<body><iframe src="http://www.blogger.com/navbar.g?targetBlogID=9127430&amp;blogName=GECEN%C4%B0N+G%C3%9CNL%C3%9C%C4%9E%C3%9C&amp;publishMode=PUBLISH_MODE_BLOGSPOT&amp;navbarType=BLACK&amp;layoutType=CLASSIC&amp;homepageUrl=http%3A%2F%2Fiynx.blogspot.com%2F&amp;searchRoot=http%3A%2F%2Fiynx.blogspot.com%2Fsearch" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no" frameborder="0" height="30px" width="100%" id="navbar-iframe" title="Blogger Navigation and Search"></iframe> <div id="space-for-ie"></div>

:: şnitzel üzeri Rebecca dinlenme tesisleri ::

Bir zamandır süregelen teknolojik aksaklıklar sağolsun internet erişimimin ebesiyle ilgili sorunlar yaşadığımdan günlükte aksamalar mevzu bahis. Aslında şu da bir gerçek ki bu ara gerçekliğe biraz fazla takmış durumdayım (iki gerçek bir sanal'ı götürdü bu cümlede bak). O yüzden internetsizliğin bana iyi bile geldiğini söylemek mümkün. Böyle bir hayata kanalize olma, dostlara ve var olanlara zaman ayırma, bunların karşısında nedir ne değildir'e yönelik sorgular sualler, iç hesaplaşmalara gark etme gırla gidiyor.

Dün gece misal Alaz'la birlikte bir anda galeyana gelip de haydi Rosebud'a gidelim deyu tabanları yağladık. Hayatımda olanların içiçe geçmesini ezelden beri beğenirim ben. 5 yıllık arkadaşım Rosebud'ı Alaz da Mermaid de ziyadesiyle sevdiler. Artık Rosebud'ın benden bağımsız Alaz ve Mermaid'le de bir muhabbeti, efenim bir kaynaşması söz konusu. Hatta yakında beni de ekarte edip Aspen'e kayağa filan giderler bunlar. Misal bu akşam Alaz'ın ve benim ev sahipliğini üstlendiğim dostlar meclisinde ıspanaklı / nohutlu böğrek, mercimek çorbası, soslu şnitzel ziyafetinde biraradaydık. Alaz'ın erkek arkadaşı ve onun bir arkadaşı da sofrayı şenlendirmek suretiyle bu leziz zevzekliğe ortak oldular. Böylece bir akşam yemeğini daha geride bıraktık.

Dün ve önceki gece de Thug Love'lan Probabilite bizdeydi. Her ne kadar Dünyayı Kurtaran Adam'amadıysak da bunu bu Cuma telafi etmek ve Cumartesi gününe da uzun zamandır özlediğimiz meşhur sabah kahvaltılarımızdan biriyle başlamak üzere söz kestik. Çarşamba gecesi de Rosebud, ev ahalisine kıyak geçerek Efes-Panathinaikos maçına VIP sözü verdi. Cümleten oraya doğru akacak ve very important person ne demek şahsen deneyimleyeceğiz. Yunanlılara olayların gidişatına göre VIP küfürler mi savurur, dostluk mesajları mı göndeririz bilinmez. Gelişmeleri bildirecek durumum olursa ne ala.

Olmazsa diye böyle detaylı bir gelecek program fragmanı veriyoruz zaten daha ne? Ha tabii bir de o akşamdan kelli Gecenin Günlüğü'nün VIP bir yazanı olacağı için sorumluluklarım artacak. Artık hububat yerine şampanya ve havyarlı akşam yemeklerinden mi seslenirim, süt banyoları sonrası yüzümü yıkamak için Evian'dan aşağısını kullanmadığım sabahlardan mı dem vururum bilinmez. Zaten herhalde cep telefonumdan filan girerim internete de artık. Piza kulesinden wireless ve italik yazılar yazarım. Öyle de şımarıkmışım bakın bugün de bunu gördük kuzucuklarım.

Bütün bunların altında içimde 2 gündür yine tarifsiz bir sıkıntı var ki o sıkıntının muhtemel tarifinden artık ziyadesiyle daralmış olduğum içün direkt sırtımı döndüm ve kulaklarımı tıkadım. Gelgitler, vicdan azabı, duvarlar, engeller, yinelenen Rebecca hikayelerindeki isimsiz yeni gelin rolü... Bu günlerde hepsinden yorgunum, hepsinden uzaklaşmaya ihtiyacım var. Bu yüzden hayatıma döndüm, arkadaşlarıma sığındım ve alt dudağımı üst dudağımın üstüne genizden bir "hmph!" efektiylen kaydırırken göz kapaklarımı gözlerde yarıya indirmek suretiyle Garfield tadı yakalayıp sustum.

("Ayda sen dinlenme tesisi misin?";
"Birileri, gecenin bir yarısı, yol yorgunu, uykusu bölünmüş, şiş gözlerle sana uğruyor ve sen onların ihtiyaç molası oluyorsun. Sonra da yine yapayalnız, sessiz kalıyorsun gecenin ıssızlığında. Çünkü otobüs er geç kalkıyor."
)

Heh bravo! Bir sen eksiktin sen de mum dik tam olsun zaten bitkisel hayatta mıyım bittisel hayatta mı karar verememişim şurda -- Ben mi bana tanımsızım anlamsız mıyım ha? diye bir şeysi vardı Deniz Arcak'ın. Onu mırıldanıyorum şimdi. Ben Deniz Arcak'ı severim bu arada bilenler bilmeyenlere anlatsın. Bir de Ayça Şen'i, bir de Defne Joy Foster'ı, bir de Kırmızı Başlıklı Kız denen radyo DJ'ini severim. Ya evet lakin hadi internet kesilmeden bir fındıklı Cafe Crown içip akabinde yattım ben en burnu büyük tek çocuk biçeminden.

İsterseniz aşağıdaki bağlantılar yardımı ile bu yazıya yorum ekleyebilir veya yazıyı del.icio.us'a kaydedebilirsiniz.
Yorum yaz | Kaydet | Sayfa sonu