<body><iframe src="http://www.blogger.com/navbar.g?targetBlogID=9127430&amp;blogName=GECEN%C4%B0N+G%C3%9CNL%C3%9C%C4%9E%C3%9C&amp;publishMode=PUBLISH_MODE_BLOGSPOT&amp;navbarType=BLACK&amp;layoutType=CLASSIC&amp;homepageUrl=http%3A%2F%2Fiynx.blogspot.com%2F&amp;searchRoot=http%3A%2F%2Fiynx.blogspot.com%2Fsearch" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no" frameborder="0" height="30px" width="100%" id="navbar-iframe" title="Blogger Navigation and Search"></iframe> <div id="space-for-ie"></div>

:: porselen bebek :: Cuma, Ağustos 30

Kal(k)amıyor. Yapamıyor. Nefes alamıyor
bu kaidenin üzerinde. Kim koydu onu buraya?
Kim dökecek akamayan sözyaşlarını yerine, sorarım.
İyelik ekleri hangi dünde kayboldular? Hangi
yüreksiz deneyimde kaybetti? Oysa yıldızları cennetin
tabanındaki deliklerden sızan ışıklar sandığı günler
ellerinden kayarken buldu kendini burada. Seyrederken
insanlığı bulunduğu yerden canı acımaz mı sanılır?
Yaşamı buruk, gözleri donuk ruhu gözlemciyse acıyacak bir kalbinin
olmadığını kim çıkardı? Kim yerine bir başkasını yaşatırken
onun sevmeyi bilmediğimi söyledi? Kapılar kapanmaz diyemedikçe o,
duvarlar yükselmeyi sürdürdü. Karanlık demek yalnızlık demek değildir !!
Gece duyguları katletmemiştir hiç !! Şayet sessizliği ağırsa
bilinmeli ki o, bu ağırlığı bir hayat boyu taşıdı. Siz yine de,
hep yaptığınız gibi, sakın dokunmaya kalkmayın ona, zira
ya ısırır
ya kırılır...

..................................................

28.Ağustos.2002
Saat 23:17
Teras


:: Ayda's Prayer For 'The One' ::

O Silence !!
Take me to eternity
To endless salvation from misery ; undenied, bondless and free..
As I stand as enslaved as I could be.
Grant me the most precious tranquility in this nothingness
That enwraps my sorrow free. Only thus,
Shall I be led into to the arms of 'the one',
Whomever/wherever he be.
I submit myself to his enchainment.
His neverending, his being a state of the art
Being my moonshine amongst the darkest void.
Let him find my darkness,
Wipe my bloodshed eyes with his kisses.
Let him be innocent and I'll possess the guilt,
Let him live and I'll be his shield,
Let him come so light that I cannot hear.
And let us be together,
My hopes and his dreams entwined,
Until the very ends of time...
Amen.

:: geri dönüşüm kutusu hikayeleri - 1 :: Perşembe, Ağustos 29

27.Ağustos.2002
22:35
Yatak Odası


"Pekala anlat bakalım neler oldu, neler bitti."

Neler bitti kesinlikle daha doğru bir tabir, Nyx *yatağın üzerine bağdaş kurup, çay fincanını avuçlarının arasına alarak* Ya da daha doğrusu zaten olacağını çoktan öngördüğüm biçimde gelişti herşey.

"Başla.."

"Pekala dün çevirimi göndermek üzere Aziz Amca'ya uğradım. Gitmişken içimden bir ses dürttü beni.. Bilirsin bu tarifsiz dürtü daima görmen gerekenleri görmemde bana yardımcı olmuştur... ve online oldum."

"Devam et...."

*çayından bir yudum alıp içini çeker* Onu nette görmek sürprizdi elbette. Uzatmaya gerek yok, kısaca bana Türkiye'ye döndüğünü söyledi... daha önce bildirdiği tarihten önce... İlk başta hiçbirşey söylemedim. Oyun devam ediyordu... Sonra konuşmanın şekli birden değişiverdi...."

..................................................

27.Ağustos.2002
Saat 14:20
Online


"Çıktım... Diyeceğin bişey var mı?"

Yok.. Bye...

"Bu arada telefonunu silmişim .. Tekrar versene.."

Sildiğine göre tekrarlamak gereksiz... Hoşçakal...

"Demek döndük böyle oldu. Giderayak kafamı bozma" <--- (Gaflet #1)

Beni sorgulamadan önce çuvaldızı kendine batırsan makbule geçerdi. Bye (üçüncü kez)

"Ne bu asabiyet? Regli misin nesin?" <--- (Gaflet #2)

..................................................

27.Ağustos.2002
22:40
Yatak Odası


....ardından onun bir yalancı olduğunu, asla Amerika'da olmadığını, tüm emaillerinin Türkiye ID'li olduğunu, Türkiye'ye döndüğünde nete girmeyeceği için bana SMS atacağını söylediğini ama şu tesadüfe bak ki telefonumun her nasıl olduysa silindiğini ve üstüne üstlük döndüğü ilk gün online oluverdiğini sıraladım...

"Tipik dişi bir tepkiye tipik erkek bir tepki verdi değil mi?"

O kadarıyla yetinmedi.... Daha da ileri gidip bana hakaret etti... *başını iki yana sallar, gülümser ve çayından bir yudum daha alır*

"Oh-ho... sen ne yaptın?"

Netten çıkıp gittim... Bu tür şeylere cevap vermeye tenezzül etmemeyi öğreneli çok oldu... Sessizlik benim en büyük cevabımdır.

"Bir noktada haksız da sayılmaz... bir insanı yalancılıkla suçluyorsun."

Haksız olduğunu söylemedim dikkat edersen... Davranış biçimiydi yanlış olan... Bir erkek ne kadar kızgın olursa olursa olsun bir kadına testesteron yüklü tepkiler vermeyi seçmemeli..

"Şu halde kendini onun yerine koy, Ayda. Biri seni bu şekilde itham etseydi sen nasıl tepki verirdin?"

Kızardım... Ama bu insan web sitemi tihaf ettiğim ve ona "sen ne düşünürsen düşün ama seni seviyorum" dediğim insan olsaydı büzük yemezdi anlıyor musun? Onu kaybetmekten korkardı bir yanım (tabii tüm bunlar gerçekten hissedilmiyorsa ve amaç yalnızca altyapı kurma çalışmalarında göz boyamaksa iş değişir, bilmem anlatabiliyor muyum). Ah evet ne yapardım? Uçak biletimi alır, karşısına çıkar, suratına fırlatır ve o noktada geri adım atmazsa sinirimi kusup çeker giderdim...

"Bu tür durumlarda hep daha mantıklı bir davranış vardır. Ama insanlar o anda bunu düşünmezler... sadece anlık tepkilerine bırakırlar kendilerini."

Bu geri dönülemez sonuçlar doğursa bile mi, Nyx?

"Evet."

*çayından bir yudum daha alarak* Yazık şu durumda.... bu hikaye de böylece bitti.

