<body><iframe src="http://www.blogger.com/navbar.g?targetBlogID=9127430&amp;blogName=GECEN%C4%B0N+G%C3%9CNL%C3%9C%C4%9E%C3%9C&amp;publishMode=PUBLISH_MODE_BLOGSPOT&amp;navbarType=BLACK&amp;layoutType=CLASSIC&amp;homepageUrl=http%3A%2F%2Fiynx.blogspot.com%2F&amp;searchRoot=http%3A%2F%2Fiynx.blogspot.com%2Fsearch" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no" frameborder="0" height="30px" width="100%" id="navbar-iframe" title="Blogger Navigation and Search"></iframe> <div id="space-for-ie"></div>

:: pastırma yazı replikleri :: Çarşamba, Ekim 30

"Uyan bakalım artık"

*yorganın altında yan dönerek başını yastığın altına gömer*

"Sana uyan dedim! Rekorunu kırmış bulunmaktasın. 13 saat, önlenmesi gereken bir depresyon başlangıcı için fazla bile."

*belli belirsiz uykulu bir sesle* Joseph'in bir zamanlar söylediklerini hatırlıyor musun?

"Do you ever wish you could just curl up under covers and never go out again? Do you ever wish you could just ignore what's going on?"

*gözlerini ovuşturur ve yastığa sarılır* hmm... gecenin bir yarısı kabus görüp uyandığımda söylemişti bunları... *duraksar* .... insanın sevdiği birinini gözünün önünde adım adım ölüme gitmesinin ne demek olduğunu paylaşmıştık sabaha kadar. yine de söyledikleri, içerikten bağımsız, benim tam da yapmak istediğim şey, Nyx.

"Çarşafların seni gerçeklerden koruyacağını da nerden çıkardın?"

Peki sen bu kadar çok cephede aynı anda savaşırken yorulmayacağımı nerden çıkardın? *gözlerini kısar* bu hakkımı kullanıyorum... hatta canım isterse delirme hakkımı bile kullanabilirim. kimsenin ne oldu buna durup dururken diyebileceğini sanmıyorum.

..................................................

28.Ekim.2002
Mor Oda
18:02


"I've never seen someone like you before, Ayda. Really!!! Everything that surrounds you seems like a catastrophic surreality."

*gözünde yükselen yaşlarla* And I've never seen someone like you before, Ange. Someone who can make dreams a reality. Your life is too good to be true for me... an impossiblity I've never experienced before.. *yanağına düşen bir yaşı elinin tersiyle siler*

"That's such a sad thing to say, you know. I don't know what to tell you. I mean whatever solution I have is hit back by a reality. I feel retarded."

Don't... That's the main reason you're one of my dearest friends. I just got rid of all the smartasses in my life. All I need is what you do. You support me.. instead of patronizing... instead of trying in vain to show me a way out of this shit !

..................................................

"Bunu yapmana izin vermedim bugüne kadar, bundan sonra da izin vermeyeceğim."

*başını iki yana sallar* yeter artık !! bir yaşam insanın güçlülüğünü bu kadar suistmar edemez!

"kendine acımana izin yok!"

neden yok?? neden tek parça kalmak zorundayım? neden dağıtmıyorum?

"üzgünüm. tüm bunların cevabını biliyorsun."

..................................................

28.Ekim.2002
Tümerlerin Evi
16:47


Angela'nın görümcesi : Aman evlenmek de zor iş. Sahi Ayda sen evliliğe nasıl bakıyorsun?

Ayda: Bakmıyorum.

Angela'nın görümcesi: Aa nasıl yani? Yaşın kaç senin?

Ayda: *sıkıntıyla içini çekerek* 25.

Angela'nın görümcesi: Daha erken tabii.

Nyx (gölgelerin arasından) : Bu kadının derdi ne? Evde kalma sendromundan bize ne ki?

Angela'nın görümcesi: Demek ki yalnız kalacaksın. Şimdi değil elbette ama bir 25 sene sonra herkes torun torba severken sen yalnız olacaksın.

Ayda: Herkes torun torba severken ben daha ilgileneceğim çok şey olduğunu düşünmekte olacağım.

Angela'nın görümcesi: (ağzı bir karış açık) ne gibi?

Angela: What's she saying?

Ayda: Bir yeraltı mağarası, deniz dibinde bir batık, dünyanın 7 harikasından geriye son kalanlar, herhangi bir dağın zirvesinden bakmak, arkeolojik bir kazıya katılmak, web design'ında ilerlemek, dj'liğe adım atmak ve daha pek çok şey...

Angela: What are you saying?

Angela'nın görümcesi : !!!!????? hııı.... ('bu kız kesin manyak angela'yı bundan uzak tutmalıyız' bakışıyla annesine dönerek) ee anne ibrahim niye bişey takmamış?

Angela'nın kaynanası: dur daha oraya gelmedi... (ayağa fırlayıp dev ekranın içine düşerek) ... haa bak bak takmış işte ben söylediydim zaten... ibrahim öyle böbürlenmez şunu taktım bunu taktım diye..

Angela'nın görümcesi: biz o kadar şey taktık valla kızın arkadaşları ne takmış? Angela... what's your friends.... hang you at the wedding?

..................................................

"majör bir hayata düşen minör melodiler dinliyorsun. Barajın kapaklarını açabilirsin ama yıkılmasına izin veremezsin"

tek istediğim biraz nefes almak.. bu gözyaşlarından sıkıldım artık...

"o halde durdur artık"

..................................................

29.Ekim.2002
Yatak Odası
10:13


"seni böyle görmek istemiyorum"

elimde değil baba.

"sana söylemediğim şeyler var. biliyorsun ki ben en iyi haberleri hep en sona saklarım" (kızının yüzünü avuçlarının arasına alır)

*hüzünle gülümser*

"Sana ne söz verdim? ne söyledim? hm?"

*iç çeker*

"ama seni böyle durgun gördüğümde bana inanmadığını düşünüyorum"

Sana inanıyorum baba. inanmadığım, sürekli tekrarlanan bu döngüyü kabul etmeyip boşu boşuna umutlanmak.

..................................................


hiç bitmeyecek değil mi? bana doğruyu söyle... hiç bitmeyecek !!

"bitecek...ve sen bugün bunları kendine yaşattığın için pişman olacaksın."

*odada göz gezdirerek* bittiğinde ne var ne yoksa atmak istiyorum.

"nasıl istersen. yine de yerinde olsam birkaç parçayı saklardım. öğrendiklerini hatırlamak adına."

öğrendiklerimi asla unutamam, Nyx.. bunun için hatıraya ihtiyacım yok. *yatakta doğrulur ve ellerini kavuşturur* izleri hangi yaşamı yaşarsam yaşayayım benimle.

"ulu ağaçların gövdelerindeki halkalar diğerlerinden daima daha fazladır"

*gülümser* haklısın.... *iki bina arasından görünen denize bakarak* çarşaflar insanı gerçeklerden koruyamıyor.

:: river tears weekend :: Pazartesi, Ekim 28

Starring:

Iynx

En'ler (ie Highlights) :

* Amcanın mani krizine yakalanış (başlangıç: cumartesi 20küsurat -- > bitiş: pazar ???)

* Almora'nın kaset galasına iki davetiyeye sahipken...

* Will I ever be free? / Have I crossed the line?
(This is not enough)

* I broke everything new again / Everything that I'd owned
(Then it fell apart .. like it always does)
* How long must you wait for it? / how long must you pay for it?
(I was lost)
* You can't deny how I feel / and you can't decide for me
(mistaken)

* Vital breakup
|| leads
v to
* Vital breakdown

* "Onun yaşadıklarını hiçbirimiz bilemeyiz"

Arka Plan Temaları :

* All The Things She Said - t.A.T.u.
* Extreme Ways - Moby
* In My Place - Coldplay
* Where Is My Mind? - Pixies
* Elysium - Portishead
* Die Another Day - Madonna

:: çizgiromans :: Cumartesi, Ekim 26

24.10.2002
Yatak odası
23:14


(message received)

[Hiç değişmemişsin! Hala sevmek nedir bilmiyorsun]

[Haklısın.]

(message sent)

Öyle mi??

..................................................

25.05.2002

....Huzurun içindeki mutluluğun içindeki huzur....

işte bu yüzden belki de hayatımdaki sessiz anlamıyla onu taşımaktan gurur
duyuyordum... ve hatta korkmaktan da. Evet korkmak dedim. Çünkü bu bana yaşadığımı hissettiriyordu. Hala devam ettiğimi, hala süregeldiğimi farkediyordum korktuğum anlarda.

