<body><iframe src="http://www.blogger.com/navbar.g?targetBlogID=9127430&amp;blogName=GECEN%C4%B0N+G%C3%9CNL%C3%9C%C4%9E%C3%9C&amp;publishMode=PUBLISH_MODE_BLOGSPOT&amp;navbarType=BLACK&amp;layoutType=CLASSIC&amp;homepageUrl=http%3A%2F%2Fiynx.blogspot.com%2F&amp;searchRoot=http%3A%2F%2Fiynx.blogspot.com%2Fsearch" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no" frameborder="0" height="30px" width="100%" id="navbar-iframe" title="Blogger Navigation and Search"></iframe> <div id="space-for-ie"></div>

:: geç :: Perşembe, Kasım 27

Bir özür neyi değiştirir ya da bir
üzüntü sağanağında çırılçıplak olsak neye yarar?
Dünüm bugünümden, yarınım sonrakinden farksız
olacaksa ve biz sürekli süreksiz kalacaksak bu döngüler
içinde.. Bana "hakkını helal et" dedin sahneyi terkederken..
Olacakların habercisi miydi bu? Yeni bir felaket tecavüzü mü
sabrıma? O halde çek boynumdaki ipi durma!
Çek ve olsun ne olacaksa...

Geç bile kalmadık mı nasılsa?

:: yaşdönümü sorgusu :: Pazartesi, Kasım 24

Sonunda o gün geldi çattı.
26. yaşımın son günündeyim bugün.
Neden burdayım peki?
Sadece orda olmadığımdan mı?
Yıllardan sonra ilk kez tek başıma olacağım yarın.
Browni reklamından direkt alıntı yapsam yaşamıma :

27 yaşındayım. Hana bu da Browni'm!
Üstüne mum bile diktim!
Bununla başedebilirim!
**ding dong**
Amanın böe! Yoksa yoksa... olağanüstü yakışıklı, olağanüstü akıllı, olağanüstü anlayışlı, olağanüstü esprili ve olağanüstü romantik bir erkek doğum günümü hatırlayıp da bir demet çiçekle kapımı...
**çıngır mıngır** (bkz: dipnot)
"Mörhaba Oyda honaam. Gopıcı oidatını vörmamışsınaaz, yönatici sorii."
Sen de nerden çıktın Adil efendi? Hayal paraziti misin? Çekil aradan yıkıl karşımdan ! Bu ne be? Bu ne be?? !!

-- Koro : Ayda'nın doğduğu gün yarındı... İyi de bunda büyütülecek ne vardı? Hayalini beğenmedi şöyle ki.. Bu durum başa sarmayı gerektirdi.. --

Hmrhmrhmrhmr...
**Rewind (başa sarma) efekti**
27 yaşındayım. Hana bu da Browni'm!
Üstüne mum bile diktim!
Bununla baş edebilirim!
**Ding dong**
Aman ya Rabbi! Evet evet bu kez o bu kez o!
**Çıngır mıngır**
A-a! Buyrun ne vardı?
"Siz Odille falanca mısınız?"
Evet o ben olageldim. Sebep?
Valla bilemem o konu siz ve ebeveynleriniz aranızda da ben falancanın avukatıyım. Babanız hakkında arama başlatıldı falanca borcundan dolayı onu soruşturuyoruz. Burda mı kendisi?
"Ben ben... Ama ama..."

-- Koro : Bu kez çok insafsızlık etmişti Ayda. Hayalini etmişti rezil. Biz bu durumu kurtarsak da başasarışla... Olmuştu olacağı kadar sefil! --

Böhüböhü...
**Rewind**
27 .. *fırk fırk*... yaşındayım. Ve hatta bu da.. *sniff* bu da Browni'm!
Üstüne.. *ühühü* mum bile diktiydim!
Bun...* fırk fırk*... bununla baş edebilirdim!
**Ding dong**
**şıpıdık şıpıdak (terlikleri yere sürtme efekti)** E bu kez yani...
**Çıngır mıngır**
Hii !! Aman Yarabbi!! (nııınııınııınııınııııı *enter Love Story theme*) Sen nasıl bişeysin öyle!! Ay çiçek de mi getirdin ne inc...
"Şey yanlış oldu galba ben Nuray'ı aramıştım ama..."
Nuray mı?
"Evet Nuray. Kız arkadaşım da şey...
**çıngar mıngar (alt katta kapı açılış)** "Erool aşkım sen misin?"
"Şey hık-mık tekrar pardon...Geldim bebeğiiim.."

