:: tarihin unutulmayan aşkları :: Çarşamba, Şubat 26
"Küçük ve dolgun kırmızı bir ağzı vardı, altın renkli kıvırcık saçları
taze ve nazlı yüzünü çevreliyordu. Kocaman gözleri alevler saçardı, yüzüne
bakan, onun kalbini yöneten keder ve sevinç, korku ve acımanın hemen yüzünde yansıdığını görürdü."
Bu portre, zamanının en ünlü oyuncularından biri olan Adrienne Lecouvreur'ün çizgileriydi.
Tarihin Unutulmayan Aşkları
Andre Castelot, Jour De France
Seyircilerin hayranlıkla izlediği bu güzel ve anlamlı tiyatro oyuncusu,
gerçekten rollerinde çok başarılı idi. Halk onunla güler onunla ağlardı.
Bu arada genç kadın çevresindeki kalpleri tutuşturmakta usta idi. Kendisi çok gel-geç gönüllü olduğundan bir sevgilisine uzun süre sadık kalamazdı. Asrın en ünlü kişileriyle aşklar yaşamış ve hepsinden kolaylıkla sıyrılmasını başarmıştı.
Artık 28 yaşına basan Adrienne kendini orta yaşlı buluyordu. Aslında 18. yüzyıl için otuzuna yaklaşmış bir kadın, durmuş oturmuş bir kadın sayılırdı. Genç ve güzel kadın, bundan böyle bir daha çılgınlıklara kapılmayacağına dair yeminler ettiği bir anda kendisinden sekiz yaş genç, çok yakışıklı birisinin hayatına gireceğini bilemezdi. Argenteuil Kontu zarif, esprili ve çok yakışıklı bir soylu idi. Üstelik güzel oyuncu ile evlenmek istiyordu. Adrienne, kendisine verilen konteslik tacını geri çevirdi, henüz 20 yaşındaki bu delikanlıyla nişanlanmanın tehlikeli olacağını anlamıştı.
Bu arada kontun annesi de işe karışmış güzel Adrienne'den oğluyla evlenmekten kaçınmasını, onu sadece bir arkadaş, içten bir dost gibi sevmesini rica etmiş ve otoriter ana, evladını taşradaki şatolardan birine yollamıştı. Genç kont, çılgıncasına sevdiği kadına ateşli mektuplar yollamakla yetiniyordu.
Zavallı Argenteuil Kontu, bu sırada Adrienne'in hayatının aşkı olan biriyle tanıştığından habersizdi. Adrienne henüz 24 yaşlarında ve Fransa hizmetinde orduda binbaşı olan geleceğin mareşalı olacak, binbaşı Saxe ile tanışmıştı. Saxe Prenslerinden biri olan Maurice De Saxe ile Koenigsmark kontesinin yasak aşklarından dünyaya gelen gayrımeşru oğullarıydı.
Adrienne, Alman prensini görür görmez aşık oldu. Fransız düşünürü Voltaire'in dediği gibi Maurice De Saxe, Hercules kadar güçlü, Apollo kadar güzel bir gençti. Şuh bir kadın olan Adrienne, kendisini ağır satmak için elinden geleni geri koymadı.
Gayet ustaca yazılmış mektupları her geçen gün genç savaşçının aşkını daha çok alevlendirdi.
Kadınların önünde dize gelmelerine alışık olan Maurice De Saxe genç kadının aşkını elde etmek için ona uzaklaşacağını bildirmişti.. Oyuncu kadın ona şu cevabı yazdı:
"Size sonsuz sadık olduğumu bilmeniz gerekir. Uzun bir yolculuk yapacağınıza göre, benden şüphelenmenizi hiç istemem. Ancak geri döndüğünüzde, benimle karşılaşmak zevkini bir düşünün. Bu arada, benden bıkmamış olduğunuzu bilmeniz de bana ayrıca mutluluk veriyor. Başka kadınlara gönül vermiş olsanız bile, beni gördüğünüzde onları benim için unutacağınızı biliyorum, esasen bundan böyle sizi kaybetmemek için her çareye başvuracağım."