O da bana şöyle cevap veriyordu "Korkuyorsan bil ki ben de korkuyorum."

Biliyordum bir gün, aynı Tarot kartında buluştuğumuzda
sadece parmaklarımı parmaklarına kitleyecek ve "Haydi gidelim"
diyebilecektim.

Nereye götüreceksen beni yanında gelmeye hazırım.
Hayat bizi nereye götürecekse, arkanda olmaya,
En büyük korkularını göğüslemek için,
Seni korumak için önüne geçmeye hazırım.
Yenildiğimde göğsünde ağlamaya,
Üşüdüğümde sana sığınmaya hazırım.
Yüreğimin içindekileri avcuna uzatmaya,
Kelimeleri olduğu kadar sessizliği paylaşmaya,
Anlatamadığını anlatmaya,
Anladığını dinlemeye,
Öğrendiğimi öğretmeye,
Öğrendiğini öğrenmeye,
Ve yürüdüğümüz yol bizi her nereye götürecekse,
Sorgulamadan, sormadan, sonuna dek,
Yürümeye,
Hazırım.

Oysa şimdi sadece en parlak düşlerimin parçası, ait olduğum, taşıdığım,
gurur duyduğum ve hatta belki de,

kimbilir,

Kendimce sevdiğim erkeksin.
Birlikte seveceğimiz güne dek,

Bekle....

..................................................

24.10.2002
Merdivenler
20:36


"You know Bruce Springsteen's Secret Garden?"
Yep.
"it's all about you sweetheart..."

.She'll lead you down a path
..There'll be tenderness in the air
...She'll let you come just far enough
....So you know she's really there
.....She'll look at you and smile
......And her eyes will say
.......She's got a secret garden

........Where everything you want
.........Where everything you need
..........Will always stay a million miles away.

..................................................

24.10.2002
Yatak odası
23:35


"İyi misin?"

İyiyim.

"Emin misin?"

Elbette *gülümser*.

(message received)

[Özür dilerim Ayda]

[Dileme. Sadece hoşça kal.]

(message sent)

"Bitti mi?"

*ışığı söndürür* çoktan.. bu, bitmesi için değil başlamaması içindi.

:: güç :: Perşembe, Ekim 24

Kalkmak hiç bu kadar zor olmamıştı
Hiç bu kadar ağır değildi,
Bu kadar...
Yalnız.
Umursamaz.
Keşke derdim bu olsaydı.
Oysa derdim :

.I’m gonna wake up, yes and no
..I’m gonna kiss some part of
...I’m gonna keep this secret
....I’m gonna close my body...
.....For every sin I’ll have to pay
......I’ve come to work, I’ve come to play
.......I think I’ll find another way
......It’s not my time to go
.....I’m gonna avoid the cliché
....I’m gonna suspend my senses
...I’m gonna delay my pressure
..I’m gonna close my body now
.I guess I’ll die another day (13:05)

Bu kadın nasıl oluyor da hep benim söyleyemediklerimi söylüyor?
Herşeyin bir "daha"sı olmasa...
Kaf dağının ardında ne var?
Simurg mu? Anka mı?
Ritmo Latino kupası hala duruyor başucumda. İçinde çıkartmasıyla.
Dün gece Johnny'mle koyu bir sohbete daldık yatakta.
Ben anlattım o dinledi.
Uzun uzun anlattım hem de.
Lafımın bir yerinde karşımdakinin kendi versiyonuna başlama kaygısı taşımadan.

(Daha ben cümlemi bitirmedim ki...
Anlatacak çok şey...im var...dı.
Yaa demek öyle ha vah vah.
-Nasıl oluyor da bir anda konu benken karşı taraf oluveriyor?-
Peki sen ona ne dedin? Sonra ne yaptın?)

Dinledi beni.
Hiç yorum yapmadan. (Bilmiş geçinenleri dinlemekten nefret ediyorum)
Hep de gülümsedi üstelik.
Sonra minik göğsüne alnımı dayadım.
Bir patiği yanağımın üzerinde
Uykuya daldık birlikte
Koruyucu meleğimle.

Yine akşam...
Bu gece uzun zamandır dinlemediğim bir şarkıyı alacağım yanıma
Kandil alevimle birlikte.
Telefon kapalı.
Charon'un ve Solara'nın terk-i diyar'larıyla Angela'nın dönüşü denk gelecek.
Öksürmekten sesim kısıldı.

Vazgeçmeyeceğim !
Bir masalı yaşayacağım bunca trajediye inat.
Döktüğüm her gözyaşına inat !
Bu gece, önce,
Terasa çıkıp yumruğumu gökyüzüne kaldırıp
Scarlett'ın meşhur sözlerini tekrarlayacağım :

"As God as my witness. As God as my witness they're not going to lick me. I'm going to live through this and when it's all over I'll never be hungry again nor any of my folk. If I have to lie, steal, cheat or kill as God as my witness I'll never be hungry again."

("Tanrı şahidim olsun! Tanrı şahidim olsun ki beni yıkamayacaklar! Bunun da üstesinden geleceğim ve herşey bittiğinde bir daha ben de yakınlarımdan biri de asla aç kalmayacak! Yalan söylemem, çalmam, aldatmam ya da öldürmem gerekse bile Tanrı şahidim olsun ki bir daha asla aç kalmayacağım!")


"Geriye dönüş diye birşey yoktur. Dünyayı tanımak istiyorsan hep ileri gideceksin."
* Hermann Hesse "Flütlerin Düşü"nden *

([ e x t r é m i t é ])

:: aşıklar tarotu :: Pazartesi, Ekim 21

Bir sabah,
Tarifsiz bir umutla düşer sekiz değnek yüreklere.
Apansız sızıveren bu "şey"in heyecanına bulanmışcasına,
Telaşlıdır akreple yelkovan.
Kupanın ikilisine kurulmuştur bir kez tesadüfün saatleri.
Kaderin geri dönülemez çarkları,
Azizenin bilgelik kitabından bir şiirle başlar dönmeye.
Bulutların arasından bir el uzattığında kupanın ası
Meleklerin şarkıları baharı taşır,
Yeni doğan aşıkların ruhlarına.
Evrenin yedi kupası armağandır onlara.
Yaşam suyunun yanıbaşında bekleyen Hermes,
Dengenin kadehleriyle kutsar körpe bedenlerini.
Paranın altılısıyla ne kadar -ben- varsa -biz- olur.
Evren bir tek bu duyguyla susar,
Alacakaranlık, Ayın ilk ışıklarına gebe kalana dek.
Dokuz değnekli falaka anıları canlanır önce.
Ne zaman ki beş değnek savaşlarıyla denge'nin kadehleri tuz buz olur,
Kılıç prensi kılıcını çeker doğuda.
Kudüs'ün kuleleri ardında güneş batarken,
Ölümün nal sesleri duyulur ufuktan.

Dört kupa aşıklardan birine
Dört kupa aşıklardan diğerine...

Ve meleklerin şarkıları kışı taşır.
Kaderin geri dönülemez çarkları,
Kupanın beşlisine kurulur bu defa.
Bir saat sonrası altıyı vurduğunda
Aynı düzlemdedir akreple yelkovan,
Ayrı yerlerde olsalar da...
Uykular bölünür dokuz kılıçla
Yaşlar adanırken ötekinin adına,
Özlemler birikir gece yolculuklarında.

Ve bir sabah,
Tarifsiz bir umutla parıldar dokuz para yüreklerde.
Apansız sızıveren bu "şey"in heyecanına bulanmışcasına
Telaşlıdır saatler.
Son kez kurulduğunda üç altın parayla.
Güneşle yıkanır aşıkların örselenmiş bedenleri yeniden.
Üç kupa kalkarken şereflerine,
Gülümserler birbirlerine
Dünyayı elele keşfetmeden önce...


