<body><iframe src="http://www.blogger.com/navbar.g?targetBlogID=9127430&amp;blogName=GECEN%C4%B0N+G%C3%9CNL%C3%9C%C4%9E%C3%9C&amp;publishMode=PUBLISH_MODE_BLOGSPOT&amp;navbarType=BLACK&amp;layoutType=CLASSIC&amp;homepageUrl=http%3A%2F%2Fiynx.blogspot.com%2F&amp;searchRoot=http%3A%2F%2Fiynx.blogspot.com%2Fsearch" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no" frameborder="0" height="30px" width="100%" id="navbar-iframe" title="Blogger Navigation and Search"></iframe> <div id="space-for-ie"></div>

:: michaelANGELo :: Salı, Nisan 29

...O an kadın Michelangelo'ya dönerek heykelini işaret etti:
"Üstadım öyle yeteneklisiniz ki
Sankı tanrının elleri sizdeki
Ve öyle büyük bir deha ki ruhunuzda, parmaklarınızda yansıyan
En karanlıktan çıkarır göreni bir nefeste..."
Üstad elini kaldırdı ve susturdu kadını
Ateş saçan bakışlarına ekleyerek sesini:
"O adam o taşın için her daim oldu!" dedi,
"Sadece dışarı çıkabilmesi için biraz yardıma ihtiyacı vardı..."

:: telgraf :: Pazar, Nisan 27

Depresyondayım. STOP.
Dibe vurmak bu olsa gerek. STOP.
.............. STOP.
Meğer geçmişim geçmemiş. STOP.
Ve dahi geleceğim gelmeyecekmiş. STOP.
Kendimi korkutuyorum artık. STOP.
RESTART. STOP.

Gönder: XXX - XXXXXXX

*Sayın abonDemiz! bu bir teyp kaydıdır. Ulaşmaya çabaladığınız kişi seçici olarak servis dışı olmuştur. Lütfen daha sonra tekrar deneyip bu mesajı dinleme rekorunuzu tazeleyiniz!*


:Arka Plan Teması:

Where Is My Mind? - Pixies

:: külkeçisi :: Çarşamba, Nisan 23

Herkes yaptı!
"Ama sen yapınca battı.."
Herkes sustu!
"Sen susunca olay oldu.."
Herkes büyüdü!
"Sen büyüyünce dünya küçüldü.."
Herkes sevdi!
"Sen sevince dert bilindi.."
Herkes sevişti!
"Sen sevişince aşk bitti.."
Herkes koştu!
"Sen koşmaya kalkınca kader sustu.."
Herkes güldü!
"Sen gülünce dudak büküldü.."

"Ah hanımım ah.. Sen de yapıyorsundur ama yorganın uzun, pis koku içerde kalıyordur..."

Ağladı külkedisi!
Ağladıkça,
Perisi onu yanlış anladı
Ve adı oldu külkeçisi!

:: aybaşı :: Pazar, Nisan 20

Canım kızım,
Hangi boyutunda suretin sonsuz evrenin şimdi?
Sustur bulunduğun köşedeki sesleri ve dinle beni..
Sen,
Çatlayan her yumurtamla bir yaratılış umuduna bezenen.
Kan ter içinde biraz buruk terk etmektesin yine bedenimi...
Annen biraz yorgun bu ara
Annen biraz da durgun.
Sayısız sevişmeler süregelirken gecenin ılık kuytusunda,
Annen beş yıldır yıkanmamış sığ yorganının altında...
Ama el değmemiş duygularıyla emziriyor seni
Bil ki en hafif rüyalarından örüyor patiklerini.
Biraz yorgun, biraz durgun olsa da
Göğsü senin için sıcak daima.
Canım kızım,
Sana yalanım olmadı hiç
Ve ne mutlu bana alınyazımın bir paragrafı sana ayrılmadı
Acımadın benim yüzümden
Acımadın el yüzünden
Ve suçlayan gözlerini çevirmedin yüzüme.
Toy yanakların ıslanmadı senin
Ebedi meleklerin en güzelleriyle anılacak adın...
Sen benim sonsuzluk parçam
Sen gözümün gerçek bebeği
Yaşlarıma döktüğüm yaşamıma aldırma
Bir gün bir olacağız nasılsa...
Annen belki yorgun belki durgun ama
Sana olan sevgisi hiç bitmeyecek
Öyle temiz, öyle masumsun ki sen
O sana armağanların en güzelini verecek
Ve seni asla (bu) dünyaya getirmeyecek.