"Sıradaki nedir?"

*sinsice gülümser* Sıradakiler demek istiyorsun.... *göz kırpar*

:: ney-i bezm-i gamem ey ah ne bulsan yele ver :: Pazartesi, Ağustos 26

"Nası yani?"

Nesi var Allah Allah..

"İyi de neden diyorum"

Demekle olsaydı...

"Demiyorum şu halde"

İçimi afakanlar kasmıştır*... Hah buyrun aman el ele tutuşun, eksik kalmayın.

"Kim?"

İşte o ve o..

"Hani dün gece hık mık.."

Dehşetcenap! Bu kadar gülmemiş ve hiç bu kadar delik deşik edilmemiştim... Pes diyesim geldi ve dedim de.

"İyi olmuş"

İki eski dost ve kız kıza eğlence daha ne?

"Şamda kayısı"

Peki şimdi bu 8 ay sonra* nerden esti de aramış ki beni? Hani diyorum...

"Buluşup, görüşüp, koklaşıp, samanlığı seyran etme arzusu mudur nedir?"

Ama ama *dudaklarını büzerek* ben is-te-mi-yo-rum ki.....

"Aferin hecelemeyi öğrenmişsin"

Sıkıldım artık Nyx n'olur.

"Peki peki bir daha ararsa.."

Sağol.

"Braz uyusan diyordum."

Akşam ola ...

"Sen bil ne diyim?"

Öbür iş n'olcak?

"E aşikar yalanına devam ediyo işte gör göze göze."

Etmesin...

"Sen iyisi mi şu E. ve T.'yi bekle... İçiçe olan, dördüncü yolbaşında duranı hani... Telvede pek yakışıklıydı."

Sen daha geç dalganı... *sniff*.. Bu herif niye -sevgiliye özel- ses tonuyla konuşuyo?

"Sevgilisiyle konuştuğu için olmasın?.. hem bak onyedinci ciddiyim deyişi."

O ciddi olmasın, onlar elele tutuşmasınlar, öbürleri de sarmaş dolaş yürümesinler!

"Eyvah eyvah"

..... Ö f ...... Tamam mı?

"Peki"

*8 ay sonra: Kısa dönem askerlik süresiyle arasındaki benzerlik hiçbirşekilde rastlantısal değil bilakis ayan beyan gerçekseldir.
*Afakanlar kasmak: Afakanların basmakla yetinmeyip bastıkları yerlerin altında 20.000 fersah yol almalarından doğan hissi kablel vuku.

:: iki silüet :: Cumartesi, Ağustos 24

Bir başka hikayede
İki "yabancı"ydı yaşayan bu kez
Gece'yi..
Aynı senaryoda farklı kişiydiler sadece.
Rüzgardan çalınan kelimeleri kendilerine bulayıp
Gülen,
Hüzünlenen,
Farklı mevsimlerden gelip
Göğe yakın bir yerde kesişen
İki silüet..
Gece onlar gibilerle doluydu lakin
Onlar sadece kendilerinden meshuldü,
Herkes kadar..
Olan biten aşikardı aslında -onlar da biliyorlardı-
Böylece 10'un yarısından sabahın altısına vurdular birlikte
Gülerek,
Hüzünlenerek,
Farklı mevsimlerden gelip
Göğe yakın bir yerde kesişmiş
İki silüet..
Ay dilekleri dilediler,
Biri olan,
Diğeri susan.
Hani öyle icap etmekteydi ya,
Büyük tüm tesadüfler küçümsendi
Küçük olan ne varsa büyütüldü.
Omuz silkildi,
Yarı umarsız tablolar çizildi,
Gözler boyandı ve akabinde
Korkutuldu boyanmış gözler.
Böylece gün ağardı,
Ağırdı.
Ve gülerek
Ve hüzünlenerek
Göğe yakın bir yerden,
İki silüet,
Ait oldukları farklı mevsimlere dönerek yüzlerini
Bitirdiler sözlerini...


*Dün gecemi paylaşan güzel insana teşekkürlerimle.. tabii duvarı o hale getirmesini ve ayaklarıma gönüllü ilkyardım yaparkenki yorumunu halen esgeçmiyorum.*
:Not: Gecenin başındaki esintiyi bir nebze hafifleten İlkim'e. Susturacak kimse/hiçbirşey bulamadım sevgili dostum. Ne kadar istesem de...

:: diabolique :: Perşembe, Ağustos 22

Sevgili pedergilim sapığım falan falancaoğlu meselesine
el atıp kendisine aynen şunu demiş bulunmuş: "Onu sevme
yavrum zira ben onu Almanya'ya Goethe-Institut Inter Nationes'e göndericem.."
Ba-ba-ba-ba-ba baba!!! Kızına yaşam boyu dil
öğretme misyonunun tacını takıcan ve dahi ben multingual
bi varlığa dönüşücem de ne olacak?
Hem illa extra yabancı dil öğrenmek istesem
Gider bir turisti öperim ! -alexander the small (376)-
Bu okazyonda ne derece yabancı dil öğrenebilitem olduğunu
bilsen şaşarsın babacığım!! Ne yani 35'i devirdiğimde sırça köşkümde
bir gece yarısı yalnız uyanıp astral telefon hattında şu konuşmayı yapsak
daha mi iyi? "Alo? Şey pardon ben babamı şeettiydim.."
"Ehihi...ben Marilyn Monroe... baban burda veriim... beni Kennedy'nin
adamları öldürttü bu arada!"....
O haber eskidi artık be gulüm uzatma da ver pederi!
"Kaç yana... Alouu?"
Baba?!? Seni cins zampara demek Marilyn ha!?
Annem bu işe ne diyeyazmakta aceba?
"Kızım burası özgür bir ortam hem annen James Dean'le
motor yarışına gitti... sadete gel sen!"
E iyi bari ben şey diycektim Lebenshausaufgabe'm geldi naapiim?
"Küvet giderinden atla güzel kızım. Olası timsahlara ve teenage
mutant ninja turtles'a sevgilerimi ilet!"
E peki baba hürmetler annemi görürsen selam söyle..
"Çüüz"
Çüzmüş.. e ben naapcam şimdi bu gece
vakti tek başıma bu ne biçem bir yazgı? Gidip öpüşen balıklarıma
swahili öğretiim bari..
.This is the book I never read
..These are the words I never said
...This is the path I'll never tread
....These are the dreams I'll dream instead
.....This is the joy that's seldom spread
......These are the tears...The tears we shed
.......This is the fear
........This is the dread
.........These are the contents of my head
Yürü be Annie Lenox !! Dünyanın en güzel kadınları sana
bakıp da utansınlar silikonlarından bacım !! Öyle yani... hem
asıl bekaret iki seven insan
birbirinin gözünde yansıdığında kaybolur... Bir erkek o zaman adam
bir kız o zaman kadındır artık...ya... "iyisi mi eşcinsel bir adamla
evlen sen... elini sürmez lakin en azından seni
anlayan birine kocam dersin !"
ihtimal dahili tabi... evet ne vardı kardeş?
"bunlar hep olan şeyler daha bir yenilik
daha bişey yok mu yaw?"
Yok annem! Beğenmediysen kapı orda !
giderken çarp ki gittiğinden emin olayım...
arkaya da ibret-i alem asrın cingılını verdik miydi... :
*egooooos vurulduuum saçıııınaaaaaa* (üstelik accapella)
"eline sağlık pek güzel oldu"
!afiyet olsun!