27 yaşındayım!
Ve hatta işte Browni'm!
Mumu ondan çıkarıp,
Hayatın münasip bir yerine diktim!
...De bununla başedebilir miyim
İşte onu bilememekteyim!

-- Koro : Hoş geldi sefa geldi yaşdönümü.. Ne de güzel olacaktı bayramın ilk günü !! Zaten ne umulurdu o yaş gününden? Sabahının sessiz mezarlıklarda geçeceği belliyken? --


*Çıngır mıngır: 0-8 evcilik yaş grubu enik enciklerin her türlü aksiyon için kullandıkları multifonksiyonel efekt. Kapı açma/kapama, çay servis etme/kaldırma, bebek besleme, "doktorculuk" esnasında ekipman hazırlama ve de "benim şeyim bu şekil ya seninki?" aşamasında şort indirme/etek kaldırma efekti olmasıyla dikkat çeker.

:: "saç"ma :: Cumartesi, Kasım 22

"Bugün değişiklik var Ayda hanım."

Eh evet saçları açtık.

"Çok yakışmış ama..."

*gülümseyerek* Teşekkür ederim canım. Bir çay lütfen.

"Tabii hemen"

(ışık bir an için kıpırdar ve sadece bir kişinin duyabileceği bir ses yükselir) "Neler oluyor?"

Saç kesimi ve fön oluyor.

"Hoş oluyor geç bile kalmış gibi görünüyor. Ne o? Geri mi döndün?"

Ne haddime... *eğilip çantasından sigarasını çıkarır* ... sadece kendimi iyi hissetmeye ihtiyacım vardı, kuaföre gittim. Saçıma fön çektirdim ve yol boyu yürürken Blendax reklamlarının hiç de sallama olmadığına karar verdim.

"Sebep?"

Işıldayan saçlarla caddeden yürürken bu paspal halimle bile insanların geri dönüp bakma katsayıları yüzünden. Komik cidden komik.

"Bunun nesi komik? (sırıtır) Biraz kendine bakıverince ne hoş olmuş işte."

Komik olan o değil, Nyx. Komik olan bir erkeğin ya da kadının gözünün içine sokulmadan karşı cinsteki potansiyeli asla göremiyor olması. Normal günlerde, saçlarımı ensemde toplayıp evden çıktığımda kimse dönüp bakmaz bana ikinci kez. Biraz belirgin göz makyajı ve bir fön... *parmaklarını şıklatır* Seyreyle alemi. Komik olan bu işte. Ekstra etki için biraz göğüs dekoltesi ya da kısa bir etek ekle... işte herşey ama herşey bu kadar kolay.

"Buyrun Ayda hanım, çayınız"

Teşekkürler.. *gülümseyerek çayına şeker atarken uzaklaşan garsonun ardından gölgelere döner* ... ne yazık ki herşey bu kadar kolay demek daha doğru belki de. *çayını karıştırmaya başlar*

"Senin şu görünmezlik ihtiyacına ne oldu?"

Hala orda. *hafifçe üfleyip fincanından bir yudum alır* Neden sordun?

"Bu ihtiyacın dikkat çekmekten bunalma sendromu yüzünden ortaya çıktığını sanıyordum da.. kısacası halinden memnun olduğunu düşünüyordum."

Mmm... *çayını yutarak*... memnunum. Değilim demedim. Sadece keşke bu kadar kolay olmasaydı fiziksel etkiler. Biraz cilaya bakmasaydı. Keşke insanların görsellik anlayışları bu cilaya dayanmasaydı. Bu benim için de geçerli. *sigarasını yakar ve arkasına yaslanır* Örneğin Siberalem'i ele al.