:: fısıltılar :: Cumartesi, Nisan 19

Çıplak gönüllü bir bakire geziyor bu gece korulukta
Ve sahibinin kollarından kaçmayı başarmış bir ırmak cini
Yürüyor sakız beyazı ayışığında sazlar arasında...
Ağaçlar adak tutmaz fısıltı ormanında,
Bir mevsim ki daimi zemheri...
Bakın bakın uçarak geçti şimdi Oberon; ulu perilerin kralı o!
Bir tutam öksükotu ekledi kazandaki kurbağa gözüne Circe...
Ötelerden bir şarkı duyuldu, bir gemi daha battı Sirenlerin suyuna,
Hangi sevgilileri boğdular yanlarısıra,
Yazık.
Yine ölüler ak kefenlerle gömülüyor,
Ama geride kalanlar karaya bürünüyor..
Geç de kalsa tan,
Geliyor...
Ve böylece
Çıplak gönüllü bakire,
Güne bir kadını giyiniyor...

:: maço kızı (yalnız bir gece reprise) :: Çarşamba, Nisan 16

Pişti oldum! Beklenti ve ardaşık kaygılar,
Maço kızını aynı anda attı ortaya!
Öyle dönmüyor ki dünya benim etrafımda,
Cansızlığımı yaşam taklidimle bastırıyorum gün boyu.
Parmaklarım ne zaman sararacak? Ne zaman tamamlanmamış
Bir Virginia Woolf yap-boz'una döneceğim söyle!
İsimsiz Kahramanlarıma adadım kendimi
Ve yılların duvarlarımdaki tüm çentiklerine rağmen,
Sevdim onları ben kendimce!
Her bir başına kalışımda aralarından birini seçtim
Ve kandırdım da kendimi doyasıya...
Geceleri sürtone öyküler anlattı onlar bana...
Ama ben kendi dünyamın çivisini hiç çıkarmadım,
Bu yüzden iskambil kartlarından bir şatoda süregelişim...
(Üfleme, yıkılırım!)
Duymadığım ne kaldı,
Yaşanmamış ne çok şey...
Madem "öyle" diyorsun,
Şu halde iyi dinle erkek müsveddesi,
Bir korkuluk diktim ödlekler sapağında,
İçi irinle dolu bu cenabet
Adına dikilmiş yegane anıttır!
Bil ki
Yalnız Bir Gece'de burkuldu hayalimin
bileği ; Senden ödünç aldığım sana tuzak mayınlı
koylarda. Duru durağı yoktu ömürsüzlüğün,
................Ölümsüzlük...................
Sessizdi. Cevaplan-a-madık haliyle.
-Miş gibi yaptık sayende.
Kip'ten bir erkek...-malı'ydın sen.. -(e)bilir'din !!
Zamana yenilme sırasıydı. '-yor'ken, -di'li geçme
vaktiydi.
...Bir bitişlik bakış...
Hadi bana yakışmaz "ölüsevicilik", iyi de,
Sen bu kadarlık adam mıydın be ademoğlu !?!


DipNot: 3 yıl önce yazmıştım bu şiiri. 3 yıl sonra bu şiiri okuyacak ve üstüne alınması gerekirken alınmayacak biriLERini hala tanıyorum. "Oops! My bad" demenin ve Spike'a kulak vermenin tam vaktidir:

"You're not friends. You'll never be friends. You'll be in love 'til it kills you both. You'll fight, and you'll shag, and you'll hate each other 'til it makes you quiver, but you'll never be friends. Real love isn't brains, children. It's blood. It's blood screaming inside you to work its will. I may be love's bitch, but at least I'm man enough to admit it."