:: bitimleme :: Salı, Ağustos 20

Sen sevgilim olma ; onlar gibi,
Son'ma beni...
Soy-
ma da...
Yenilme, "insanoğlu korosu"nun atonal polifonisi'ne,
Tekses kal !
Teknefeste,
Yaşanmamış yaşlara inat,
Noktürn
Bir betimlede
Bit benimle.

**********Excerpt from "Rain" by Madonna**********

Waiting is the hardest thing It's strange I feel like I've known you before
I tell myself that if I believe in you And I want to understand you
In the dream of you More and More
With all my heart and all my soul When I'm with you.
That by sheer force of will I feel like a magical child
I will raise you from the ground Everything's strange
And without a sound you'll appear Everything's wild
And surrender to me
To love
***********************************************************

:: gözyaşlarımızı bitti mi sandın? (reprise) ::

-mfö'ye saygıyla-

"Günler günlerin ardında,
Seni unutmak mecburiyetindeyim.
Seni sevmeler cumhuriyetinde,
Gözyaşlarım...
Kafiye olsun diye değil!"


...ve ruh çok uzaklarda bir denizin mavisini çalmaya çalışır usulca... ses çıkarmaktan korkarak bekler surlarını .. "geceleyin bir kuş gördün mü gökyüzünde, cennetin kapıları açılır" derdi babannem ... sözlerini yitirmiş bir melek o artık.... geçmişin başucunda...

"Özleye özleye kavuştuk birbirimize,
Birbirimize vitaminler, moraller verdik,
İçimizdeki şeytanlara zülfikarlarla saldırdık,
Gözyaşlarımızı bitti mi sandın?"


...ve hiçbir yerden ödünç alınamayacak öznel yalnızlığın ayak sesleri yankılanır gizli bahçelerde... ateşböcekleri söner bir bir ... dönüşü olmayan yollara akıtılmaz pişmanlıklar... işin işten geçmesine aldırmamaktır yaşamın kaidesi ... armoniler süregelip elinden tutarlar hüznün ve canlanması kaçınılmaz anıların... gece güne böyle vurur... zamanın izleri böyle yeşerir yüzlerde...

"Günler günlerin ardında,
Seni unutmak mecburiyetindeyim.
Seni sevmeler cumhuriyetinde,
Senin dulluğun, benim kulluğum...
Kafiye olsun diye değil!"


...ve hep birilerinin bir yanı "sensiz"dir... bu yüzdendir "sensiz"lik ya... bir olma çabasının yolu kaçınılmaz tekbaşınalığa çıkar... rüyalar yaşamın örtülü perdeleridir... hayaller de kanar aslında... iç acıları zamanla taşar ocağın altı kısılmazsa... lakin kaç kişi görür ki gerçekten? ... kaç kişi "yaşar ki şiiri"?? ... sevişmeyi her bilen sevmeyi bilemez ki..

"Özleye özleye kavuştuk birbirimize,
Birbirimize vitaminler, moraller verdik,
İçimizdeki şeytanlara zülfikarlarla saldırdık,
Gözyaşlarımızı bitti mi sandın?"


...ve oralarda bir yerlerde hep birileri ağlar... ama 'yalan'a ama 'sahi'ye... ve her günbatımında sayısız öykü dinlenir kapanan kapıların ardında ... her bir ev ışığı bir başka kitaptır, başlıbaşına... bir ölümün ağıtıdır doğum sancısı ... yeni bir hayata yol verilmeden önce duyulur serçelerin şarkısı... sonunda akreple yelkovan 12 saatin ardı biraraya geldiğinde... ötede bir yerde,

..........biri ağlar..........

"Özleye özleye kavuştuk birbirimize,
Birbirimize vitaminler, moraller verdik,
İçimizdeki şeytanlara zülfikarlarla saldırdık,
Gözyaşlarımızı bitti mi sandın?"


..........daima..........

:: bir intiharın antolojisi :: Pazar, Ağustos 18

16.Ağustos.2002
Saat 14:57
Akmerkez


"How did you come up with him being a liar?"

I traced his IP and found out that the mail was not delivered via USA. It belonged to Turkey and Turk Telekom.

"A pity. He really looks like a cute guy."

That's the story with cute guys, Ange... They just *look like* they're cute but they, actually, are not!

..................................................

17.Ağustos.2002
Saat 12:55
Bir Başka Dünya


"Ama ama bak ama... Dur dinle bir dakika...Gitme....Ya lütfen aşkım ya diye tartışan sevgililer geldi aklıma...Delirdim sanırm..."

-gök gürler, yağmur başlar-

Hmm.... Bu çağrışıma yol açan ne olabilir acaba? ve "Gitme" mi??? *kahkaha atar* ...İşte hiç duymadığım bir söz ....

"Sevgilim ben bunu hak edecek ne yaptım söyle lütfen.....Ya lütfen geçmişi düşün hadi aşkım. İlk tanışmamızı...İlk çarmıh, ilk göz yaşı...İlk duruşma...Gözlerinle tanışma... GİTME !! ANLAMASAN DA beni gitme...Başkasını sevemem saçmalama ne olur.Gel de kolaysa içimden seni alsana."

ah... hoş cümleler.... benim hikayem genelde daha farklıdır.. bu tür cümleler sanırım daha çok "vazgeçilmez"ler için kurulmakta... *bakışları yağan yağmura kitlenir*

(birden ciddileşerek) "öyle bir aşk yaşamanın zamanı geldi."

Öyle mi? Meşhur sözüne ne oldu? "Bir insan sizi ne kadar ilgilendirebilir ki?"

(gülümser) seni bundan seviyorum ya.

"bundan"ı açsan diyorum... *ona dönerek*

"Ayda ben birisini cidden sevmek istiyorum.Ama sevmek için değil cidden sevmek. Ayrıca tipsiz de olabilir bu kişi.Yeter ki zeki olsun."

Neden? Hem "tip"li olsun hem zeki.. fena mı olur işte?

"Sen kendinden bahsediyorsun"

*susar ve yeniden yağmuru seyretmeye başlar*

..................................................