: Index :

-şiirdeki sıralarıyla-

* Değnek sekizlisi : Yakında bir şeylerin olacağını hissetmek, havada kokusu olmak.
* Kupa ikilisi : Birbirine doğru gitmek, karşılaşmak, aşık olmak.
* Kader çarkı : Kaderin oyunu olan deneyimler, beklenmedik değişiklikler.
* Azize : Karşılıklı anlayış, iki kişinin ruhsal yakınlığı.
* Kupa ası : En yüksek mutluluğa, uyuma ve bütünlüğe erişme şansı.
* Aşıklar : Büyük sevgi ve sadakat, bir şeyi tüm kalbiyle onaylama.
* Kupa yedilisi : Aşkın toz pembe gözlükleri, aşk sarhoşluğu.
* Denge : Uyum, sevgi dolu bağlılık.
* Para altılısı : Karşılıklı yardımlaşma, birbirine destek olma.
* Ay : Güvensizlik, korku, belirsizlik, yerine gelmeyen özlemler.
* Değnek dokuzlusu : Geçmiş deneyimler yüzünden "sütten ağzı yanıp yoğurdu üfleyerek yemek", kendini sebepsiz yere tehdit altında hissetmek.
* Değnek beşlisi : Güç çatışması, karşılıklı ölçüşmek, rekabet.
* Kılıç prensi : Bunalım, kavga, gerçekleri açığa çıkaracak bir konuşma fırsatı.
* Ölüm : Bir dönemin sonu.
* Kupa dörtlüsü : Kırgınlık, küskünlük.
* Kupa sekizlisi : (Aşıklar'ın ellerindeki dörder kupanın toplamı) Ayrılık, bağlılığın kopması.
* Kupa beşlisi : Aşk acısı, düş kırıklığı, yalnızlık.
* Kupa altılısı : ("bir saat sonrası") Eski anıları hüzünle anmak, geçmişe bakış, nostalji.
* Kılıç dokuzlusu : Uykusuz geceler, korku, acı, kaygılar, ümitsizlik, vicdan azabı.
* Para dokuzlusu : Sevindirici bir sürpriz, ani düzelme, olumlu değişim.
* Para üçlüsü : Bunalımların üstesinden gelmek, yeni sağlamlık.
* Güneş : Barışma, buzların erimesi.
* Kupa üçlüsü : Büyük mutluluk, sevincini başkalarıyla paylaşmak.
* Dünya : Yaşam boyu sürecek bağlılık, ait olunan yerde olmak, mutlu son.

:: ayda becoming housmate weekend ::

Starring :

Iynx
Mile End

En'ler (ie Highlights) :

* Friends will be Friends - Queen

"Senin için hangisi en doğruysa o olalım."

Peki sence benim için hangisi en doğru?

"Mmm... sanırım... arkadaş olmak."

Pekala. Şu halde arkadaşız.

* It Can't Rain All The Time - Jane Siberry (The Crow Soundtrack)

(eve varıp arka bahçede bir dakika soluklanmak için oturduklarında)

"Yani şöyle düşün kaç kişiyle ev arkadaşı olsam hayatım bir sit-com'dan farksız olur ki?"

Bununla ne demek istedin? *o anda, birden, yağmur yağmaya başlar*

(sırıtarak) "bunu..." (kafasını göğe kaldırıp) "hey sağol mükemmel zamanlama"

* Perfect Day - Lou Reed (Trainspotting Soundtrack)

(Apartmanın önündeki merdivenlerde oturup bahçeye şakır şakır yağan yağmuru, şimşekli gökyüzünü seyrederlerken)

İyi de seninle aynı evde yaşamamızın ne büyük bir komediye yol açacağının farkında mısın? Düşünsene sen eve kız arkadaşını getirmişsin, tam uygun ortam olmuş destur, sağ ayak, o sırada evden içeriye çığlık çığlığa 'bugün ne oldu inanmazsın!' diye bağırarak giren bi hatun olucak.

"Evet ben de yerimden fırlayıp çabuk anlat diycem ve bikaç dakka sonra biz mutluluk dansı yaparken bi kız daha kafesten kaçıcak. Ya sen benim tüm arkadaşlarım tek tek sana aşık olmaya başladıklarında naapıcaksın?"

Bu benim değil senin sorunun ne de olsa hepsi senin omzunda ağlıycaklar *sırıtır*

"Tabii önce ben sinirime hakim olamadan sağ gösterip sol vurmazsam"

A tabii senin kız arkadaşlarının beni, benim erkek arkadaşlarımın seni kıskanma hikayelerine hiç girmeyelim. Kaç kız erkek arkadaşının evine geldiğinde salonda 1.76'lık bi hatunun dondurma yiyip televizyon seyrederken kendisine göz kırpıp "selam hoşgeldin.. ha ahmet bu arada boxer'ların kurumuş yatağının üstüne koydum" demesine "çüş!" olmaz kı?

"Ya senin erkek arkadaşların bi pazar sabahı dal şafak salonda tv seyrederken içeri benim girmeme ve ayakkabılarımı bağlarken sana seslenip 'ayda elini çabuk tut bugün geleneksel pazar koşusu günümüz" diye seslenmeme diklenmez mi?"

Düşünüyorum da...

"Hmm?"

Eğlenceli olabilir.

"Ev-vet !!!"

Du bakalım.

* A nightmare on elm street vs. Poltergeist vs. April Fool's day

"İkincisi hangisiydi ki?"

Hani şu nancy ve ailesi evden taşındıktan sonra zibidi bi tip geliyo ya eve. Hani Fredi'nin okul otobüsünü kaçırdığı bölüm

"Ha şu peri bacası gibi bişeyin tepesinde tutuyo hani"

Hah işte o ikincisi....

"Peki şu üç boyutlu olanda taktığımız gözlük nasıldı?"

Zaten bişey anlaşılmıyodu ki.. bi tek kızı eline silahlardan birini aldığında perdeye doğru tuttuğunda 3 boyutu farkediyodun.

"Bi de şu üç rüya şeytanı üstüne üstüne geliyodu o kadar. aa bi de kukla gibi herifi idare edip damdan attığı sefer çok şıktı"

Üçüncü bölümdeydi o.. hani şu uyku sorunu yaşayan bi avuç sorunlu gencin hastanede tedavi gördüğü bölüm... ama ben en çok 4'le 5'i severdim... Alice'in olduklarını. Bi de 4'ün jenerik şarkısına tapardım.. du bakiim *düşünür ve yavaş yavaş mırıldanmaya başlar* mmm mmmm CAN'T SLEEP TONIGHT 'CAUSE I GOTTA RUN, I GOTTA HIDE / NIGHTMARE, RUNNING FROM THIS NIGHTMARE / I TURN AROUND BUT THERE'S NOONE THERE / YEA, I'M RUNNING, RUNNING FROM THIS NIGHTMARE / RUNNING, RUNNING FROM THIS NIGHTMARE..

* Die Another Day - Madonna ( James Bond - Die Another Day Soundtrack)

"Ayda?"

Evet?

Bundan sonra artık şans senin yüzüne gülecek. Buna inan.

*göz kırpar* Nerden biliyorsun? Yoksa ben 'City of Angels'ın bir versiyonunu mu yaşıyorum da haberim yok? Sen aslında benim koruyucu meleğimsin ama bu kadar sıkınmana gerek yok ne de olsa filmin sonunda öleceğim.

"Mm hayır ama seni çok güzel günlerin beklediğini unutma."

Denerim... *duraksar* Teşekkür ederim. Hem anlayışın hem de arkadaşım olduğun için.

(gülümser) "iyi geceler" (yağan yağmura çıkıp gözden kaybolur)


Arka Plan Temaları :

* Nightmare - Tuesday Knight
* I Want Your Hands On Me - Sinead O'Connor

[ duygularını korkusuzca masaya yatırabilen ve ikili ilişkilerde bencil olmayıp her iki taraf için de en "uygun" olanı bulmaya çabalayan, kısacası kolaya kaçıp drama king/queen'liğe soyunmadan zoru başaranlara empatiyle. ]

*drama king/queen: bilimum gereksiz duygusal sahne yaratmaktan hoşlanan tragedya kahramanı.

:: çorba 3 - muhsin bey ve yavlum mithat :: Cumartesi, Ekim 19

(Çorba 2'den günümüze beraber ve solo şarkılar)

Şimdi !!
Geçmişten bugüne hıçkırık hızı bir yolculukta
En çok yankılanan,
Ve hatta yankısı hiç dinmeyen birkaç cümle
Bana sarfedilen :

1) "Dört mevsimin kadını ; sana yanlış sadece bir kez yapılabilir ancak."
Şık !!
Doğru ("Maalesef") !!
Süslü ("Karadul'un erkeği çiftleşmek için yaklaşırken 'paketlenmiş' bir hediyeyle gelir. Buna rağmen sokulup ölme ihtimali %50'dir ne de olsa") !!