:: doğru mu cesaret mi? :: Pazar, Nisan 13

13.Nisan.2003
Saat 12:13
Yatak Odası


"Hayır bu değil..."

*içini çeker ve babasına doğru döner. Gözlerinde sessiz bir soru vardır*

(kapı eşiğinde bir süre kızına bakar ve...) "Akşama doğru seni ararım kızım. Seni çok sevdiğimi unutma sakın."

*gözlerini kapatır* Biliyorum baba. Ben de seni çok seviyorum.

(kapı kapanır... gölgeler kıpırdar ve aralanırlar) "Ne sevimli bir sahne..."

Şu şarkıyı bitirmeye çalışıyorum. Yardım eder misin? *yatağın üzerindeki defteri eline alır*

"Tabii... Başla bakalım" [ışık yavaşça yanına yerleşir]

Şarkının adı "Truth or Dare" olacak. Şöyle başlıyor... *tonu mırıldanır ve sonra*

So many seeds unplanted
Catastrophic dreams suspended
I believe all those people running around for nowhere
Colors all neutral, unblended
Ephimeral pain intended
I can see mirrors of darkness reflecting us yet they don't care
If it's the truth or the dare!!

Stop playing cool, it's no game,
You'll have the distance, no gain,
This masquerade is your shame!

Here stands a natural freak !!

Your turn to say who you are,
Once shining now crying star?
Streams of blood as you cry?

Act is done, curtains drawn !!

(Yeah yeah)

Burada geri vokal şunu yapıyor sürekli:

(Trouble is trouble is on our way,
Trouble is trouble is on our way...)

"Hmm fena değil... Hiç fena değil... Başarılı bir deşarj tebrikler... İkinci sözler için şöyle bir başlangıca ne dersin?... Dreams are surreal yet demanded?"

*parmaklarını şıklatır" Hey güzel... *mırıldanır* Dreams are surreal yet demanded... hmm... Justice allmighty stands bended...

"I can feel hands of fate burning, spinning around for no one"

Bingo !!!! *bir kahkaha atar*

"Hey bu bayağı zevkliymiş..." [ve onlar devam ederlerken öğle yerini -öyleden sonra-ya bırakır]

:: gebe dönüşler ::

Taksi ortalama bir hızla beni ait olduğum ev suretine döndürürken içimi çekip başımı cama yasladım. Atlas'ın yaşadığı yerler benim daimi sığınaklarım olagelmişti bunca yıldır. Biraz soluklandığım, biraz gerçek "ben"i yaşadığım, bir kaç içten kahkaha attığım ve yeni güne ne çeşit bir huzursuzlukla uyandırılacağımın derdine düşmeyerek uyuduğum...

Ne bekliyordu beni bu kez? Ya da daha doğrusu ne beklemiyordu beni bu kez? Sebepleri bir yana itip, başımı salladım... Alnım o anda tekerleklerin üstünden geçtiği bir taşın arabayı hafifçe sallaması sonucu cama vurdu hafifçe.

"İyi misiniz?" diye sordu genç taksi şoförü gözlerini dikiz aynasından bana çevirerek.

Belli belirsiz gülümseyip başımı saladım "Sağolun." Adam konuşmayı devam ettirmek konusunda meraklıydı aslında, bundan iyi sebep de bulamazdı ama suskunluğumla sindi yine ve gözlerini yola çevirdi.

Ne ekiliyordu içime her uzaklaştığımda? Her defasında ne çeşit bir umuda hamile kalıyor ve her dönüşümde gözyaşlarıyla düşürüyordum bebeğimi? Saçlarımı geriye attım ve dudağımı kemirmeye başladım. Bu kısacık yolculuk süresinceydi son sessizlik kırıntılarım. Onları gölgelerle harcamamalıydım.

"Buradan mı dönüyoruz?" Taksicinin sorusuyla gerçeğe dönme vaktiydi. "Evet" diye yanıtladım "Işıklardan sonra sağa döneceğiz."