Bu kadar yalana ne gerekti? Onca zaman bana tüm bunları açıklamanı beklerken... Layığımızı da bulduk ; Yanyana olup da konuşamamak... Sadece bir baş kaldırışı buluşması gözlerin... Yanık tenin + 'Zippo'nla yaktığın 2 sigara.... Öylece bittik .... Değdi mi söylesene !! ... Oysa iyi olabilirdik.... Oysa nice 'masal'dan birinin ucundan tutabilirdik....'biz' olabilirdik .... Şimdiyse yalnızca sen varsın, ben varım ve aramızda aşılması (k)ayıp kocamış uçurumlar... ağustospatıları sele yenildi önce.... Sonra bir nefeslik duyguların "buz yangınları"... "kanakarışanacı" iskelesinde tutulan nöbetler... hayal kırıklığımla "altın vuruş"... bekliyorum gemiye yenilmiş yunusun karaya vurmasını, yağmur kumları döverken.... bir kuğunun şarkısı eşlik ediyor öteden... ve kalbimin intiharı öncesi bileğimdeki hüzünpaslı prangayı avuçlarıma alıp.... Yürüyorum denize.... vakit içimden zorla almaya çalıştığının durma vaktidir.... Uyan da kurtar hadi ne duruyorsun !!!

:: yalnız bir gece :: Cuma, Ağustos 16

Yalnız Bir Gece'de burkuldu hayalimin
bileği ; Senden ödünç aldığım sana tuzak mayınlı
koylarda. Duru durağı yoktu ömürsüzlüğün,
..................Ölümsüzlük................................
Sessizdi. Cevaplan-a-madık haliyle.
-Miş gibi yaptık sayende.
Kip'ten bir erkek...-malı'ydın sen.. -(e)bilir'din !!
Zamana yenilme sırasıydı. '-yor'ken, -di'li geçme
vaktiydi.
...Bir bitişlik bakış...
Hadi bana yakışmaz "ölüsevicilik", iyi de,
Sen bu kadarlık adam mıydın be ademoğlu !?!

:: bağımsız ruhlar için ilişki öncesi bezelye çorbası :: Perşembe, Ağustos 15

14.Ağustos.2002
Saat 10:14
Cafe'nin Bahçesi


"Anlayamıyorum Ayda" (çayından bir yudum alıp arkasına yaslanır) "Bu hikayedeki detaylar sence de biraz fazla kusursuz değil mi?"

*kızarmış ekmeğine margarin sürerek* Gereğinden fazla sinemaskop hem de *bir ısırık alır ve yavaşça çiğnemeye başlar*

"Soru bir: O halde ne yapacaksın?... Soru iki: Ona inanıyor musun?"

*çayından bir yudum alır* Hayır.... İnanmıyorum *sesini kalınlaştırarak* Ve biliyor musun çok seksisin *başını iki yana sallar ve gülümser* Çok yaşayın Casanova geçinip küf kokusu yüz metreden alınabilenler!

(yüzünü buruşturur) "Şu durumda ilk sorunun cevabını ver. Ne yapacaksın?"

*ekmeğini tabağına koyar* Ona bu oyunu yanlış insanla oynadığını göstereceğim..

"Bazen beni korkutuyorsun biliyor musun?" (tabağına bir parça domates alır)

Neden o? Şu son iki yılda hayatıma onun gibi kaç erkeğin girmeye çalıştığını bilmek istemezdin.

"Doğru onu bilmek istemezdim de...." (çay fincanına uzanırken) "....bunu iddia eden birinin nasıl olup da hala yalnız olduğunu bilmek isterdim."

*dirseklerini masaya dayar ve ellerini kavuşturur* Güzellik salya akıtılacak ve aşık olunup, uğruna dağlar devirilecek bir kavramdır, Sal. Zeka saygı duyulacak bir kavramdır. Ne yazık ki her erkek ikisini de aradığını iddia etse de böyle biriyle karşılaştığında ilk vesaite binip kaçmak ister. Kim blöflerinin ayan beyan görünmesine dayanabilir ki?

"İşte şimdi saçmaladın. Ben hem zeki hem de güzelim ama bu 3 yıldır mutlu bir ilişkim olmasını engellemiyor."

{-gölgeler hafifçe kıpırdar ve sadece bir kişinin duyabileceği bir fısıltı yükselir- "Bu 3 yıl içinde 6 kere ayrıldıklarını ve erkek arkadaşının 4.5 kez onu aldattığını hatırlat istersen. Sonuncusunun yarım kalma nedeni de hedefin çok sarhoş olduğu için sızıp kalmasıydı"}

*gülümser* Elbette canım... Ama istisnalar kaideyi bozmazlar değil mi?

(arkasına yaslanıp fincanını eline alır) "Bence senin sorunun aslında erkeklere gizli bir nefret duyman. Bunu kendine bile itiraf etmediğine eminim. Kızma ama dost acı söylermiş."

Yo neden kızayım ki? *bir sigara yakar* Bu sadece senin görüşün. Saygı duyarım.

"Klişe bir laf. Saygı duyarım ama katılmıyorum."

Aynen öyle zira ne bir feminist ne de bir erkek düşmanıyım. Yalnızca dürüst olmayan her davranışa tepkimi vermekten çekinmem. Hepimizin zayıflıkları var, zaafları var, kendimizden emin olamadığımız anlar var, korkularımız var.... *çayından bir yudum alarak* Özellikle erkeklerin üstlerindeki sosyal giysi gereği daima kendilerinden emin olmak ve zayıflıklarını göstermemek mecburiyetleri düşünülürse.... Elbette geleneksel anlamda hala ilk adımı atmak onlara düşüyor ve bu konuda bocalamaları, ne yapacaklarını bilememeleri de çok normal... Ama karşımdaki kendi yerine bir başkasını oynamaya kalkışırsa, kız olsun erkek olsun, maskesini düşürür, eline verir ve selam verip giderim.

"Amacın bu mu? Bu adamın maskesini düşürmek mi?"

Hayır bu zaman kaybı olur sadece çünkü onun maskesi kabuklaşmış. Kendi de oynadığının gerçek olduğuna inanıyor bir bakıma. Bu yüzden ben de ona maskemle karşılık verdim şimdiye dek.... Asıl bundan sonra gerçek ben'le karşılaşacak.

(kaşlarını çatar) "Bilmece gibi konuşmak zorunda mısın?"

Daha açık olayım şu halde *sigarasının külünü silker* Bana yaklaşım tarzı "Hey bebek taş gibisin ve bu tesadüfler bir mucize" yerine "Ayda senden çok hoşlandım ve yeniden karşılaşmak büyük bir tesadüf. Seni tanımak isterim" olsaydı ona bütün içtenliğimle şans verirdim. O ise bu "kurguyu yaratmayı" seçti.... İşte tam da bu yüzden yalanlarını yutmuş gibi davranıyorum.

"Ah evet şimdi anlıyorum"

*gülerek* Güzel.... En azından yanlış anlamıyorsun... Bilirsin bundan nefret ederim.

(başını sallar) "Ya ararsa?"

Bu zamana dek eğlenen oydu, Sal .... *bakışları uzakta bir noktaya takılır*.... Artık sıra bende....

"Son birşey.. Ya söyledikleri doğruysa? Ya gerçekten o email yanlışlıkla ulaştıysa sana... ve sen gerçekten de onun 2 yıl kadar önce görüp çok etkilendiği o kızsan... Ya tüm bunlar gerçeğin ta kendisiyse?"