"Aldım"

Orası da bir dünya sonuçta... Cila meselesinden önce şu var ki ben asla sanallıkla gerçekliğin örtüşmediğini iddia edenlerden olmadım. Zamanında sanaldan gerçeğe taşınan iletişimlerimdeki frekans sanalda da vardı. Burada yakalanamayanın dışarda yakalanabileceğini savunmuyorum bu yüzden. Bazen bir insanla konuşursun sanal dünyada ve o sohbet kendiliğinden akar gider. Sıkmazsın kendini de karşı tarafı da... söylediklerinin bir anlamı vardır .. *sigarasından bir nefes çeker ve üfleyerek* ... karşı tarafın söylediklerinde de bir şeyler bulursun. Ama bunun ötesinde "akıp gitmek" Nyx.. Konuşmanın akıp gitmesi en önemli unsurdur. Rahatsız olmazsın karşındakinin tavrıyla. Kırk yılın başı yakalanır böyle şeyler.

"Sen de yakalamıştın zamanında öyle mi?"

(Ben de yakalamış mıydım acaba zamanında?)

Evet... zamanında yakalamıştım belli insanlarla. Ama artık değil. Değil çünkü o fırsatı zaten vermiyorum istesem de.

"Şu bir ilişkiye hazır değilim kararı mı bunlara etken?"

Öyle. Dönmeyeceğim bu karardan. Sonuçta birden çok kez denedim 1.5 sene öncesine kadar. Bu şartlarda olmadığını defalarca gördüm. Zorlamamak lazım. Bu olmadı bu olur mu bu olmadı bu olur mu... nereye kadar? Sonuçta sorun o insanlarda değil ki, bende.. Eh bendeki sorunlar düzelmedikçe de ne gereği var? Ama evet işte... bazen böyle dolduğum oluyor. Mantığım ağır basıyor ama içimdekiler de susmuyor. O yüzden bu sohbeti yapıyoruz ya kendimle zaman zaman.

(gülümser ve başını sallar)

"Yani tablo senin dışındakiler için umutsuz değil öyle mi?"

Umutsuz? Umutsuzluk diye bir şey yoktur ilişkilerde. Onu biz yaratırız ve inanırız. Ne yazık ki bu yaratılmış umutsuzluğa yakalanmış çok insan görüyorum bugünlerde.

"Kahretsin! Bu benim repliğim olmalıydı."

*çayından bir yudum almadan önce gülümser* Eh bu kez de ululuk bende kalsın.

[güneş ısıtmadan yükselmeye devam ederken hafif bir rüzgar yaprakları hışırdatmayı sürdürür]

-- Stop! Harika canım. Çocuklar !!! *şak şak* Üçüncü plan dördüncü... --

:: emanet :: Cuma, Kasım 21

Bunca insan dökümü...

Nereye kadar?
Nesi hak?
Nasıl getirildik bu hale?
Neden geldik göz göre göre?

Ölüm kol geziyor İstanbul sokaklarında.
-Yüzlerde korkunun peçesi-
Enselerde, gölgelerde
Takipteki nefesi,
Hatırlatıyor apansız kendini.
Bugün onlar yarın siz mi?
Yarın...

...biz mi?

"Kaderin sırası olmaz. Yaşanacaksa yaşanacak."

Şaşkınlığım kelimelerimi hızla yutmaktayken
Hepimizin başı sağolsun ve dilerim ki bugünlerde
Hepimizin canı sağ olsun.

İnandığınız her neyse ona emanet olun.

:: son ra :: Çarşamba, Kasım 19

Aylar sonra...

... bir Pazar ertesinde İstanbul'da soğuk bir akşamdayım. Dudaklarımı kemirmeyi birakmıştım birkaç gündür. Bu gece yeniden başladım. Sülük misali bir bağımlılığa dönüş sanki. Alkölü, sigarayı, uyuşturucuyu bırakma taklidi ertesi gibi. Daha beterine, sanki arada "bağımsız" geçen süreyi telafi etme çabasına, meyletme gibi.

Bir yarış pistinde onlarca suretinle yarışmak gibi. Hepsini geçip birinci gelsen de pistin yuvarlak olduğu gerçeğini değiştirememek gibi...

....yani....

başladığın yere dönmüş olmak kastettigim. "Kendin"lere tur bindire bindire, gostere gostere zamanı altetsen de... nerde başladıysan orda bitirmen gibi...

..."hayatım!"...