Ne kadar yabancılaşmıştım yaşadığım yere. Şu blok daha önce de bu kadar mor muydu? Bu iki yanı ağaçlıklı cadde bu kadar temiz miydi? O anda bitter çikolata tadında farkettim baharın gelmiş olduğunu. Hayır herşey aynıydı... Sadece her yer biraz daha aydınlıktı.

Araba evin önüne doğru dönerken bekleme odasının camında tanıdık bir yüz gördüm. Beyaz saçları kısacık kesilmişti... Yaşlı yüzünde bir gülümseme belirdi ve o bildik jestini yaptı arka koltukta oturan beni farkettiğinde... Elini kısacık bir an kaldırıp beni uzaktan selamladı odanın kapısında kaybolup, apartmanın merdivenlerinde yeniden belirmeden önce.

Özlemiştim babamı. Bu iyiye işaretti... Arabanın kapısını açtım ve taksici parasını alırken kucağımdaki dergileri elimde toparladım. Babam yanıma geldiğinde kollarımı onun boynuna doladım onun gür sesi "Hoş geldin benim güzel kızım." cümlesini bir araya getirirken.

Taksi tuhaf bir şekilde hala oradaydı. Ya adam daha önce hiç böylesi bir sahne görmemişti ya da... Babamın koluna girip merdivenlere yöneldim... "Nasıl yani gitmem gerek? Daha yeni geldim nereye gitmen gerekiyor?"

"Gönül Teyzenin ....." açıkçası dinlemedim bu kısmı ".... vefat etmiş ona uğrayacağım. Geç kalmam merak etme."

"Ben de seninle gelsem?"

"Neden yukarıya çıkmıyorsun güzelim? Hadi Ayda böyle yapma.. Onlar da seni çok özlediler.." Ah baba bir bilsen...

"Evet.. evet eminim."

"Yukarı çıkıp yemeğini ye ben 9-9:30 gibi gelirim hm?" O sırada yoldan geçen bir arabanın şoförünün kelimenin gerçek anlamıyla bana doğru böğürmesiyle konuşmamız bölündü. Babam akabinde kükredi "Yuh hayvan!!! ***i kalktı **nenin!!!" Ama araba çoktan geçip gitmişti...

"Boşver baba" dedim usulca "Neyse ben yukarıya çıkayım ama lütfen çok geç kalma olur mu?" Geç kalacaktı gerçi. Niyeydi ki bu konuşma?

"Tabii benim güzel kızım. Haydi akşama görüşürüz..." Beni tekrar öptü ve köşeyi dönerek uzaklaşmaya başladı. Apartmandan içeriye girdiğimde kapıcının bebeğiyle bekleme odasını yeniden işgal edişine tanık oldum. Beni selamladılar. Onları selamladım. [klişelerden öldüm] Asansör yavaş yavaş 6. kata çıkarken yüzüme "sizi de çok özledim inanın" gülümsemesini yerleştirdim.

Asansör durdu. Kapıyı açtım. Evden apartmana taşan haykırışlar tarafından karşılandım derhal "Anne almadım diyorum Akineton!! Bıktım senden ölsem de kurtulsam, mahvettin hayatımı mahvettin..."

Ve akabinde ninemin yaşlı, yorgun sesi beni kucakladı "Bana ne senden nankör!! Kim mahvetmiş senin hayatını?? Ne istiyorsun benden?? Bulaşma bana!!"

Hoşgelmiştim...

