuma sarılıp dedim ki "Sadece seni çok seviyorum demek için sarıldım sana. Şimdi kapıyorum". Sonra kapadım. Telefonun gönlünü hoş etmenin verdiği nefasetle krem peynirli tost yaptım. Sonra tostu mutfakta unutup fındıklı Cafe Crown'umu içtim ve bir süre neden hala karnımın aç olduğunu anlamaya çalıştım. Anladığımda tost fosil kıvamındaydı. İşin doğrusu fosil kıvamı nasıl olur bilmiyorum. Öylesine bir benzetme bu ya tutarsa.

Sonra ponza taşı üzerine yakın arkadaşım Rosebud'la bir görüşme yaptım. Kendisi ünlü bir spor yazarı olduğundan bu tür toplantılara alışkındı. Şaşırmadı. Meğer ponza taşımı zimmetine geçirmiş. Toplantının el değmemiş metni aşağıdaki gibidir:

Ayda: Pardon rahatsız etmedim umarım sekreteriniz içeri girebileceğimi söyledi de...

Rosebud: Buyur gel
Ortalığın dağınıklığı için özür dilerim
Sekreterle özel bir anımızı paylaştık da

Ayda: E geleyim bari... hazır gelmişken size ellerimle yaptığım müshilli avokado çayını da vereyim... zihni açar... uykusuzluğa birebirdir.

Rosebud: Harika çok düşüncelisiniz

Ayda: Eh illa ki... Bundan sonraki 4 günü klozet üstünde geçireceğiniz düşünülürse uykuyu çekmeyeceğiniz garanti nasıl olsa.
Evet ne diyordum şimdi? Ha...

Rosebud: Her yerde uyuyabilirim beni yabana atmayın... evet dinliyorum

Ayda: Acaba sizin duşaperdenin oralarda hiç gri bir ponza taşı tikatinizi çekti mi? Merak ettim... Çok merak ederim böyle şeyleri ben.

Rosebud: Aslında evet
Merakınız çok ilginç bir açılım
Nasıl oldu bu imgelem

Ayda: Atılımım da oluyor arada fekat konumuz bu değil. Geçen gün huşu içersinde bu soğuk, bu umarsız bu yapısyalnız evde duşumu alırken topuklarımı ölü derilerinden arındırmaya niyet ettim.
Hemen bir besmele çekip duş alet ve edevat çantama uzandım ki o da ne?!
Bu işlemi gerçekleştirmekte halkımızın yaygın olarak kullandığı ponza kayasının yerinde yeller esiyordu.
Esen yelle ürkek bir ceylan misali üşüyüp hemen duştan dışarı attım kendimi.

Rosebud: Anladığım kadarıyla
Beni ponza taşınızı zimmetime geçirmekle itham ediyorsunuz
Hortumculukla suçlanıyorsam bunu bilmek isterim.
Hortumla sulanıyorsam bunu da bilmek isterim

Ayda: O esnada düşündüm de en son bu aparatı haftalar önce sizin duşaperdenizde kullandığıma göre acaba dedim... insanı ölü derilerden arındıran, vücuttaki aşil enerjisini dengeleyen anneannemden yadigar mübarek ponza kayası parçamın koordinatları sizin evi mi göstermekte.

Rosebud: Koordinatlar doğrudur efendim ama ponza kayanız sizlere ömür

Ayda: Bakın ziynetleriniz ziyadesiyle fazla zaten... sizin antika bir ponza taşıyla ilgileneceğinizi ve koleksiyonunuza bunu da ekleyip sergilemek isteyeceğinizi düşünmedi değil şirketimiz.
Bu yüzden size bir teklif getirdik.
İlgileneceğinizi umuyoruz.

Rosebud: İlgileniyorum... nedir teklifiniz?

Ayda: Ponza kayasını öldürebilmek için ciddi basınç gerekir... Ne yaptınız? Basitçe üstüne mi bastınız? Cüssenizle nadide bir parçayı mı parçaladınız ?

Rosebud: Nasreddin hoca usülü zimmetime geçirdim diyelim...
Evet teklifinizi dinliyorum

Ayda: O halde parayı veren düdüğü çalar diyordunuz... ya da doğurduğuna inanıyorsun da öldüğüne neden inanmıyorsun mu bakış açınız?

Rosebud: Aynen öyle efendim bakış açım doğurmak ölmek ilişkisini irdeleyen bir hint doktrininden alıntıdır. Eşşeğime de ters binerim.

Ayda: Teklifimiz şu... Marsilya'ya has ve dünyada sadece Zumbukwu ormanında yetişen bir ağaç olan fınaeronus dıkdık'tan üretilen eşsiz bir fincan fındıklı kahveyi dünyanın en ilginç kadınlarından biriyle paylaşmanız karşılığında ponza taşını istiyoruz.
Yalnız... buluşma yerine yalnız geleceksiniz.
Polise haber vermeyi aklınızdan bile geçirmeyin.

Rosebud: Anladım...
Bu teklif ne kadar süreyle geçerli?

Ayda: 24 saat içinde kendi kendini yok edecek.
Öyle programladık. Hem sizin hem bizim güvenliğimiz için.

Rosebud: Anladım ben bu göreve talibim sanırım... içimdeki mi-5 aşkı bambaşka.

Efenim bu saçmalık eşliğinde ponza taşıma haftalar sonra yeniden kavuştum ve Rosebud'la keyifli bir sohbete daha imza attık gecenin ilerleyen saatlerine değin. Ayrıca atalarımızın haklı olduğunu iyi insan lafının üstüne arayınca bir kere daha kanaat getirdim. Bu atalar da kaçın kurası belli değil.

Rosebud'ı yolcu ettikten sonra derhal yavukluma haber saldım ki o da ne!? Vampirlerin hası, hemşirlerin şahı, Oscar'lı film meraktarı Muhlis Bey'im, Yavlum Mithat kıvamına gelmiş de gün doğmadan yatak döşek arar olmuş. Endişelendim helbet. Bugün gün ışığına çıktı ondan mı acaba diye pür telaş chi'ye boğdum onu uykudan önce. Öyle de Adile Naşit'im, öyle de kuzucuğum.

Şimdi tereyağı kıvamında yatmaya gidiyorum. O esnada da kıvamıma uygun olduğu içindir ki Lady Marmalade mırıldanıyorum. Detaylar için bkz:

İçi kiçi ya-ya dad-da.

İsterseniz aşağıdaki bağlantılar yardımı ile bu yazıya yorum ekleyebilir veya yazıyı del.icio.us'a kaydedebilirsiniz.
Yorum yaz | Kaydet | Sayfa sonu