Adina hayat dedigim. Eksi kutupları yüklediğim bir zamir gibisin sen. Artı kutupları yüklediğim umutlarım, hayallerimle sürekli çarpışıp yağar haldesin. Sağnak haldesin hatta. Sular seller misalisin beni her daim sonbaharda, kışta tutan. Yaşamım adındaki bu trajikomedi ise derecesi her köşesinde sarkıt ve dikitlere sebep vermis duşüklükteki şu dört duvarda, kendini ısıtmaktan aciz bir kalorifer peteğinin sıcaklığına benzeyen mutluluksular barındırıyor sadece.

Bir yarış kazanmış olsa gereğim, evet. Yıllar önce başladığım yere geri döndüğüme gore...

Alacaklının babacan tavrını, iyiliğini, sıcaklığını, ısmarladığı iki hamburgeri boğazıma tıkanmış bir yumruyla deneyimleyip bitirmek zorunda bırakıldım bir dönemi.

Bana "uyan!" mı diyorlar?
Yoksa "iyisi mi sen artık uyu!" mu?

Diger yarımın kilometrelerce öteden gelen deniz aşırı sesiyle kaloriferden bir sıcaklık yükseliverdi. Titreye titreye koştum, çöktüm peteğin dibine...

...kısa surdu...

Şimdi parmaklarımdan ve kelimelerimden dumanlar tütüyor yine yazarken mapushanemde.

Seneler once demiştim ki "soğuk her yerde soğuk". Bu dört duvarı öyle belleyememiş ki içimde üşüyen küçük kız, kaçar olmus adi gercek olan ne varsa. O kaçtıkça gerçekliği de hayalden uzaklaşır olmus meger.

.... ve gün gelmiş gerçeği ölmüş küçük kızın ...

Bakmış ki:

G e r ç e ğ i n i n ölum sebebi
H e r ş e y i n i n intihari !

Biliyorum ki çok yakında dudaklarım kemirilmekten sızlamaya başlayacaklar. En zoru da sabahlarıdır bu kemirmelerin. Öyle can yanar ki bilmeden geceleri... Uyku örter acının üstünü çoğu zaman... ama uyku bitti miydi acısı çıkar sabahın vakitlerinde. Hassas yeridir bedenin zira yıpranan... ve oyle hassastır ki beden bir gecede yenileyemez, yineleyemez kaybettiğini.

........ Bir soğuk aksamindayim Istanbul'un Pazar ertesi .......

Umutsuz şizofren öksürükleriyle bezeli saatlerim. Yıllar öncesinde onumde olani nasil bilemeyerek başladıysam ...........

......... yıllar sonra ardındaki kazancı yenmiş bir bitirişteyim.

:: dört - dönüş :: Cumartesi, Kasım 15

Ve vapurun düdüğü öterken o taraftan bu tarafa varışı,
Sıçrayacağım bu yandan öbür yana gülümseyerek.
İyelik ekimi konduruverdiğim "yakama" dönüşüm
Bu kez müstesna br muhteşemlik içinde gerçekleşecek.
Kış olsun istiyorum, Nyx
Mulaka ve illa ki kış olsun.
Ve mevsim dönmeden duyulsun şarkımın ilk notaları :

((...I haven't really ever found a place that I call home
I never stick around quite long enough to make it
I apologize that once again I'm not in love
But it's not as if I mind
That your heart ain't exactly breaking...))

"Dumanı tüten nefeslerde havalı söylenen şarkıların başkadır edası"

((...It's just a thought, only a thought
But if my life is for rent and I don't lean to buy
Well I deserve nothing more than I get
Cos nothing I have is truly mine...))

Merhaba pederim ben geldim vedaya
Yolculuğum uzun malumun çok uzakta bir kıtaya.
Üç beş bavul ve koca bir torba dolusu umutla,
Varmak gerek artık diğer yarımın yanına.
Üzülecek haliyle üzülmesine de,
--Nelere alışmıyor insan--
Üzüntüler anın sahnesinde bahane.

((...I've always thought
That I would love to live by the sea
To travel the world alone
And live my life more simply
I have no idea what's happened to that dream
Cos there's really nothing left here to stop me...))

Havaalanında yalnız olacağım, Nyx.
Bir aşkım, arkadaşım olmayacak geçirmeye..
..işin hayıflanmasından ağlamayacak gözlerim
Çünkü özlediğim bu olacak ve dahi istediğim.

"Ardına baktığında kimseyi görmüyorsan önüne bakıp yürüme vaktidir."