*tatlı bir ses tonuyla* Beni buna inandırabilmesi için önce biriyle yüzleştirmesi gerekiyor. Ardından hem güvenimi hem de aşkımı kazanması......O zaman onunla evlenirim ve kavuniçi panjurlu evimizde hayatımızın sonuna dek mutlu mesut yaşarız.... Bir fincan çay daha??

:: 'ruh'umu kaynattım demleniyor :: Çarşamba, Ağustos 14

"Serendipity Sendromu mu diyorsun yani?"

Aynen öyle diyorum.... *çantasını ve anahtarlarını masaya bırakıp kendini sırtüstü yatağa atar* .... Tanrım çok yoruldum.... *yüzünü buruşturur*

"Saçmalama.... Anlatmadan pinekleteceğimi sanıyosan yanılmışsın farkında değilsin"

Pekala pekala....Şimdi durum şu yaklaşık 2 yıl önce beni tesadüfen bugün Ange'le uğradığımız cafe'de görmüş.... *yan döner ve elini yastığın altına sokar* ...

..................................................

13.Ağustos.2002
Saat 14:38
Cafe


"Sana birşey söylemem lazım" *sigarasını yakar*

*gözlerini kısar* Evet?

"Seni ilk gördüğüm günü dün gibi anımsıyorum ben, arkadaşın yanındayken.....Dikkatimi çekti ingilizce muhabeti... Ve senden bahsettim ona bir kaç gün ne hoş hatundu falan diye"

*ellerini göğsünde kavuşturur*

"Bir şey daha" (sigarasından bir nefes alır) "İnan cok seksisin."

Ah... Sağol..... *başını iki yana sallar*

"Bak aşkım" (arkasındaki masaya yaslanır ve gözlerini yüzüne diker) "Bunca şeyden sonra başımıza felaket gelir bundan ötesine gitmesek.! Vallahi trip dill. Çünkü 2 gün rüyalarıma giren o kız. O seksi bulduğum kız. Yanlış bir mail. Aynı semt aynı mekan. Aşk ...dumur." (duraksar) .... "Ne diyorsun bu konuda?"

Birşey diyemiyorum.... *yanlarından bir garson geçerken bir sandalyeye oturur*

(İç çekerek) "Tesadüfler tesadüfler....Söyleyeceğim son bir söz....Gidiyorum dayanamıyorum umarım cesaret edip seni ararım.." (yerinden kalkar.. sadece birkaç nefes aldığı sigarayı küllükte söndürür) "Ama sanmyorum Ayda vallahi bak. Neyse kal sağlıcakla."

*bacak bacak üstüne atar ve arkasına yaslanır* "15 dakika önce beni aramak için cesarete ihtiyacın yoktu.... oysa artık var" *gülümser* "Bu da demek oluyor ki en azından bir aşama kaydetmişiz.... ve beni arayacaksın çünkü bu elinde olmayacak... "

*kaşlarını çatar ve aldırmaz bir tavır takınır* "-biiip- len sende iyice tribe sokuyorsun beni. Hadi bye."

* istifini bozmadan* Bu neydi şimdi? Sadece beni araman için bir neden verdim eline..... Tabii sen bunu hah bunları anlattık hatunun bi tarafı kalktı diye yorumladın...Sana da yaranılmadığı ortada..... bu arada güle güle......

(arkasını döner ve çıkışa doğru ilerler)

*bir süre arkasından bakar ve ardından omuz silkip Ange'in yanına döner*

..................................................

"ve?"

*mırıldanır gibi* Hepsi bu... Göbek adı hezimet.... Tanıştığına memnun oldu... *gözleri kapanır*

"Ayda !!! İki gün önce gizli yerinde dalıp gidiyordun şimdi yatakta pinekleyip seni 2 yıl önce görüp bilfiil beğenmiş bi adamın karşına binbir tesadüf eseri çıktığını söy..... Ay.... Ayd ..... Ayda?... Aydaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa !!!!!!!!!!!! "

mmmmmmmm.... daha sonra Nyx.... *iç çeker ve uykuya dalıp gider*

:: kaç(may)ış ve kakalak'tan teyyare selam söyle o yare :: Pazartesi, Ağustos 12

(ötede bir yerlerden bir martı sesi duyulur, su kuşları kayadan kayaya atlamaya devam ederlerken zayıf bir sigara dumanı göğe yükselir... Alçak duvarın üzerine bağdaş kurmuş genç kız doğan güneşi ve denizin üzerinde oluşturduğu yolu seyretmektedir)

"Seni burda bulacağımı biliyordum"

Ben de senin beni er geç bulacağını biliyordum *gözlerini manzaradan ayırmadan sigarasından bir nefes çeker*

Kötü bir dönem, ha?

Birkaç gündür.... Evet ... Neşemi ve kinayemi kaybetmeme yol açacak kadar kötü olacağını düşünmemiştim. *küçük bir serçe hoplayarak geçer gider, dalgalar bir an alçak kayaları örtüp geri çekilir*

"Pazar sabahı bu kadar erken kalkıp buraya geldiğine göre durum ciddiye benzer."

Burası benim sığınağım, biliyorsun. Kendimle başbaşa kalabildiğim ve bu eşsiz manzarayı seyrederken istediğim kadar dalıp gidebileceğim, kimsenin nerde olduğumu tahmin edemeyeceği bir yer.

"Bunalım takılmak sana yakışmıyor, Ayda. Neden birkaç kişiyi aramıyor, herkes gibi stereotipik bir Pazar günü geçirmek adına girişimlerde bulunmuyorsun?"

*sigaradan son bir nefes alır ve söndürür* Bazı anlar vardır, Nyx.... O anlarda dostların ya da sana yakın olanları aramazsın. Yaşadığın, kimsenin omuzlarına verme lüksünün olmadığı birşeydir. Kendi kendime üstesinden gelmem gerekiyor bunun.

"Ne bu?"

Bilmiyorum... *duvarın üzerine yan uzanır, bir kolunu kırıp, dirseğinin üzerinde başını avcuna dayar ve manzarayı izlemeye devam eder*

"Ben biliyorum... Yardım ister misin?"

Hayır.... Mümkünse öğlene dek burda yalnız kalıp kendimle olmak istiyorum, sevgili Nyx. Ne olduğunu duymaya hazır olduğumda seni çağırırım.

"Nasıl istersen... Ha bu arada sana doğru gelen hayvancığa dikkat et."

*yerinden sıçrar* ha?... ne?..... bu ne ya?!?

"Kakalak"

*gülüp gülmeme arasındaki kararsızlıkta" o ne yahu?

"Hamam böcek'i.. Yolunu şaşırmış bir sürü şaşkını.. Kalksana yerinden!!"

*kalkar ve manzaraya arkasını döner... böcek de az önce uzandığı bölgede durmaya karar verir.* E ne oldu iyi mi oldu şimdi?