Nihayet Adrienne ve Maurice birbirlerinin kollarında uzun zamandan bu yana bekledikleri mutluluğu yaşamaya başladılar. Adrienne genç sevgilisine kültür aşılamak için zamanının en esprili yazarlarını salonuna topluyordu, genç Alman Prensine müzik ve şiirin inceliklerini öğretmeye çalışıyordu. Bunda az çok başarılı olmuştu ancak Maurice De Saxe bir türlü imla yanlışı yapmadan yazmasını öğrenememişti. Aslında o savaşmayı ve avlanmayı daha çok seviyordu. Kont, kral ve maiyetiyle her ava gittiğinde genç kadın ona şöyle mektuplar yollardı:
"Çok üzgünüm sizi görememek benim için karanlıkta kalmak demektir. Her şeyin eksikliğini duyuyorum, gerçi avda olduğunuzu biliyorum, orman ve koruların saray ve konaklar kadar tehlikeli olmadığını bilmeme rağmen gene de... sizi kıskanıyorum."
Maurice, Fransa'dan uzaklaştığında Adrienne ona şöyle yazardı:
"Bana mektup yazmıyorsunuz, dönmeniz ne kadar uzun sürdü. Sanki bin yıldan bu yana, sizden ayrı yaşamaktayım. Beni unuttunuz mu? Hiç düşündüğünüz olur mu? Burada herşey bana sizi hatırlatıyor, olduğunuz yerlerde, beni hiç düşünmüyorsunuz galiba. Yazmamanıza bakılırsa buna inanacağım geliyor."
İhtirasının kurbanı olan Maurice De Saxe, Fransa'dan ayrılıp Rusya'ya geçmiş, Courlande dükalığını kuşatmaya gitmişti. Bu seferi donatmak için Adrienne hiç bir fedakarlıktan çekinmemiş, en değerli mücevherlerine kadar satmıştı. Elmaslarını atlarını arabasını satmış, böylece toparladığı 40.000 lirayı dostuna yollamıştı. Kont De Saxe başarısızlığa uğrayarak geri döndü.
Adrienne'le tattığı zevkler artık ona yetmiyordu, güzel oyuncu kadını soylu bir hanımın kollarında unutmuştu. Oysa bir dişi kaplan gibi kıskanç olan Matmazel Leouvreur, böyle bir yana atılacak metreslerden biri olmadığından müthiş kavgalar başlamıştı. Gene bir gün Fransız tiyatrosunda rol yapan Adrienne, Kont De
Saxe'nin orkestranın arkasındaki koltuklardan birine oturduğunu görünce hemen oyun arkadaşının kılıcını kaparak bunu vefasız dostuna doğru fırlattı... Zavallı Adrienne...
Bu arada mutsuz Adrienne, kendisine sadakatsizlik eden dostuna ayrılmayı söylüyor, ancak bunun imkansız olacağını da eklemekten geri kalmıyordu.
Gerçi arada bir Kont de Saxe kendisini görmeye geliyordu ancak Adrienne onu bir başkasıyla paylaşamayacak kadar çok seviyordu. O sıralarda yakışıklı Alman prensi bir sosyete hanımını, aslında ahlaksız, kaprisli ve şımarık, Boullion düşesini baştan çıkarmakla meşguldü. 1789 yılında sahnede "Phedre"yi oynayan Adrienne rolünden esinlenerek gzel ve ahlaksız düşese şimşekler çakan gözlerini dikmiş:
"İhanetten zevk alan,
O soysuz kadınlardan değilim ben!
Hiç utanmadan eşlerini aldatan,
O sözde namuslu kadınlardan asla olmadım!"
diye rolnü okurken düşesi bütün tiyatro seyircilerinin önünde rezil etmişti. Esasen tam o sırada Maurice De Saxe da kendisini terkettiğinden şımarık düşes öfkesinden neler yapacağını bilemiyordu... Hırsından locasında bayılmıştı. Kendine geldiğinde Adrienne'den korkunç bir öc almaya yemin etti.
Bu olaydan tam dört ay sonra -15 Mart günü- Adrienne "Oedipus" piyesinde başrol oynarken birden fenalaştı. Esasen günlerden beri hastaydı. Kanlı bir dizanteriye tutulan kadın rolünü bitirip locasına döndüğünde kendisini kaybetti. Hemen evine götürüldü. Devrin hekimleri yatağının etrafında toplanmışlardı. Havadisi duyan Maurice De Saxe perişan olmuştu. Hemen eski sevgilisinin yanı başına koştu. Orada hıçkırıklarla ağlayan Voltaire ile karşılaştı.