((...But if my life is for rent and I don't learn to buy
Well I deserve nothing more than I get
Cos nothing I have is truly mine...))

Böyle son bulacak bu filmin sonu, Nyx.
Gökyüzünde...
Uçarken...
Doğum öncesi de ölüm sonrasında uçuş değil mi zaten?

"Ya olmazsa...."


Olmazsa işte o zaman
bitecek şarkı.


((...While my heart is a shield and I won't let it down
While I am so afraid to fail so I won't even try
Well how can I say I'm alive

If my life is for rent...))


-+- E x t r é m i t e -+-

:: bir iki üç :: Cuma, Kasım 7

:: bir ::


29.09.2003
Yatak Odası
Saat 09:53


--- dağ başını duman aaa ---

*yorganın altında dönerken uykulu suratını burşuturur* Bu... bu ne be sabah sabah?

(Yankılanan bir ses pencereden giren ışıklardan kaçınarak) "Baban Cumhuriyet'in 80. yılında sabahına hoş geldik."

--- güneş ufuktan şimdi doo ---

*yorganı üstünden atarak* Nasıl yani? Niye ki? Sonunda marşla da uyandım ya artık gözüm açık gitmem.

--- sesimizi yer göksu dinle ---

(Gölgeler oynaşırken gülümser) "Kalk da duruma bir el at demek isterdim ancak sülalen olaya kendini kaptırmış görünüyor. Günaydın mı desem gözün aydın mı kestiremiyorum."

--- sert adımlarla her yer inlesin inle ---

..................................................

29.10.2003
Saat 10:22
Yemek Odası


*pideyi bölerek içine margarin sürerken* Baba karar verdim sen bu dünyaya ya mafya babası ya da asker olmak için gelmişsin.

[elini uzatıp kızının elini sıkar] "Bravo.. Doğru, asker olmayı çok isterdim."

*Nerde o eski Ramazanlar ifadesiyle pideyi afiyetle ısırırken* E niye olmadın peki? Hayır yani ben her milli günde böyle marşla mı uyanıcam bundan sonra? Yaş ilerledikçe daha bir içine oturuyor sanki bu olman gerekeni olmamışlık. Bu gidişle bir kaç sene içinde, bir kaç seneyi görebilirsem ölmeden tabii, sen sabah 8de ayağa dikip, 10 dakika saygı duruşunda da bulundurursun alimallah.

[çayını yudumlayarak] "Olabilir.. Bu sabah ağzından bal damlıyor kızım. Genelin aksine hafiften iğneliyorsun, hayırdır?"

Sen bana bakma. Marşla uyandırılmak iyi gelmedi. Bir nevi ters taraftan kalkmış gibiyim. Herneyse neden asker olmadın?

"Olabilirdim. Kalmamı çok istediler ama yükselişim ancak sınırlı olablirdi."

Peki ya mafya babalığı?

[tek kaşını kaldırır]

Peki...

..................................................

29.10.2003
Saat 11:15
Yatak Odası


Bu da olmadı. *aynadaki aksine bakıp iç geçirir*

"E bir densen diyorum."

E bir denesen diyorum. Peh. Çamaşır günü düzenlemek lazım. Temiz tek bir şeyim kalmadı nerdeyse. Hafta sonuna doğru da Avukatla randevum var.

"Sebep?"

Vekalet vermem gerekiyor. Babam halledememiş.

(belli belirsiz gülümser)

Kafandan geçenleri biliyorum. Sakın dile getirme.

(omuz silkerek) "Nasıl istersen. Sadece bu randevunun sebebini bilmek isterdim. Yine işlemlere başlayıp yine hayal kırıklığına uğramanı istemiyorum."

Yeterince uğradım, Nyx. Bir eksik bir fazla farketmiyor. *saçlarını tararken içini çeker*

"Tüm bunların acısını çıkaracağın günerin hayallerini paylaşsana benimle. Dinlemek hoşuma gider."

*belli belirsiz gülümser* Gerçekten mi?

Bekliyorum.

O halde dinle...