2) "Hangisi sensin?"
Berbat !!
Acizane ("John Gray çok yanılıyor aslında.") !!
Tiksinç !! ("Çok renkli olmak anlaşılmaz olmaya eşdeğer değildir.")
Sığ !!

3) "Peki ya ben....?"
Yorumsuz..............

Bu bilgilerin ışığında,
Dün gece,
Bu hasta halimle,
"Kafamın içinden geçenleri bir bilsen"le başlayıp
"Bir türlü fırsat vermiyorsun ki söylememe" diye devam ettiğini duyunca
Tüm iyi niyetimle,
Ona ben teklif etmedim mi bir fincan kahveyi?
"Ettin"
Peki o ne yaptı?
"Gelmedi"
Bingo !!
"Aramadı da"
Ah-ha !!!!
"Sonuç?"
Bu turun en zayıf halkası....
"Ah dur bi resim aliim... cheeeezzzz"
Teşekkürler. ("Güle güle")
Arkasından bir şarkı 'uyarlayalım' arkadaşlar..... Son kiii üçç dört :

::: run as fast as you can
to the middle of nowhere
to the middle of your frustrated tears
'cause I swear you're just like a pill
Instead of makin' me better
You keep makin' me ill
You're makin' me ill :::

(Fade out )




- Bi dakka bi dakka




(Rewind)

Evet?
- Bu olayın nesi "mutlu" ki kategorisi "mutlu"?
Ne "mutlu" ki erkek arkadaş aday adayımın bir *biiip* olduğunu tez anlamış olduk.
- Haaaaaa
Yaa.... e hadi son kii üç dört :

::: run as fast as you can
to the middle of nowhere
to the middle of your frustrated tears
'cause I swear you're just like a pill
Instead of makin' me better
You keep makin' me ill
You're makin' me ill :::

(Fade out )

:: çorba 2 - ironi :: Cuma, Ekim 18

******************
Rüyaya eklenmiş huzursuzluk kırıntılarına
Bir fiske börtü böcek ezmesi katılıp
Soğuk, ameliyat masası imgeleriyle
Güzelce çırplır.

Umuda hamile kalmak kolay olsa da
Umudu doğurmak zordur.

******************
Derhal uyanıp bir hamam böceğini,
Bir örümceğin saldırısından kurtardım
Dün gece.
Oysa o bundan pek hoşlanmadı gibi.
Ağla sarıp sarmalanmış, çaresiz, kıpırtısız
Avcumun içinde bekledi öylece
Daha beter bir ölümün gelmesini insan soyundan.
Ya da kimbilir mutlu oldu
Bitmek bilmez, işkenceli bir ölüm yerine
Bir terlik darbesiyle
Hızlı ve acısız son bulma ihtimalinden.
Bense onu bir köşeye koydum anlamsız bir umutla
Kaçıp kurtulmasına dair.
Sabah vurduğunda yoktu.
Besbelli hazıra konmuş bir başkasının midesinde,
Kaçınılmaza yenilmişti.
Avcıyla avlanan !
Yaşamın ağından kurtaracak kimse yokken
Bu diyarda,
Niceleri biri olduğunu sanıp da
Bir diğeri aslında.

:: çorba :: Perşembe, Ekim 17

Nezleyim!
Nez-le! ("hecelemeden geç
gelelim fiil çekimlerine")
Üşüyorum da.
Hasta olmanın tadı yok eskisi gibi.
Babaannemi ("baabaabu") özledim.
O gittiğinden beri hastalandığımda
benim için kaygılanacak,
sonra,
çorba yapacak, ilgi çıtasını yükseltecek,
yorganın altında büzüşüp kendimi sefil bir
.bir ("hmm?")
..bir ("ee?")
...biri ("e yalınlık da iyidir bazı bazı") gibi hissederken yorganı kıvırıp
yatağın kenarına ilişecek
ve benimle tatlı tatlı konuşacak
kimsem kalmadı !
Tamam mı?
Fırk fırk !!
Sinüslerim ağrıyor,
Hocaaaaaaaaaaaam sesimi sonunda burnuma taşıyabildim,
kulaklarınız çınlasın, övünün ("dövünün zira geçici") !!
Yapmıycam hiçbişey.
Ama ağlamayabilirim ("o zaman bişey yapmış olmaz mısın?")
...
Fırk fırk !!
Nedeni var. Açıklaması yok.
("Bitti mi?")
Bitti.

:: bağkopumu :: Salı, Ekim 15

[Karanlıklar Şatosu Toplantı Salonu]


*patlayan flaşlar ve kamera ışıklarının arasında uzun bir masanın arkasında oturan saçlarını at kuyruğu yapmış esmer kız yanındaki adama dönerek birşeyler fısıldar. adam mikrofonu eline alarak konuşmaya başlar lakin açmayı unutmuştur söyledikleri boşa gider. kız başını iki yana sallayarak mikrofonu alır, masanın üzerindeki mikrofon "demeti"nin üzerine koyar ve başıyla bir işaret yapar. kulakları sağır eden bir çınlamanın ardından ortalık yatışmaya başladığında*

Sözcü: Evet arkadaşlar sabırsızlandığınızı biliyoruz ve geciktiğimiz için üzgünüz. Yalnız takdir edersiniz ki Ayda hanım uzun bir gece geçirdi. Şimdi lütfen sessizliği sağlayabilirsek...

Gazeteci1: Ayda hanım gerçekten de Gökben hanım'la 13 yıllık bir geçmişiniz olduğu doğru mu?

Ayda: *içini çekip dirseklerini masaya dayayarak* Evet, doğru.

Gazeteci2: Peki aranızdaki sürtüşmenin temeli neye dayanıyor?

Ayda: Kendi adıma aylar öncesine... beni bunca yıllık dostluğumuza hiç yakışmayacak bir şeyle itham etmesiyle başladı.

"Kelebone" muhabiri: Sizi neyle itham etti?

Ayda: Bu konuda konuşmak istemiyorum.

*salonda uğultular ve mırıldanmalar başlar*

"Sazan sohbeti" sunucusu: Peki bunca yıllık dostluk nasıl bitti?

Ayda: Cuma günü bana attığı bir mesajda hayırsız bir arkadaş olduğumdan ve onu arayıp sormadığımdan yakındı kendisi. Cevap olarak ona kırgın olduğumu ama bunu farketmediğine göre herşeyin yolunda olmasını dilediğimi söyledim. O da bana aynen şu karşılığı gönderdi dün gece *cep telefonunu eline alarak yüzünde ciddi bir ifadeyle birkaç tuşa basar ve sesini yükselterek*

[ Kırgınlık bizim aramızda karşılıklı farkedilmeyen bişey arkadaşım. Asıl kırgın olan bendim, umursamadın. Tıpkı dostluğumuz gibi... Ne diyim canın sağolsun ! ! ]

Gazeteci3: Siz ne cevap verdiniz?

Ayda: *soruyu yönelten kadına dönerek* Birlikte büyüdüğünüz, binlerce anıyı birlikte paylaştığınız, dostluktan öte kardeşliği yaşadığınız, onun ailesi sizin, sizin aileniz onun ikinci ailesi olmuş, en karanlık günlerde birlikte elele ağladığınız, en aydınlık günlerde birlikte güldüğünüz biri sizi dostluğunuzu umursamamakla itham etse siz ne cevap verirdiniz?

Gazeteci3: Şey....muhtemelen...

Ayda: Bugüne dek ilk kez karşılıklı kırıldık. Bu 13 yılda hep kendisi kırıldı gocunmadan yapıştırmak bana düştü. Severek yaptım. Bir kez bunu ondan beklediğimde aldığım karşılık buysa, değil 13 senelik dost babam olsa aynı şeyi yaparım. Hayatımda kabul etmeyeceğim yegane şey yüzsüzce, saygısızca zeytinyağı olan insanlardır ! Hele ki bu insanlar bir de beni hiç tanımamışcasına sözde dramlar, "ben sana onca değer verirken sen..." tarzı teatral anlar yaratmaya kalkışırlarsa söz -tekrar ediyorum kim olursa, ne kadar önemli olursa olsun- o an bitmiştir.

"na siz bu kadarsınız işte! " programı yapımcı yardımcısı: Bu kadar katı olmayın.. hiç mi üzülmediniz?