:: post-burun sürtülmesal semptomlar :: Perşembe, Nisan 10

Tamamen alakasız! Sürüp gidenden tamamen bağımsız
olacağı için belki de durduramadım parmaklarımı... Ne
beklediğimi bilmiyor idim senden, doğru.. belki bir söz, belki
bir kaç... ama sessizlik yok mu? işte o en fena!
Şimdi üstüm başım griler içi; başım ve ben --evet ilk kez ben-- kasımpaşa yolcusu! *lürü lü lürü*
Alo? Efe.... Ah babaanneciğim!
Nasılsın? Seni ne özledim bir bi...... y
o babam da gayet iyi merak etme.......
sen nasılsın? annem nasıl? .........
İlahi babişko!!! hah hah!!! .......
Ha yok canım, ay inanamıyorum sana babiş öbür taraftan bile yetiş-
iyorsun bana (keşke) !!!
Büyükannemi benim için de öp...
Nasıl??.....
Hah hah.. Olur söylerim canım.... Ben de seni çok se...
---dı dıt dıtıt dıtıttı dıtıtı dıtıtı dtıtıtı---
dip frizde bekletilmiş bir gülümseme kalmış dudaklarımda
oysa ki konu kim icat ettiyse şu "cool olma" tribini,
Kendisinden şikayetçi olacağım merciiyle ilgiliydi:
"Coolusion Inc."
Ama önce şu burnu bir sanitabantlamalı !!

:: gönderilmemiş mesajlar / matchmaking reloaded :: Salı, Nisan 8

Soru: "Cevap vermeyeceksen resmi niye koydun?"
Gönderilmemiş Cevap: Koyarım. Resim benim, kime ne?

S: "Çeviriler nasıl gidiyor?"
GM: Ellerinizden öper.

S: "Çok şakacısın!"
GM: Sağolun.

S: "Ne demeye İngilizce yazıyorsun? Sen kendini ne sanı....."
GM: Ne siz dikkatimi çekmiş oldunuz ne ben sinirlendim.

S: "Ben de paylaşmak istiyorum."
GM: Eroooll !! Elbette efenim. Tabi herkes paylaşmalı.

S: "Ayaklarınız kaç numara, elleriniz niye böyle güzel, boyunuz ne uzun, fiziğiniz niye vesaire?"
GM: Büyükanne ellerin niye böyle kıllı? Kulakların neden sivri? Dişlerin niye keskin? Ağzın niye büyük?
-Seni daha da daraltabilmek için yavrum.

S: "Tanışalım mı?"
GM: Sebep?

S: "Ben de Dune severim"
GM: Ne mutlu size.

S: "Geceler vururken yüreğime avaz ayaz,
Gözlerinin karası aktı ve kesildi doğal gaz"
GM: Yapıtlarınız pek yakında "Best of Iynx - Gönül Defterimden" adlı şiir seçkisinde yayımlanacaktır.

S: "Bu ne biçem bir profil ?!"
GM: Eh sonunda anladınız...

Oof of!

*somurtarak burnunu çeker ve çeker gider*

:: bir hazin hezeyan :: Cumartesi, Nisan 5

(excerpt from "Project : Twilight Suspended Weekend")

05.Nisan.2003
Saat 01:55
Bizim Küçük Dünyamız


Iynx: *kendini 2.5 lt.lik Cola'ya sarmış en yakın arkadaşının yanında uzun havamaktadır* Beeenn sana öyleessi taaptııım inaaan, böylesi aşşşkaaa yasak tanııımaaam.. nırı nı...

Charon: Böylesi aşk derken? (konu zaten 1 saattir sürüp gitmektedir ve söyleyecek bir şey kalmamıştır)

Iynx: Delileee.. hı? Şöyle ki sormak isterim sana sizin gezegende aşk var mı aşk? *gülerken geriye atılan kafa itinayla 2. kez duvara çarpar*

Charon: Şu sigaradan bir tane de bana ver bakiim..

Iynx: *verir* Nasıl yazmaz nasıl nasıl? Hem güzeliz hem zekiyiz ama niye ve hem. şöyle ki... oldu mu? Bence olmadı.... Aklıımmıı yoldaa bıraaktıım inaan..