Adrienne sevdiği bir dostla ölünceye kadar unutamadığı aşığının kollarında son nefesini verdi.
taze ve nazlı yüzünü çevreliyordu. Kocaman gözleri alevler saçardı, yüzüne
bakan, onun kalbini yöneten keder ve sevinç, korku ve acımanın hemen yüzünde yansıdığını görürdü."
Bu portre, zamanının en ünlü oyuncularından biri olan Adrienne Lecouvreur'ün çizgileriydi.
Andre Castelot, Jour De France
Seyircilerin hayranlıkla izlediği bu güzel ve anlamlı tiyatro oyuncusu,
gerçekten rollerinde çok başarılı idi. Halk onunla güler onunla ağlardı.
Bu arada genç kadın çevresindeki kalpleri tutuşturmakta usta idi. Kendisi çok gel-geç gönüllü olduğundan bir sevgilisine uzun süre sadık kalamazdı. Asrın en ünlü kişileriyle aşklar yaşamış ve hepsinden kolaylıkla sıyrılmasını başarmıştı.
Artık 28 yaşına basan Adrienne kendini orta yaşlı buluyordu. Aslında 18. yüzyıl için otuzuna yaklaşmış bir kadın, durmuş oturmuş bir kadın sayılırdı. Genç ve güzel kadın, bundan böyle bir daha çılgınlıklara kapılmayacağına dair yeminler ettiği bir anda kendisinden sekiz yaş genç, çok yakışıklı birisinin hayatına gireceğini bilemezdi. Argenteuil Kontu zarif, esprili ve çok yakışıklı bir soylu idi. Üstelik güzel oyuncu ile evlenmek istiyordu. Adrienne, kendisine verilen konteslik tacını geri çevirdi, henüz 20 yaşındaki bu delikanlıyla nişanlanmanın tehlikeli olacağını anlamıştı.
Bu arada kontun annesi de işe karışmış güzel Adrienne'den oğluyla evlenmekten kaçınmasını, onu sadece bir arkadaş, içten bir dost gibi sevmesini rica etmiş ve otoriter ana, evladını taşradaki şatolardan birine yollamıştı. Genç kont, çılgıncasına sevdiği kadına ateşli mektuplar yollamakla yetiniyordu.
Zavallı Argenteuil Kontu, bu sırada Adrienne'in hayatının aşkı olan biriyle tanıştığından habersizdi. Adrienne henüz 24 yaşlarında ve Fransa hizmetinde orduda binbaşı olan geleceğin mareşalı olacak, binbaşı Saxe ile tanışmıştı. Saxe Prenslerinden biri olan Maurice De Saxe ile Koenigsmark kontesinin yasak aşklarından dünyaya gelen gayrımeşru oğullarıydı.
Adrienne, Alman prensini görür görmez aşık oldu. Fransız düşünürü Voltaire'in dediği gibi Maurice De Saxe, Hercules kadar güçlü, Apollo kadar güzel bir gençti. Şuh bir kadın olan Adrienne, kendisini ağır satmak için elinden geleni geri koymadı.
Gayet ustaca yazılmış mektupları her geçen gün genç savaşçının aşkını daha çok alevlendirdi.
Kadınların önünde dize gelmelerine alışık olan Maurice De Saxe genç kadının aşkını elde etmek için ona uzaklaşacağını bildirmişti.. Oyuncu kadın ona şu cevabı yazdı:
"Size sonsuz sadık olduğumu bilmeniz gerekir. Uzun bir yolculuk yapacağınıza göre, benden şüphelenmenizi hiç istemem. Ancak geri döndüğünüzde, benimle karşılaşmak zevkini bir düşünün. Bu arada, benden bıkmamış olduğunuzu bilmeniz de bana ayrıca mutluluk veriyor. Başka kadınlara gönül vermiş olsanız bile, beni gördüğünüzde onları benim için unutacağınızı biliyorum, esasen bundan böyle sizi kaybetmemek için her çareye başvuracağım."