Ayda: *gözündeki kara gözlükleri çıkartır ve şiş yüzü, gözleri, rengi değişip tekine ağlamaktan kan oturmuş sağ gözü ortaya çıkar* Sanırım cevabınızı aldınız.

Gazeteci4: Hiçbir umut yok mu barışmanız için Ayda hanım? Bakın böyle köprüleri yıkmak kolay değildir. İnsan böyle dostlukları her gün, hele bir yaştan sonra kolay kuramaz.

Ayda: Sosyolojik, psikolojik ya da sosyopsikolojik aydınlanmaya ihtiyacım olursa gerekli mercilerden yardım alırım, teşekkür ederim.

Gazeteci5: Söylentilere göre bu olayın ardından ciddi bir depresyonun eşiğine gelmişsiniz.

Ayda: Depresif olduğum doğru ama abartmaya gerek yok.

Gazeteci6: Diğer dostlarınızı kaybetme paranoyası yaşadığınız dedikodusu var.

Ayda: Geldiğiniz için teşekkür ederim Sağolun, iyi günler iyi çalışmalar.

Sözcü: Evet arkadaşlar bu kadar..... Teşekkürler

Gazeteci7: Gerisayım konusunda babanızın yan çizmeye başladığı doğru mu?
Gazeteci8: İntihar etmeye kalkıştığınız söyleniyor...
Gazeteci9: Deniz Akkaya'nın "Ayda da kimmiş onun bi kisti bile yok" demesi hakkındaki düşünceleriniz?
Gazeteci10: Eski popüleritenizi kaybetmeniz ve babanızla günde 2.5 milyonu paylaşmanız konusunda ne düşünüyorsunuz?
Bodyguard1: Yol aç arkadaşım
Bodyguard2: Evet ... açılalım....
Sözcü: Lütfen arkadaşlar....
Gazeteci11: Tv dizisi "Angel"daki "Cordelia" karakterini kavgalı olduğunuz yapımcı David Greenwalt'ın tamamen sizden esinlerek ve size inat yarattığı doğru mu?
.........

:: wedding (who's john galt?) weekend ::

starring:
Iynx
Charon

also starring:
Squirrel
Meena (master of tones)
Ange
A bunch of Aussies (Sarah, Bree, Shwon etc.)
A bunch of Canadians (Heather, Diana etc.)

Guest Stars:
Grup Almora
Mina

: En'ler (ie Highlights) :

* yaahu.com

* Faerin : Euralia & Ruzz vs. Gould'her & Colette vs. Euralia & Sir Brhe

* "kültür koleji masası"

* Ayda - the wedding translator

* Buyrun Sabri bey'in az önce yaptığı 8 paragraflık konuşmayı çevirin.

* Verev yırtmaçlı siyah elbisenin potlukları üzerine denemeler:

"Bak şimdi şayet kolların önde, şöyle durursan..."

Eh hep böyle duramayacağıma göre.... alternatif olarak sağ kalçam hafif dışarda durup sol bacağımı şöyle atınca...

* Greetaholics Anonymous:
"Say hi to Ayda galz" ........... "Hiiiiiiiiiiiiii Aaaaaydaaaaa"
"Say bye to Ayda galz"......... "Byeeee Aaaaaydaaaa"

* "You also learned English from tv?"

* Ricardo Valentino

* Charon, Iynx, Meena ve Grup Almora (Nevizade --> Tünel)

Dikkat ettin mi adam ne cool kusuyo

"Öyle valla rotasından hiç şaşmadan bulduğu müsait çiçek diplerine öğürüp aynen devam ediyo"

----------------

"Pardon Harry's Jazz Bar nerde biliyo musunuz?"

Hayır ama uzaktan 'biliyor' intibağını verebiliyorsam ne mutlu bana.

* 27 Ekim Almora kaset galası üzerine çeşitlemeler

* Atlas Shrugged vs. Selected Tales of E.A.Poe

* "Who is John Galt?"

* Buffy vs. Angel

* runrunrunrunrun thud!

* Supergirlz mutfakta --- bir lezzet klasiği.

* Charon, Iynx & Squirrel - Mina'nın horultuları eşliğinde çocukluk hatıraları

* yinedezagalasenbiziaslındabizi...

* "Circle of Friends" ardından karanlıkta sürrealite:

---özlemek---


bugün ben münih'e sen londra'ya gitsen...

"olacağını sanmıyorum ki."

her neyse.. olursa seni çok ama çok özleyeceğimi bil.

---dışarısı ve içerisi---


ben dışarıya aitken içeriye girip kapıyı üzerimden kilitlemek zorunda kaldım ve şimdi korkmuyorum dersem yalan olur...

"ben her defasında hem içeriye hem dışarıya adapte olmak zorunda kalıyorum. bu beni çok yoruyor"

---ilişkiler---


bugün benden hayatımın aşkı ile dostlarım arasında bir seçim yapmamı isteseler dostlarımı seçeceğimi biliyorum.

"ben hayatımın aşkını seçerdim. nasıl biri merak ediyorum."

....bunca yıldan sonra öğrendim ki hayatın en güzel anları benim yarattıklarım.. bana ait olanlar... illa ki bir ilişkide sevdiğin insanla paylaştığın çok özel anlar vardır ama hiçbiri bana kendime hediye ettiklerim kadar mutluluk vermiyor.

"insanların devasa ego duvarlarını yıkmak o kadar zor ki bununla uğraşmaya bile değmez"

doğru. aynaya bakıp "evet yeterince cool'um" kararını vererek dışarıya adım atmayı seçen bunca insan varken çabalamak boşuna. belki bir gün dünya değişir ve "bugün yeterince doğalım" diyerek dışarı çıkmak "trendy" olursa ve insanlar "karizma klişesi"nden vazgeçerlerse...kimbilir?

---ölüm---


"yarın öleceğimi bilsem öğlene kadar burger king'deki tüm menüleri dener sonra da toprağa yakın olacağım bir yerde tek başıma olurdum. öyle birilerini arayıp da veda triplerine filan girmeye gerek yok."

hmm... ben aynı şeyi pizza hut'da yapar ardından mutlaka kar olan bir yere giderdim. bir dağ klübesinde etraf karlarla çevriliyken içerde çıtır çıtır yanan bir şöminenin önünde şampanya içerek beklerdim ölümü.

---çocukluk---


"keşke tekrar çocuk olabilsem"

üstelik şimdiki aklımla filan da değil.. düpedüz çocuk olmak isterdim ne yaparsam yapayım "çocuk işte" deyip geçsinler..

"beş buçuk yaşında okula başladığımda çok mutlu olmuştum. düşünsene etrafında zırlayan bir sürü velet varken sen pişmiş kelle gibi sırıtıyosun"

ben zorla anaokuluna yazdırılmamın intikamını kasten altıma kaçırıp kaçırıp sonunda kendimi attırarak almıştım.

---uykudan önce---


"tatlı rüyalar, babey"

sana da canım


Arka Plan Temaları :

Infidelity - Skunk Anansie
Killin' Me Softly - The Fugees
Freeek - George Michael
Don't Think Of Me - Dido
One Sweet Day - Mariah Carey & Boyz 2 Men (Iynx & Charon - Duet)
Give Me You - Mary J. Blige

:: karanlıkta büyük anlar :: Çarşamba, Ekim 9

yinedezagalasenbenizagalamasandazagalazagala..

"Işıldıyorsun"

Nasıl ışıldamam nasıl? Dört senedir ilk kez benim de dünyevi ve hiç bir önemi olmayan bir sorunum var, yaşasın !!!

"Merakıma mucip olmadı değil"

Mucip diyen dillerini yemem mi ben senin? .... ee ... tekrar düşündüm de....

"Benim hala bir sorunum var oysa"

Ahahah inanamıyorum! Sonunda, en sonunda ben de biricik mitolojik bilinçaltı figürümün bir sorununu dinleyip onunla daaaha da* kaynaşma şansımı ikiye, yetmedi üçe, olmadı beşe katlayabileceğim !! Anlat anlat.

"Kısaca bunca yıldır sana direkt sadete gelmeyi öğretemedim"

*yüzündeki gülümseme bir süre donuk kalır ve ardından çevirilerini eline alarak* düğüne giyecek bir elbisem olmadığı gibi bir elbise alacak param da yok.

"Bak sen..."