:: iki ::


Yaşamı peteklerden seçmek nedir bilir misin Nyx?
Bir sahneyi karasinek gözünden görmek misali
Binlerce değişik planı aynı yüzün..
Kalorifer petekleri arası birikmiş is gibi
Çöktüğünde karası eklemlerine
Sabrının odaları yan yana dolarken
Koca iğneli ar(ı) tarafından
Tarafını şaşırmış bir yolculukta bulmak misalidir.
Kırılmış pusulalar diyarında kuzeyi ararsın
Güneyi seyretmekteyken.

Ve ben hep düşlediğim o Pazar öğleden sonrasında,
Hala pıhtı atmamışsa yüreğim,
Neyin kanı bir bardak çay yudumluyor olacağım
Hisar'da kimbilir?

"Umrunu bunlarla yorma sen... ve devam et."

Sonra vurup kendimi bir Vapura
(Vapur özgürlüğün kürek mahkumudur)
Kanlıca'ya el sallayacağım uzaktan
Eski günlerdeki gibi
Eski günlere gibi
El sallayacağım..

Kadıköy'de mis gibi kokan sahaflara varacağım, Nyx
Burkacağım bileğimi, yüreğimi biraz,
Belli belirsiz bir gülümseme taşıyıp dudak uçlarımda
Yarım ekmek arası midyemi yerken -- sarmısağı cömert
Savurup saçlarımı denize bakıp, "Yeniden geldim işte" diyeceğim.
Eskisi gibi olmayacağım muhakkak.

"Orası öyle..
Hem,
gibi'nin lafı mı olur,
daha antresini yaptığında?"

Pamuk helva da alırım belki, Süreyya'yı ziyaretimden önce
Adımlarım inerken yokuşları binip,
Buharlaşan nefesimi bırakırım son kez oraya...
Ve buraya dönerim denizin beşiğinde yeniden.

"Bu kadarı yeter mi?"

Yetmez!

"O halde.."

:: üç - antrakt ::


"Tam senin havan var" dedi babam bir soru işaretiyle yüzünde
Sebebine girecekti illa ki.
"Kuzum kızım söylesene allasen ne bulursun sen bu kışta?"
Sessizlik. (Pide arası Ekmeküstü esnası)
Buyur bul bakalım yiyorsa ekmek arasını.
Sence neden olsa gerek pederim?
"Kasvet? Ruh halini yansıtma meselesi?"
İlgisi olabilir mi sence pederim?
Bak şimdi bana
Dinle şimdi beni
Nedeni(m) şudur:
...................
Ve gülümseyerek onaylandım nitekim,
"Ben de diyordum ki neden
böylesi entellektüel ve esprili biriyken sen
(alıntıdır, ben de babamın yalancısıyım)
Gönlünü bu kışa kaptırmışlık?
Madem ki budur sebebin,
Ki bin yıl düşünsem aklıma gelmeyecekti muhakkak..."

Böyle eklendi Kışperestlere,
Olmama vesile şahsiyet de işte.
Ve gong sesi duyulunca bir kez daha,
Yerler alındı,
Işıklar bir bir sönerken Antrakt sonunda.

....Ben iyi yaşamayı hep bildim
Yaşam beni hiç iyi bilemedi....
5 yaşımda bir gün ansızın elime gazete almışım, Irulan.
Ansızın.
Babannem anneme seslenmiş,
Annem yanıma varmış,
"Nedir bu durum güzel yavrum? Hevesli misin bu kadar okumaya?"
Ne hevesi anne kendine gel.
Bak burda Dudu Gül cinayetinin detaylarını vermişler onu okuyorum.
Annem dumur, babannem sıfatsız...
"Okuyor yahu bu çocuk ciddi ciddi ama nasıl ve ne şekilde?"
Çekilir misiniz mümkünse,
Gazetem bitince çizgi film izleyeceğim.
Yoğun bir insanım ben bu çocuk bedeninde.
Gidin kek yapın, börek açın...
Bırakın beni kendi halime, kendi kendimle.

"Eh böyle çocuk büyürse..."
Büyür, Irulan, hem de çok büyür büyüyebilse.
Ama işte sana kilit kelime!
Bir
"b ü y ü y e b i l s e."

"girmeyelim gel bu sapa köşelere ve devam de kaldığın yerden
öykünün en heyecanlı yerindeyken
kanyeli estirme ne kuzeyden ne güneyden"

Sıkı giyin ki ceyeranda kalma
Öykünün tam da ortasında...