"Orda yatsan ve hayvancık sana doğru gelse kesin öldürürdün. Ben onu senden korumaya çalışıyorum seni ondan değil."

*önce gülümser.... ardından kıkırdar... ve en sonunda bir kahkaha atar*

"Eh işe yaradı en azından"

*gülerek* Kesinlikle yaradı....

"İyi bari"

Nyx ....

"Evet?"

Teşekkür ederim.....

"Hadi işine bak.. sonra görüşürüz"

*gölgeler kayarken, kakalak ağır aksak yoluna devam eder.... ve manzara açılıştakine döner*

:: son ağıt :: Pazar, Ağustos 11

10.Ağustos.2001
Saat 23:54
Balkon


Sen...
Sen sabahlara bir çiğ düşümü düşen
Seni düşünmek özgürce ne demek bilir miydin?
En siyah günlerden en beyaz gecelere bir nefes alımıydın...
En çok hangi rengi düşlerdin kimbilir?
Kimler kırmıştı gümüş kalbini, ben gibi,
Ve kimbilir ne değmeyeceklere gözyaşı dökmüştün.
Ne kadar geçmiştik aynı yollardan ayrı zamanlarda?
Belki de aynı yıldıza tutmuştuk dileğimizi, kimbilir..
Köşeden dönüp yüzümün rüzgarkıran'ında son bulan esinti,
Belki senin soluğunu da getirmişti bana...
Mavinin laciverte döndüğü o soğuk ülkede
Sevginin üzerinde sırtüstü yüzen ben oluvermiştim -olmuştu ya-...
Ne sen...
Ne ben...
Birbirimizi bilip ama hiç görmeden aynı rüyada
Uyanıvermiştik belki ayrı odalarda...
Ya da canhıraş yakarırken ayrı uçurum kenarlarında,
Aynı şeye seslenegelmiştik.
Sevgiye aç küçük çocuğum,
Yaşından büyük koca adamımdın...
Kızamadığım...
Büyüttüğüm...
Gün be gün kendine hazırladığım,
Ve ancak ölüme hediye edebildiğim,
Sessiz sevgilimdin...
Karşılığını istemeden bir nefes alımı bile
Dingin sahilime buyur ettiğimdin.
Dinlen artık..
Sana hediye ettiğim kelimelerle ayrıldın bedeninden.
Yolun açık olsun...
Benim yolumda aydınlanan en güzel erkektin,
Sen....

..................................................

09.Ağustos.2001
Saat 15:17
Arka Bahçe'deki Sesler


"Kesinlikle döneceksin"
Geri dönsem de çok fazla yaram var artık.

"Beni bir kez daha reddetme".....

Nerde doğru yaptık biz?

"Yapamam seni her gördüğümde içim sızlıyor"......
İntikamın 'biz'e mal oldu...

"Bitti mi?"
Çoktan bitti...

"Bu seni son kaybedişim olacak"

..................................................

10.Ağustos.2001
Saat 15:10
Mezarlık'taki Sesler


"Hiçbirşey onu geri getiremez artık. Oğlum senin yüzünden öldü... Bunu başardın, bari cenazesinde huzur ver. Defol burdan!"

.... söylediğini yaptı. Bu beni son kaybedişi oldu .....

..................................................

10.Ağustos.2002
Saat 13:15
Yatak Odası


"Ayda?"

*aceleyle yüzünü siler, eski günlüğünü kapar ve arkasına döner* Efendim, baba?

(elini kızının omzuna koyarak) "Geliyor musun?"

Tabii... *burnunu çekip ayağa kalkar*

"İyi misin?"

Evet baba, iyiyim...

"Çevirin bitti mi?"

Çoktan bitti baba.... *bir an uzaklara daldıktan sonra hafifçe gülümseyerek* Çoktan bitti....

"Ağlıyor muydun sen??" (hafifçe kaşları çatılır)

Sadece geçmişimdeki izlerden birini daha siliyordum.... Hedeflediğim gibi... *çantasını alır* ... Bu yaz bitiminde, en sevdiğim mevsimi yaralarım iyileşmiş karşılayacağım ... *göz kırpar*

(başını sallar) Anlıyorum, güzelim.

*birlikte odadan çıkarlar ve kapı ardlarından kapanır*

:: yalansız bir yağmur ertesi öncesi :: Cumartesi, Ağustos 10

09.Ağustos.2002
Saat 07:48
Yatak Odası


*komodinin üzerindeki saate bakar ve yatağında gerinir* Mmmmmmmm... nerdeyse 8...

"Ne o alışveriş rüyası bitti mi?" *gölgeler kıpırdanır ve yatağın ardında şekillenirler*

Tanrım ne rüyaydı ama... İki düzine elbise giyip çıkarmışımdır herhalde *yaz kış eksik etmediği yorganı bacaklarına dolayarak* gerçek hayatta bile bu kadar alışveriş düşkünü olamam, Nyx.

(fısıldayarak) "Şşş sessiz ol.. daha kimse uyanmadı. Bu geçici huzur kırıntılarını dağıtmayalım."

Pekala...*yavaşça yataktan kalkar, gerinir ve bir önceki geceyi düşünürken saçlarını taramaya başlar*

..................................................

08.Ağustos.2002
Saat 22:04
Çay Bahçesi


.... aslına bakarsan bu konuda şanslı sayılırım baba... *çayından bir yudum alarak* ... kimseye hesap vermek zorunda değilim, örneğin.

(çayını bitirir) Her zaman fazla özgür bir kızdın, bunu inkar etmiyorum. (gülümseyrek) Demek Alex defterini yeniden kapatmak gerekti.

*başını sallar ve çay bardağının kenarında parmaklarını gezdirir* Doğru olanı yaptım... En azından kendim için.

"Keşke başka konularda da aynısını yapsan. Örneğin az önce dün gece olanlardan bahsederken fazla yapmacık bir tavır takındın gibime geldi. Ben kızımın böyle davranmasını istemediğimi defalarca söyledim. Sanki birşeyin ardına gizlenmek istiyor gibi davranıyorsun bu havaya bürününce. Gerçekleri saklıyormuşsun gibi (ellerini masanın üzerinde kavuşturur).

*kaşlarını çatarak* Bana inanmıyor musun yani?

"Hayır bunu demek istemedim....."

*sözünü keserek* Ama bu olayda kendimle gurur duymaya hakkım var, baba. Dün gece kendimi ilk kez bir genç kız gibi değil genç bir kadın gibi hissettim. Büyüdüğümü hissettim. Bunu da gülerek, elimi kolumu sallayarak anlatamıyorum. *duraksar ve başını yana eğer* Ah sen Alex meselesinden bahsediyorsun, yanılıyor muyum?

(başını sallayarak onaylar) "Kızımı tanıyorum"

*bakışlarını çay bardağına odaklar* Çok değil bundan bir yıl önce olsaydı dediğin doğruydu. Bu olanlarla gururum okşanır, egom tatmin olurdu.