Babam dün gece elbise için ayırdığım tüm paramı apartman aidatı ve birikmiş boya borcu için verdiğimi görünce beni "sen akıllı bir kızsın bir süs bebeği değilsin ki"den girip "hem çuval giyse yakışır benim kızıma"dan çıktı. Kendimi çok iyi hissediyorum, nyx.

"Sahi mi?"

Evet.. Ne yapalım yani? Ben de düğündeki kotlu yegane kız olarak dikkat çekerim.. altıma en eski yırtık pırtık reebok'larımla, üstüme de şu göbeği açık dar gömleği geçirdim miydi....

"pek bir sivri olacaksın muhakkak"

Hem hepsi yakında son bulacak zaten.. Ama madem ki 4 yıl önce tüm bu zor günlerle babamla yan yana çarpışmayı kabul ettim, herşey bittiğinde onu yüzüstü bıraktığım tek bir an dahi olmasını istemiyorum. Hem benim için bu yaşta bunca çırpınışının karşılığında bir elbise nedir ki?

"Eh ben biraz gururlanayım bari müsaadenle. Senden bunları da duyduğuma göre gözüm arkada kalmaz artık."

Gururlanmadan önce 'phenomena' için 'fenomen'den daha vurucu bir kelime bulur musun?

*daaaha da: Kayra Şenocak'ın Arçelik reklamında Türkan Şoray'a yaptığı "filmlerinizden daha da güzelsiniz" yağlamasındaki tondan araklama.

:: ayna ayna söyle bana :: Pazartesi, Ekim 7

06.Ekim.2002
Saat 10:50
Yemek Odası


Günaydın babaların babası, padişahım, haşmetlum, sultanım, bezirganım.

(esneyerek) "Hayırdır kızım? Oo kahvaltı bile hazır"

Tabi babacım, sen ye güsel güsel ben de o esnada pencerede çekirdek çıtlatırım. Ne biçim tepkiydi o kahvaltı bile hazır tepkisi? Hiç mi hazırlamıyorum sanki?

"Öyle demedim evladım. Hani bu sabah sabah pür neşen çarptı birden."

İyidir iyidir hadi sen git banyoya, ben çayları koyuyorum.

-- bir dizim ardaşık esna'lar sonrası--

*cıvımaktan illa ki vazgeçemeyerek* Babacım şimdi hani biz yılbaşında şeysel adalarına gidecektik ya? Hani ben de ordan münih'e geçecektim..

"Allah Allah ee?"

Düşündüm de hani ayarlayamazsan diyorum Doğu expresinde bi hafta da geçirebiliriz. Tren yolculuğu çekti canım birden.

"Hayırdır kızım Hakkari'ye gitmek istemenin özel bir nedeni var mı?"

Nası yani?

"Doğu ekspresi filan malum..."

Ah şey... eee.... yok onu demedim. uçakla ispanya'ya gideriz ordan bineriz ben münihte inerim sen istanbulda.. hani meşhur... Agata Kristi ve "Doğu Expresinde Cinayet"ine ithafen.. hık mık..

"şimdi düğün cumaya mı?"

Hmm.. Yani baba, bozulmuyorsun değil mi ? Hani önümde bu tür örnekler olduğu sürece bir nebze zor gibi beni everip başından savman da.

(çayından bir yudum alarak) "Yok canım. Asıl evlenmeye niyetlenip, bir günahsızın başını yakarsan o zaman vahim. Böyle iyisin."

Pek şakacısın bu sabah lakin taş yerini buldu artık çok geç. *ekmeğinden bir ısırık alır* Hayır şimdi aşk dediğin şey olursa böyle birşey olmalı. Avustralya'da tanışan bir Türk ve Avustralyalı. Ange'in, Gökçer'le birlikte buraya gelip bir sene birlikte yaşamaya "evet" demesi. Düşünsene tüm hayatını geride bırakabiliyorsun sevdiğin insan için. Bu esnada evlenmeye karar vermeleri ve ardından önümüzdeki sene birlikte Avustralya'ya geri dönüp yaşamlarına devam edecek olmaları... Aşk budur işte. Karşılıklı fedakarlıkla büyüyen, kişiliğinden ödün vermeden de ortak amaçlarla devam eden, güvenle perçinleşen vesaire vesaire...

"Orası öyle."

Şimdi önünde böyle örnekler olunca da seni sevdiğini iddia eden bir adam kalkıp da beşitaştan taksime gelemiyorsa ne yapıyorsun? Güle güle diyorsun. Ondan sonra da bana "iyi ama aydacım sen de.."yle başlayan cümleler kuruyorlar.

"Kim kuruyor?"

Şey kuruyor..... eeee..... şey ..... yani canım işte kuranlar kuruyodur baabında, lafın gelişi. Sonra Ange'in annesi gelirken uçakta çok tatlı genç bir adamla tanışmış. Adam Avustralyalıymış. 3 yıldır internette konuştuğu Norveçli bir kız varmış. Kız evlenip boşanmış, bir de çocuğu varmış. Çocuk için aldığı hediyeleri göstermiş Mrs.Kilkenny'e ve tahmin et en son cebinden ne çıkarmış?

"Ne?"

Bir yüzük... Kıza evlenme teklif edecekmiş ve kabul ederse de Norveç'e yerleşecekmiş zira kız için apar topar Avustralyaya gelmek zor olabilirmiş. Adam bunları düşünmüş uzun uzun ve planlarını yapmış. Mrs. Kilkenny adam çok heyecanlıydı dedi iç geçirerek.

"Güzel anektotlar. Senin hayatına değmeleri de ilginç. Peki bu durumda nasıl bir çıkarım yaptın?"

Şöyle bir çıkarım yaptım. İyi ki hayatımda kimsenin olmasına izin vermiyorum. Çünkü biliyorum ki her insan böylesi bir ilişkiyi, böylesi bir mutluluğu hakediyor. Orta şekerli ilişkilere bulaşmaya hiç gerek yok. Hem kalbe hem akla zarar bu saatten sonra. Olacaksa böyle olsun olmayacaksa hiç olmasın daha iyi.

(gülümser) "Neden bunca zaman yaşadıklarına gül geç dedim sanıyorsun?"

-gölgelerin arasından bir fısıltı yükselir- "neden bunca zamandır yaşadıklarına gül geç dedim sanıyorsun?"

*aynı şekilde gülümser ve uzanıp babasının elini tutarken gözü bir an için köşedeki gölgelerde gezinir* Seni ne kadar çok sevdiğimi daha önce söylemiş miydim?

:: yeni paragraf :: Cumartesi, Ekim 5

*elindeki çantayı yere bırakarak* hey... döndüm işte.....

"boo"

*arkasını döner" ah evet... ben de seni özledim. *başını sallayıp, koltuğa oturur*

"ne yani? hayatından çoktan silinip gitmiş biri için, ruheşin olsa da, kendine eziyet ederken senin için pek mi endişelenir gözükseydim? söylediklerim duyu sisteminden girip sindirim sisteminden çıkıyor galiba."

elbette hayır... şey ben sadece .... her neyse. seni görmek istedim. angela'nın annesi avustralya'dan gelmiş, birazdan buluşacağız.. diğerleri pazar ve pazartesi geliyorlar.. düğün de haftaya bugün. fazla söze gerek var mı?

"hoşgeldin"

hoşbuldum.

:: geri dönüşüm kutusu hikayeleri - 2 ('o'na mektup - ikinci bölüm) :: Cuma, Ekim 4

Dün yıllardan sonra ilk kez biraraya gelişimiz çalındı aklıma kurumuş gözyaşlarının ardından. Geçen yıl bu ay... Birbirimize 2 yıldır sürekli teğet geçtikten sonrası ne olacak diye tedirgindim. Terasa çıkıp, uzun, siyah, deri pardösüme sokulup beklemeye başladım sessizce. Siyah saçlarım rüzgara eşlik ederken kendimi bu kez nasıl bir "şey"in içine attığımı düşünürken buldum. Titrememe rağmen sen gelinceye dek ayrılamadım oradan ve en nihayet geldiğinde, kapının eşiğinde dizlerimin titremesine engel olmak, kesik bir şaşkınlık çığlığı atmamak için ne kadar zorlandığımı bir kez daha hatırladım gülümseyerek.