Nihayet Adrienne ve Maurice birbirlerinin kollarında uzun zamandan bu yana bekledikleri mutluluğu yaşamaya başladılar. Adrienne genç sevgilisine kültür aşılamak için zamanının en esprili yazarlarını salonuna topluyordu, genç Alman Prensine müzik ve şiirin inceliklerini öğretmeye çalışıyordu. Bunda az çok başarılı olmuştu ancak Maurice De Saxe bir türlü imla yanlışı yapmadan yazmasını öğrenememişti. Aslında o savaşmayı ve avlanmayı daha çok seviyordu. Kont, kral ve maiyetiyle her ava gittiğinde genç kadın ona şöyle mektuplar yollardı:
"Çok üzgünüm sizi görememek benim için karanlıkta kalmak demektir. Her şeyin eksikliğini duyuyorum, gerçi avda olduğunuzu biliyorum, orman ve koruların saray ve konaklar kadar tehlikeli olmadığını bilmeme rağmen gene de... sizi kıskanıyorum."
Maurice, Fransa'dan uzaklaştığında Adrienne ona şöyle yazardı:
"Bana mektup yazmıyorsunuz, dönmeniz ne kadar uzun sürdü. Sanki bin yıldan bu yana, sizden ayrı yaşamaktayım. Beni unuttunuz mu? Hiç düşündüğünüz olur mu? Burada herşey bana sizi hatırlatıyor, olduğunuz yerlerde, beni hiç düşünmüyorsunuz galiba. Yazmamanıza bakılırsa buna inanacağım geliyor."
İhtirasının kurbanı olan Maurice De Saxe, Fransa'dan ayrılıp Rusya'ya geçmiş, Courlande dükalığını kuşatmaya gitmişti. Bu seferi donatmak için Adrienne hiç bir fedakarlıktan çekinmemiş, en değerli mücevherlerine kadar satmıştı. Elmaslarını atlarını arabasını satmış, böylece toparladığı 40.000 lirayı dostuna yollamıştı. Kont De Saxe başarısızlığa uğrayarak geri döndü.
Adrienne'le tattığı zevkler artık ona yetmiyordu, güzel oyuncu kadını soylu bir hanımın kollarında unutmuştu. Oysa bir dişi kaplan gibi kıskanç olan Matmazel Leouvreur, böyle bir yana atılacak metreslerden biri olmadığından müthiş kavgalar başlamıştı. Gene bir gün Fransız tiyatrosunda rol yapan Adrienne, Kont De
Saxe'nin orkestranın arkasındaki koltuklardan birine oturduğunu görünce hemen oyun arkadaşının kılıcını kaparak bunu vefasız dostuna doğru fırlattı... Zavallı Adrienne...
Bu arada mutsuz Adrienne, kendisine sadakatsizlik eden dostuna ayrılmayı söylüyor, ancak bunun imkansız olacağını da eklemekten geri kalmıyordu.
Gerçi arada bir Kont de Saxe kendisini görmeye geliyordu ancak Adrienne onu bir başkasıyla paylaşamayacak kadar çok seviyordu. O sıralarda yakışıklı Alman prensi bir sosyete hanımını, aslında ahlaksız, kaprisli ve şımarık, Boullion düşesini baştan çıkarmakla meşguldü. 1789 yılında sahnede "Phedre"yi oynayan Adrienne rolünden esinlenerek gzel ve ahlaksız düşese şimşekler çakan gözlerini dikmiş:
O soysuz kadınlardan değilim ben!
Hiç utanmadan eşlerini aldatan,
O sözde namuslu kadınlardan asla olmadım!"
diye rolnü okurken düşesi bütün tiyatro seyircilerinin önünde rezil etmişti. Esasen tam o sırada Maurice De Saxe da kendisini terkettiğinden şımarık düşes öfkesinden neler yapacağını bilemiyordu... Hırsından locasında bayılmıştı. Kendine geldiğinde Adrienne'den korkunç bir öc almaya yemin etti.
Bu olaydan tam dört ay sonra -15 Mart günü- Adrienne "Oedipus" piyesinde başrol oynarken birden fenalaştı. Esasen günlerden beri hastaydı. Kanlı bir dizanteriye tutulan kadın rolünü bitirip locasına döndüğünde kendisini kaybetti. Hemen evine götürüldü. Devrin hekimleri yatağının etrafında toplanmışlardı. Havadisi duyan Maurice De Saxe perişan olmuştu. Hemen eski sevgilisinin yanı başına koştu. Orada hıçkırıklarla ağlayan Voltaire ile karşılaştı.
Adrienne sevdiği bir dostla ölünceye kadar unutamadığı aşığının kollarında son nefesini verdi.