"Söylemek istediğim de bu Ayda. Ona yazdığın mesaj senin için bir son olsa da karşı taraf için tahrik edici nitelikte. Daha sonra gecenin ilerleyen saatlerinde aldığın o son sözler de bunun kanıtı. Belki de aslında istediğin buydu."

*bakışlarını kaldırır* Hayır, katılmıyorum. En azından bu artık olduğum insana yakışmayacak bir hareket. Ben o mesajı sınırlarımı çizmek için gönderdim. Karşı taraf bunu çanak açmak olak yorumlarsa bu onun sorunu, benim değil. Söylediğim gibi bir yıl öncesinde dahi yaptığın yorum doğruydu, baba *içini çeker ve arkasına yaslanır* Ama artık değil. Artık geçmişimden bugünüme gelip yarınıma eşlik edecekler sadece dostlarım olacak, hala benimle olmak isteyen eski sevgililerim değil." *gülümser* Onlara karşı alerji geliştireceğim yakında.

(kahkaha atar) Dileyelim de öyle olsun..

Seni bir şeye inandırmak deveye buz üstünde quadriple tollup atlatmaktan daha zor...

(şefkatle) "Beni değil, güzelim.... Kendini inandır..."

*bir süre devam eden sessizlikte verilen mesaj alınır*

(başıyla işaret ederek) "Haydi kalkalım artık"

*ayağa kalkar ve babasının koluna girer... birlikte yavaş yavaş hapishaneye geri dönerler*

..................................................

09.Ağustos.2002
Saat 07:54
Yatak Odası


"Doğru sözlere nerden sahip olduğun anlaşılıyor. Genetik bu."

*kıkırdar ve saç fırçasını bırakır* Belki de... Haydi bakalım *üzerine kotunu geçirdikten sonra beli açık gömleğini giyer.*

"Ah.. gün içinde bir randevu filan mı?" (üzerindekileri işaret ederek)

*başını iki yana sallar* Hayır.... dün geceki konuşmamızdan sonra bu sabah güzel bir kahvaltı sürprizi yapmayı düşünüyorum... ve giysiler de *aynada kendine bakarak* bu sürprizin yapılacağı, hayatımdaki yerini asla kaybetmeyecek olan o eşsiz adama güzel görünmek için... Babama, yani.. *göz kırpar*

"Göründüğün kadar kalpsiz değilsin"

İşime öyle geliyor belki ne biliyorsun? Hmmm... Omletin yanına tost mu yapalım yoksa sadece ekmek mi kızartalım? *kapıyı açıp, yer değiştiren gölgelerle birlikte dışarı çıkar*

..................................................

:Günlük sahibinin notu:

Bugüne dek günlüğümde geçen "ayda aynada" (ahmad shamlu) ve "öğreniler" (marle shain) adlı sayfalar (ki bu yazılarda da yazarların isimleri geçmektedir zira 'plagiarism' -izinsiz eser kopya etmek- yaratıcılığa işlenmiş ciddi bir suçtur) dışında tüm yazılanlar şahsıma ve fazla gelişmiş hayal gücüme aittir... Kafalarda oluşan soru işaretleri varsa bunları hem kendim hem de 3 yıl boyunca ingiliz edebiyatının ve serbest nazmın inceliklerini bana öğretme savaşı veren hocalarım adına (duysalar eminim gözyaşlarına boğulurlardı) bir iltifat olarak kabul ediyor ve teşekkür ediyorum. Ancak unutulmamalıdır ki bu sayfalar benim online günlüğümü oluşturmaktan öte hiçbir sanatsal kaygı gütmeyerek yazılmaktadır. Aksini iddia etsem hocalarımın yine gözyaşlarına boğulacağından (ama bu kez bambaşka nedenlerle) eminim ve onları yeterince "ağlattığıma" inanıyorum.

Saygılarımla,
Ayda (aka The Phoe'Nyx)

:: yağmurlu gece'de bir son :: Cuma, Ağustos 9

07.Ağustos.2002
Saat 22:49
Teras


*ötede çakan şimşekler gökyüzünü ürkütücü bir aydınlığa boğarken, terastaki pervazın altında oturan gölgeyi hafifçe aydınlatır*

"Bu gece biraz fazla düşüncelisin"

*irkilerek* Ah .... Sen miydin?

(iğneleyici bir ifadeyle) "Başka birini mi bekliyordun?"

*belli belirsiz gülümser* Hayır...

"Oysa beklemeliydin. Benim hayatım dakikalar hatta saniyeler içinde değişir diyen sen değil misin?"

- Message Received -


*kaşlarını çatıp ayışığından yansıyan gece tanrıçasına dönecekken, telefon mesaj geldiğini belirtir.. tek kaşını kaldırarak* Ne o yeni bir sürpriz mi, Nyx?

(gölgeler arasına kurulur) "Seni şaşırtmaya çalışmaktan vazgeçeli çok oldu. Bir bak bakalım kimdenmiş."

*gözlerini şüpheyle kısar, daha sonra iç çekerek telefonu eline alır ve mesajı okumaya başlar... gök yeniden gürlerken yağmur şiddetlenir*

[ Ayda belki anlamsız ya da küstahça gelebilir ama sadece nasılsın diye sormak istedim. ]


*yanağına sıçrayan yağmur damlalarına aldırmayarak* Bu nedir şimdi?

"Bana mı soruyorsun? Ne olabilir ki? Vazgeçilmez bir kadın olduğunun bir başka çürük ispatı daha."

*başını sallayarak" Çürük ispat.... bunu sevdim.... Haklısın... Nasıl bu kadar...... *duraksar* ..... Nasıl böyle......!!!??? *vazgeçip omuzlarını silker ve yağmuru seyretmeye başlar*

"Hayır, hayır... Şansını deniyor sadece .... Kızmamalısın... 2 ay önceki hayal kırıklığın su yüzüne çıkıyor şu anda... Biliyorsun..

"Biliyorum, Nyx.. biliyorum *telefonu eline alır ve parmakları tuşlar üzerinde gezinir*

[ İyiyim, Alex. Teşekkür ederim ]
- Message Sent -


Belki de.... *yaslanıp başını duvara dayarken bir başka şimşek yüzünü aydınlatır* ... Belki de özlemiştir beni.... Belki de artık herşey yalındır, Nyx... Karmaşık değildir.... Belki de benden uzak olmak fark etmesine yol açmıştır gerçek duygularını.... Belki de.... *iç çeker* Pişmandır.....

"Öyle mi dersin?"

*telefona bir mesaj daha gelir.. gölgelere doğru* Öyle olduğunu ummaktan başka birşey gelmiyor elimden *sonra gelen mesajı okumaya başlar*

[ Ben iyi değilim.... Burası çok sıkıcı vs. ]


*bir süre sadece göğün sesinden başka ses duyulmaz... 1 dakika....3 dakika....5 dakika....ve sonra....* Biliyordum....

"...ve bildiğin için bir kez daha üzgünsün aslında .... kurtarıcı rolünden sıkıldığını o henüz bilmiyor oysa...."