Nedenini biliyorsun... bu hikayenin büyüsü, bu kadarı, fazlaydı... anlatılacak ne çok şey var aslında anlatıldıkça iyileşen.

tarot seansları, "e biz evlenelim o zaman"la belimi kavrayışın, "senden çok etkilendiğim bir sır değil"lerin, karşılıklı kahvelerimizi yudumlarken 'esas kız'ın arayışı, "sen de gayet iyi biliyorsun ki bu görüntüyle baştan çıkaramayacağın birisi olduğunu sanmıyorum"ların, zayıf takıntın, kolay yaşam tartışmaları, evlilik anıları, bir pizzayı bitirene kadar koca mekanı açık tutturuşumuz, ayrılırken bana sıkı sıkı sarılıp da bırakamayışının akabinde "ya hemen uzaklaşacaktım ya da elinden tutup seni de beraberimde götürecektim"in, fırında yumurta, yağmurda fransız konsolosluğunun önünde iki çocuk gibi sarılsak mı öpüşsek mi elele mi tutuşsak bilemeyişimiz, yürüyüşüme hayranlığın, kedin, F.'nin pis kokan köpeği, en sevdiğim klasik parçanın senin uzun zamandır arayıp da bulamadığın oluşu, beremin esrarengiz parçalanışı, 60 saat, konuştuklarımızı yıllarca evli olanların dahi konuşamayacakları, elbette sevgili özgür (o olmasaydı esas kızın eski evinin her yerine sinmesiyle bu kadar kolay baş edebilir miydim sanıyorsun? her neredeyse ne yapıyorsa daima 'iyi'yle kuşanmasıdır dileğim o güzel insanın), uyuyuşumu seyretmen, bir koltuk üzerinde biriyle bu kadar "karışmışken" bu kadar rahat olunabilmesi ve daha sayısız şey...

bu noktada bir es verip hintli falcının sözlerini hatırlayalım mı? "bu yaşamında eski yaşamlarında çözümlenmemiş bir meseleyle yeniden karşılaşacaksın ancak sen çabaladıkça o daha da düğümlenecek. Değiştiremeyeceğini kabullenmen gerek... bir sonraki yaşamına dek."

değiştiremedim, J. o haklıydı ! doğum günümü fırınlanmış mercimeğin dibinin kazara tutması sorunuyla kolayca esgeçmeni engelleyemedim, esas kız seni her yokladığında bir anda sesinin kesilmesini engelleyemedim, new york'tan istanbula ilk uçağa atladığın gibi yarım saatlik yolu bir kez de "gerçek" için katetmemeni engelleyemedim, istediğim koca bir bahçe değil sadece bir tane gülken onu bile alamayışımdan yara almamı engelleyemedim... daha nicelerini engelleyemediğim gibi.

ve bir kez daha sana yalan söylemedim "karanlıktan aydınlığa birlikte çıkmadıktan sonra aydınlıkta bir biz'den söz edilemez" derken.

kendimi aptal bir brezilya dizisindeki ikinci kadın gibi hissettim uzun süre. esas oğlan ve esas kız arasında esas oğlanı seven bir kadın mutlaka vardır lakin bin küsur bölüm sonunda orada bile hiçbirşey değişmedikten sonra...

tüm bunların nedeni iki gece önce gördüğüm bir rüya üzerine "dürtüklenip" gerçekle yüzleşmek zorunda kalmam. esas oğlan ve esas kız yeniden biraraya gelip mutlu son'a kavuşurlarken diğer kadının sonu ya ölümdür ya tımarhane ya da -şayet yazarlar insaflıysa- başka bir şehirde başka bir yaşam.

benim öykümdeki yazarlar insaflı çıktılar. kendi yaşamımın eşiğindeyim ruheşim. nyx'in bana söylediklerini de unutmamak gerek:

"bazı insanlar, senin gibi, doğuştan büyüyle doğarlar. geçmişindekilerin senden vazgeçemeyişleri, seni tanıyan insanların senden kopamayışları da bu yüzden. büyülü olan sensin ve istediğin an büyüyü yeniden yaşayabilirsin.... şunu da unutma ki şayet 'beyond'un en güzel kadını olmasaydın bu taca asla sahip olamazdın. ben yanında olmasam da geleceğinde elini tutacak olan erkek bir kraliçe'ye sahip olacak bunu sakın unutma ve daha azına da asla razı olma."

..bitme vakti..

bu son satırları yazmak sanırım en zor olan. birazdan taburcu edileceğim. bu sabah "adagio for strings"i dinlerken son kez yağmur bizim için yağdı. bundan sonra sen kendi vazgeçilmezinle, benden çok uzaklardasın. dileğim bir ömür boyu mutluluğundur. umarım seni iyileştirmek "biz"e malolmuşken, şimdi onunla yeniden yaptığın bu başlangıcın sonu - hep isediğin gibi- üç noktalı olur.

böylece tüm yaşanılanların boşuna olmadığı bir kez daha serilir gözümüzün önüne.

yeni yaşamımda ebedi aşk beni bekler. bu yaşamımın son günleri ise nyx'imin.

bir başka yaşamda görüşmek üzere,
ayda

..................................................

"hazır mısınız ayda hanım?"
hazırım.

*canım arkadaşıma, dün gece bana eşlik etmesine izin verdiğim tek insana sevgilerimle*

:: geri dönüşüm kutusu hikayeleri - 2 ('o'na mektup / birinci bölüm) :: Perşembe, Ekim 3

Uzun bir aradan sonra yeniden merhaba,

Şu anda ruhsal hastahanemde herşeyden ve herkesten (hatta kendmden bile) uzağım ve burada bulunuş nedenim bu kez çok farklı. Ruhumda bulunan son açık yaranın kanamaya başlaması üzerine dün apar topar kaldırıldım. Kanamayı durdurdular ama tedavim sürüyor. Bir süre daha burada kalmam gerekiyormuş.

Bunca zaman sonra sana bu mektubu yazmamdaki sebep kendimi kandırmışlığımla yüzleşmemin tedavimin en büyük parçası oluşu. Ve işte buradayım. Artık bu yarayla baş etmeye hazırım. En yalın, en çıplak şekilde sana dair ne var ne yoksa son kez karşıma alıp, sonra da geri dönmek zorundayım. Hayatım beni bekliyor.

Evet. Tacımı devretmek üzereyim artık. Karanlığa hükmün sonu... Bu ve önümüzdeki ay boyunca yaşamımın en büyük sınavını vereceğim. Hayatta kalma savaşı olacak bu. Bunu ne kadar uzun zamandır beklediğimi biliyorsun. Ne kadar uzun zamandır "pause"da olduğumu, ölümle yaşam arasındaki o incecik çizgide düşmemek için ne kadar çok çaba harcadığımı... Bir zamanlar bunu en az benim kadar sen de istiyordun.

Yine bir zamanlar bu sadece benim değil "biz"im hayalimizdi. Oysa uzun zamandır sadece benim ve yaşamımdakilerin umudu.

2 yıl öncesi, bir yıl öncesi ve bugün.. herşey ne kadar da farklı ve bazı yönlerden ne kadar da aynı. sana elimi uzattığım o günü hatırladığımda yüzümdeki buruk gülümsemeyi silmek güç oluyor. keşke o 2 ayı hiç yaşamasaydık. keşke onun üstesinden gelmen için beni kullanmana seve seve izin vermeseydim. belki bugün, en azından hala, birbirimizin yaşamında olurduk. ama buna izin verdim.... çünkü birilerinin buna izin vermesi gerekiyordu iyileşmen için... ve kim bunu bu kadar büyük bir sevgiyle yapabilirdi ki?

'ruhunun LEŞİ'nden başka?

yaşamına değdiğim andan itibaren herşeyin düzeleceğini söylediğimde bana inanmamıştın. ruhunun eşi olduğumu söylediğimde inanmadığın gibi. ama pekala herşey değişmedi mi? sana söylediğim ne varsa bir bir olmadı mı? birlikte olduğumuz her an büyüyü yaratmadık mı seninle? birbirimizden ayrı yerlerde aynı şeyleri düşünüp aynı anda yapmadık mı? aynı anda iyi aynı anda kötü aynı anda mutsuz aynı anda hüzünlü aynı anda mutlu olmadık mı? benim için ilk dileğinin nasıl o an gerçekleştiğini, senin için dilediğim ne varsa yoktan varolduğunu unuttun mu? beni düşündüğün her an orası, seni düşündüğüm her an burası değil miydi?

ve sana hiç yalan söyledim mi ben?

ortaya çıktım ve seni kaybedeceğimi bile bile sevdim seni. ruhların eşleri ne içindir ki? yıllar yılı seni beklemişken karşıma çıktığında sevmese miydim? iyileşmeni bir köşede beklese miydim? yardıma ihtiyacın varken seni yüzüstü bırakıp gizemli ve uzak kadını oynasaydım ve sen her insanın yapacağı gibi kaçanı kovalasaydın daha da yorulmayacak mıydın? oysa yanına çömeldim... elini tuttum... ve içindeki kadına rağmen gözyaşlarını öptüm tek tek "Adagio for Strings" eşliğinde...

ve böylesine bir "şey"in üzerine kapatmadım mı kalbimi? bundan "daha"sı ancak "biz" olmakla mümkünken...