Charon: Supergirls don't cryy. Viceroy Superlong. Hmm.. ben bunda olağanüstü bir uzunluk göremiyorum oysa ki. Ama çok keltik. (püüfftt)

Iynx: Yeni bir sigara denemekte acele mi ettim ne ettim aceba? Pakete tav olmak bu olsa gerek. *hhüüüp püüüffft*

Charon: İronik. (paf paf) Evrensel benzerlik ilkesi : Tanrı insana, yıldızlar çimenlere, sigara seçimleri erkek beğenilerine yansır. *kaşınır*

Iynx: *hüüff* Günümüz patriark sistemlerinde erkekler kadından ilk hareket gelsin diyedursunlar, gördük işte. Kaderim bu böylee yazıılmış ya.. e yazmıyo işte be! *sigarayı söndürür ve yanağını kaşır*

Charon: Borges'in Çin Ansiklopedisi Volüm bilmemkaç. Erkek kategorileri: a)Yazmayanlar b)Bıyıklılar c)Al Pacinoseverler

Iynx: d)Beyaz atsız kurbağalar e)Solaklar f)Kıllı ve Göbekliler

Charon: g)Perde ayak, kepçe kulaklar h)Gulyabaniler i)Uzaktan sineğe benzeyenler

Iynx: j)Popo yere yakın olanlar k)vesaire l)verevbacakgiller

Charon: m)Burda sınıflandırılmış olanlar n)Ölüler o)yaşaMAyanlar...

Iynx: p)Testesteronikler q)androidler r)o tip birşeyler

Charon: s)Kumarbazlar t)hayalperestler u)hep hayal ürünü kalacaklar

Iynx: v)Erişilenler y)rezerve olanlar z)yazmayanlar

Charon: iiieiii!!! *buton sesi* Bu... harf.. söylenmişti.

Iynx: Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az. Bugün neler öğrendim? Mantar denilen şey suyunu bırakır... Sotesi bu yüzden popülerdir ve büyüklüğü ne olursa olsun pişerken cücük kadar kalır. Çıkarımın?

Charon: Katı olan her şey buharlaşır. Suyun belleği vardır. Filler unutmaz.

Iynx: Önceki hayatlar bugünü resmen etkiler. Duygu değişimleri cıva gibidir, yakalamaya çalıştıkça dağılıp, çoğalır. Her çöpçü deri ceket giyse bu şekilde görünmez. Bir gün bir Pizzaboy'a aşık da olabilirsin.

Charon: (öteden bir çıt sesi duyulur) Hah su kaynadı! Bir fincan çay ister miydiniz Holmes?

Iynx: Alırım, Watson.

Charon: Bulunmaz hint kumaşındaki kral panda tüyleri ilginizi çeker dedim, buyrun.

Iynx: Zorlama, Watson. Katil benim.

Charon: Uh. Ben çayları koyiim

Iynx: Tehlikede diilsin, Wats. Saçlarımı açtırsaydım ve şempanzeye benzeseydim, belki. Ama yo! Binlerce cosmo okurunun bir bildiği var elbet. Ayrıca ben de dünya güzelimiz Azra Akın'ı kutluyorum. Üç şeker lütfen. *çıgıl çıgıl çırıl çıngır: çay kaşığının çay bardağı cidarına sürtünmesi efekti*

Charon: (hüpürt) şaşıran sen mi yoksaa ben misin.. miyim bileeeme.. burda bir tense hatası var.

Iynx: *fürt* Bence bu sözün tam da şimdiki zamanın bir hikayesi gibi Giles. Ay tink aym ceelıs of yor gööörlfrend oldooo

Charon: Bu gece devriyeye çıkma istersen Bafi. Çay soğuyor.. If that's your boyfriend, if that's your boyfriend he wasn't laaast night..

Iynx: *iç çeker* Sinirlerim bozuk. Riley'le aramızdaki boy farkını bi türlü gideremedik. Yağmurda yürütsem çeker miydi biraz?

Charon: Hiç kimsenin yağmurun bile böyle meziyetleri yoktur.

Iynx: *susar ve pencereden dışarı bakmaya başlar*

[karşılıklı çaylarını yudumlarlarken perde yavaş yavaş inerken o sırada "Morg Sokağı"nda yağmur yağmaktadır.]

ps: gördüğün gibi hafta sonlarımızı kaydetmekle kalmamış, bizim için saçmalığındankatılakatılagülünesi başkaları için bunelanböylesi diyaloglarımızdan birini de kayıtlara almışız lezizim. Benden deşifresi.