"biliyorum sen de gideceksin" dedin...

doğru sen toparlanırken benim gitme vaktimdi.. kalamazdım.. sende bana dair hiçbirşey yoktu ayağa kalkarken... elimi tutarken bırakıverdin birden sadece dost olabileceğimizi söyleyerek.

gülümsedim.... iyileştiğin için.... ve zamanımın geldiği için.... sana hiç yalan söyleyemezdim ya hani.... ve gittim... senin "dostun olamayacağım" için hiç... bir parodiye teslim olmak "ruheşleri"ne yakışır mı? ben onlar gibi senin sevgini "dilenmedim". benden vazgeçtiğin anda bana düşeni yaptım yalnızca.

hem zaten kalmam için ne yaptın ki?

* "o olmamı ister miydin?"
evet
"o halde olacağım"

** "çok sevileceksin... hem de çok inan bana... sadece sabret, içimdeki bu zehirden kurtuluncaya dek sabret"
sabrediyorum merak etme. burdayım ve sen istedğin sürece de yanında olacağım.

*** "seni seviyorum"
sözler altları doldurulmadığı sürece havada asılı kalmaya mahkumdurlar

**** "...üstelik sonbaharda başlayan aşklar bitmezmiş"

***** dışarda tam bizim havamız var.

****** bu üç günün sonunda tek istediğim geri dönerken yağmur yağması.. (ve elimi tuttuğun an yağmur başladı)

******* güneş doğuyor
"gerçekten de... bütün gece konuştuğumuza inanamıyorum"

******** "yanımda olduğun ve beni sevdiğin için..." sadece bir kez, o da muhtemelen yanlışlıkla, syl/kyra.

********* maybe not from the sources you have poured yours
maybe not from the directions you are staring at
twist your head around, it's all around you
all is full of love, all around you
all is full of love (you just ain't receiving)
all is full of love (your phone's off the hook)
all is full of love (your doors are all shut) ...

********* "seni bırakıp gitmemeliydim"
önemli değil gitmeni ben istedim
"biliyor musun? biz onunla hiç böyle anları paylaşmadık"
anlıyorum..

*********** "yanımdayken uyuyacaksın söz veriyorum. hiç kabus görmeyeceksin ve ben bunun için elimden ne geliyorsa yapacağım."

çok canım yanıyor....
çok ....

[kanama başladı doktor]

*tbc*

:: çevirimdışı 'kendime mektuplar'dan :: Çarşamba, Ekim 2

*Ekim 2001 ve 2002'ye ithafen*

Sevgili Nyx,

bir gerisayımdan bahsederken dışım nasır
tuttuysa da içim rahat. ruhdışına son seyahatimde
bol bol çalışveriş yaptım. geçen sene bu zamanların kabuk
bağlamış cerahatlerini ayıklarken kusa kusa bir hal oldum.
fabuloso içtim fayda etmedi. zehirlendim ama doktorlara
mis gibi koktum. bu şekil bir genetik donanımı peydahlayabildiği
için annemi takdir etmişler, babam söyledi. bunda da pek
muvaffak olamamışım anlayacağın. "başarım" (iyelik ekine dikkat)
başkasına mal edildi. ben de kendimi havalandırmaya
karar verdim, ara verdim, ar verdim...
seni özledim. yanımda olsaydın..... her ne kadar
bundan böyle sesin iyiden iyiye kısılacak olsa da.... yine de
döner dönmez ilk iş beraber geçireceğimiz son ayın
planını yapacağız, söz!

Sonuç itibariyle kendimi yaşama "kat'i suretle ara sıcak"
yerine koydurmadığım için mes'udum. aldığım ilaçların yan etkisi
"bol acılı,şarkılı türkülü,ayrılıp,barışmalı" ilişkiye boyun eğmeyip
'yalnızım ama nedeni var' sendromu'na yol açsa da...
kuzey doğu yönünden orta kuvvette esen
mazhar alanson'dan "ah bu ben" ve "yapma" suretiyle irtifam,
"yerle gök arasında bir yer".

iyileşme ihtimalim yüzde yüzmüş. kendime taburcu oluşumla
seni kaybedişim aynı ana denk gelecek biliyorum ama
şunu asla unutma. nerde olursam olayım, üç koskoca yıl boyunca
ağlayacak omuzum, neşe kaynağım, ayakta durabilme
sebebim, literatürde bulunmayan sıfatları içeren güçlükler
yüzüme bir bir çarpılırken suni teneffüsüm, kısacası ve uzuncası
"herşeyim" olduğun gerçeğini hiçbirşey değiştiremez.

ve beni bana hazırlarken
bana beni sevmeyi öğrettiğin gerçeğini..

"ben"im benim !

çok yakında son kez "bir olmak" üzere,
Ayda

:: yüzleşme ('çekici kadın üçlemesi'nden) :: Salı, Ekim 1

Kaç parçadan oluştuğu bilinmeyen bir puzzle'ın orta yerinde bir şekil
çıkarmak.. Henüz kenarlarını tamamlamadan.. Ve sonra görmek parçalardan
birinin aslında oraya ait olmayabileceğini.. Tam da bu yüzden sessizliğe
yeniden, tekrar tekrar hatta belki de daima çarpıvermek.. Sonra düşünmek
hatalı olup olmadığını.. Bazı olası senaryolar türetip alt dudağını
suçluymuşçasına ısırmak..

İç çekip yaptığın işe geri döndükten çok değil beş dakika sonra yeni bir
ihtimali göz önünde bulundurmak.. Ardından omuz silkmek ve bir şarkı
mırıldanmaya başlamak..

Aniden içine bir kurt düşüp numarada yanlışlık yapmış olabileceğini tahmin
edip, muhtemelen yirmiküsuruncu kez kontrol etmek.. Ve hiçbir yanlışlık
olmadığını bir kez daha görüp, karın boşluğundaki ezikliği duyumsamak..

Umuttan, beklentiden ya da korkudan değil..
Sadece ve sadece içinde bulunduğun durumun ironisinden..

O sırada kulağının çınlamasından batıl bir inanca savrulmak.. Sonra yeniden
süregelen sessizlikte tekbaşınalığınla yüzleşmek..

Vazgeçmek ve uyumaya hazırlanmak..
Vazgeçmek ve bir sigara yakmak..

Geçmişten gelen acıların sinsi kahkahalarının beynine sızıvermesine engel
olmaya çalışmak.. Bu yüzden zamanı ileri sarmak kendince ve tebeşirlerini
eline almak.. Tuhaf bir hüzünle monoton pastel tonlara karışmış anlamsız bir
kırgınlığı karalayıvermek.. Akabinde bu resimden, imgeden, düşünceden, adı
her ne iseden rahatsız olup bir kenara atmak ve üstündeki tebeşir tozlarını
silkeleyip ana geri dönmek..

Döndüğün anda kalmaya çalışmak.. Cevabını asla tahmin edemeyeceğin "Neden"
soruları sormak.. Soruları susturmak için okuduğun romandan birkaç bölüm
geçmek ve kendini baş kadın karakterin yerine koymak.. Sonra baş kadın
karakterin yaşadıklarına, bir gerilim romanı olmasına rağmen, gıpta edip
kelimenin tam anlamıyla absürd bir duruma düşmek..

Yanılmamış olmayı dilemek ama bunun alt tarafı bir dilek olduğunu görüp
boyası dökülmüş duvarlarlara (yukarda bahsi geçen tek başınalığa ilaveten)
yüzleşmek.. Bir sürü şarkı arasında gidip gelmek..

..ve en sonunda tek yapabileceğinin kelimelere döküş terapisine başvurmaktan
ibaret olduğunu düşünüp bu satırları dökmek..

İşte unutulmuş bir gece tüm yaşadığım bunlardan ibaretti..