:: sol minör noktürn :: Perşembe, Nisan 3

Dün gece biraz solgundu sanki aynada yansıyan yüzüm. Nedenini bilemediğim bir yumru boğuyordu sesimi. Hani çoğu zaman sığınırdım ya zamanında "bilmiyorum"un ardına kolayca... Artık ardına sığındığım duvarlar bile koruyamıyordu beni kendimden.

Çıplaktım yattığım odaya girdiğimde ve üşümüştüm de bir hayli. Dışarda tam benim havam vardı ve nisan yağmurunun ilki tam da benim için yağıyor gibiydi. Mutlu başlamıştı günüm, donuk vurdum öğlen karaya.. Akşama çıktığımdaysa sessizdim biraz... Az biraz da buruk belki...

Yattığım eski somyanın üzerine otururken içimi çektim.
Somya gıcırdayarak cevap verdi bana. Sonra o da sessiz kaldı.
Oda sessiz kaldı.
Başucumdaki kandili yakmaya uzandım. Vazgeçtim.
Yatmaya yeltendim. Vazgeçtim.
Düşünmeye yeltendim, ağlayıp içimdekini yanaklarımdan boşaltmaya...

Vazgeçtim.

Bu oda bir koza misali hayatımın en kritik iki evresinin şahidiydi.
Biri üniversite sınavlarına hazırlanışım... Ki başarmıştım bunu.
Biri de bu gece.... bu mor gece.... bu siyah-beyaz, grisiz gece. (Bunu başarabiliyor muydum peki?)

Olmak istediğim çok yer vardı olamadığım.
Tanışmak istediğim çok insan...
Öğrenmek istediğim çok şey vardı..
Şahit olmak istediğim...

Bu yüzden "Aranıyor" yazıyordu alnımdaki yazıda.
Alnımdaki yazı doğuştan değildi zira.
O yazıyı silip yerine kendi acılarımı yazmaya başlayalı çok olmuştu..

["Madem yazıyı sildin yerine neden acı yazmaya başladın be kadın? Yazdın da bir halt mı oldu? FRP ağzıyla kazandığın bunca XP (experience: deneyim) başını ermesini istediğin yere erdirdi mi bari?"

Erdirmedi be bilinçaltımcığım!
Zaten erdirse hadise trajediden çıkar Pembe diziye dönerdi. Hepi end yakışır mı bu bünyeye bu şartlarda? Aşk ol. Git sen de biraz deneyim kazan öyle gel, örnek.]

Koza Modu: Minimum insanla etkileşim halinde olup, dibe vurma dönemi.
Bu dönemde günlüğüme bile yazmaya üşenir olurum; nitekim oldum.

[İyi günler doktor bey.. Ben Melankoliciklerimi aldırmak istiyordum da. Sürekli şişip, kabarıyorlar.. yutkunmakta güçlük çekiyorum.. Ateş de basıyor hem.
"Şöyle buyrun hanfendi ben şimdi sizi.... yani şeyinizi alıveririm."
Kalbimi kırıyorsunuz doktor bey. Hani beni çok seviyordunuz? Hani hep yanımda olacaktınız? Hani benden vazgeçemezdiniz asla?

Hellboy: ...I can promise you two things. One: I'll always look this good. Two: I'll never give up on you... ever.

"Konuşmayın da işimize bakalım değil mi ama?]

İşte budur ilişkilerimin özeti sevgili Nyx. Buyrun söyleyin söyleyeceğinizi...

"Seninkisi SOL gibi biraz..
FALA inanma ARASI ama onsuz da kalma misali yaşamışsın hep.
Şimdi onsuzsun bu MİNÖR melodide de
En azından mutsuz değilsin sevgili Ayda

Sadece suskunsun."

Yatağıma uzandığımda somyanın gıcırtısını son kez duydum.
Sonra gıcırdadıysa da rüyalarımın sesi ağır bastı...