*parmaklar bir kez daha tuşlarda gezinir*

[ Seçimlerinin sonuçlarına katlanabilmek büyümenin ilk adımıdır, Alex. İyi geceler ]
- Message Sent -


*iç çeker* Sıkıldım bu oyundan... Dayanak noktası ve daima en doğru sözlere sahip olan Ayda olmaktan da .... Canım sıkkın ; Ayda anlar.... Yalnızım ; Ayda yanımda olur .... Düştüm ; Ayda kaldırır.... *bir şimşek daha çakar ve durmuş olan yağmur yeniden başlar* ... Her eve lazım Ayda olmaktan yorulduğumu 2 ay önce farkettim onun sayesinde... ve bir nokta koydum, bitti .... neden geçmişimde bıraktığım insanlar bugünüme bulaşırlar sorusunun cevabı var mı bilemiyorum...

*bir mesaj daha*
[ Teşekkür ederim ]


*parmaklar son kez dolaşır tuşların üzerinde*

[ Denedin :) .. Ama bunun için 2 ay geç kaldın ne yazık ki. Mutlu ol Alex ve hayatta istediğin ne varsa senin olsun.. Kendine iyi bak olur mu? Hoşça kal.. ]
- Message Sent -


*cep telefonunu yere bırakır.. yavaşça ayağa kalkarak yağan yağmura çıkar... gözlerini kapar, başını göğe çevirir ve sırılsıklam oluncaya dek hareketsiz durur*

(kaybolmadan önce usulca fısıldar) "Seninle gurur duyuyorum"

*gözyaşları yanaklarından boşanıp yağmura karışırken* Ben de Nyx........ Ben de........

..................................................

Son söz :
08.Ağustos.2002
Saat 02:52
Yatak Odası


*yataktaki silüet yan dönüp uykusuna kaldığı yerden devam ederken baş ucundaki cep telefonunun ekranı sessizce aydınlanıp söner*

- Message Received -
[ Elini tutmaktan ve seni öpmekten korkmanın pişmanlığını sürdürüyorum ]


(( The End ))

:: soyuncu :: Perşembe, Ağustos 8

Şayet yağmur suyun ve göğün çocuklarıysa, gözyaşları....
- Acı ile insanın çocuklarıdır...


Batırdığım çuvaldızlar kendimeydi aşk probleminde
yalanın hangi bilinmeze denk geldiğiniçözmeye çalışırken. Aritmetiğim muhtemelen
bu yüzden vasata takılı kalmaktan öteye gidemedi.
Terazimin bir yanı benden yana ağır bastı daima
tek kişilik sahnemin ayışığı spotunda sürerken
yaşam parodisi. Aslında herkes kadar önce "oldurulmuş"
sonra "ben olmayı" seçmiştim ya bundan ötesi
yalnız ve yalnız bezenmiş cümlelerden ibaretti
elime tutuşturulmuş ben tarihli senaryoda. Gerisini
öğrendim, bir kısmını da öğretildim istemeden. Sonra
yegane masum kalmış yarımı yitmiş çocukluğa teslim
ederek "kim o?" dedim yetişkinliğe. Ne söyledimse ayaklarını
eşikteki paspasa silmeye ikna olmadı... oysa dışarısı kanıyordu!
Bu yüzden kaldı postallarının izleri yerlerimde. Omuzlarımda
yüklerim, çenemi avuçlarıma dayayarak özledim "ben"
olabilmeyi. Ama zaman yoktu seçimlere. Zaman kumdu, havaydı...
Biçimsizdi zaman...yersiz-yurtsuz, tatsız-tuzsuzdu...
Güldü bana oyuncu kervanına katmadan önce. Altta kalır mıyım?
Ben de ona güldüm ve soyuncu oldum!
9 köyden kovulmak,
yalnızlıkla vals yapmak,
gün yerine Gece'ye eşdeğer olmak,
ve yitirdiğim o beni ne olursa olsun bulmak
pahasına...

:: "perde!" :: ya da :: "buyur burdan ye sevgili günlük" :: Çarşamba, Ağustos 7

Böğrümün çöp bidonu günlük,

Bu sabah karga büyük abdestini yemeden kalktım, elimi yüzümü yıkadım, dişimi fırçaladım (dişlerimizi günde iki kez fırçalamalı ve ağız sağlığımıza dikkat etmeliyiz günlük). Ardından bitanem, Charon'umu usulca uyandırdım (Arkadaşlarımızı uyandırırken onların güzel uykularını aniden bölmemeye özen göstermeli ve mümkün olduğunca sarsmadan, ürkütmeden, sevgi ve şefkatle yaklaşmalıyız günlük). Ah ne kadar da güzel bi sabah geçirdik birlikte, güldük eğlendik, iyi ki dostuz ben onsuz naapardım nerelere gider n'eylerdim öyle değil mi? (arkadaşlarımızın kıymetini bilmeli, sık sık onların gönüllerini almalı, onların hayatımızın ışığı, anlamı olduklarını hiç ama hiç aklımızdan çıkarmamalı vs....)

Yani beni ben yapan dostlarım ve bir de cana can katan o sevda olmasa, 'hana bu hayat çekilmez' di mi günlük? (yaşamın benmerkezi insanların birbirini sevmesi, sayması, özen göstermesidir günlük anladın mı?).

Bugün yağmur yağdı hava karardı (kasvetli havaları kimse sevmez günlük oysa yaz olsa, kuşlar, böcekler, gökkuşağı olsa sivrisinekleri kim takar di mi günlük? dikensiz gül olmaz demiş atalarımız di mi sevgili günlük?)... Eve döndüm sonunda (nerde olursak olalım eve dönmeli, büyüklerimizin ellerinden küçüklerimizin gözlerinden öpmeliyiz günlük)...

Bomba haber. Gelir gelmez Angela evleneceğini haber verdi (insanlar aşklarını evlilikle pekiştirmeli ve bu güzide müessesenin faydalarından yararlanarak sonsuza dek mutlu olmalıdırlar günlük).. bilahare bi sevindim bi sevindim anlatamam. o derece oldum inanmazsın (biz bu tür haberler üzerine arkadaşlarımızın yanında olup sevinçlerine ortak olmalıyız günlük.. arkadaşlar böyle günler içindir bilmiyosan öğren günlük)...

Seni hasretle kucaklıyor, sevgiyle bağrıma basıyor, sayfalarından öpüyorum yavrucağım günlüceğim. Bilmem anlatabiliyor muyum?!?!

..................................................

Nasıl?(kısık kahkahalar arasında)

"Leziz ve dahi ikircikli..."

*kapıyı çarpıp çıkmadan önce* Bence de !

SLAM !!!

:: 'yeraltı'nda son dört gün :: Pazartesi, Ağustos 5

: en'ler (i.e. highlights) :

* Soyun be adam !
* Kaybettim onu........kaybe........buldum.
* Gilda / Bira
* Dawson's Creek vs. As If
* The Lobber Pod
(yarım saat önce) Bunların sonu gelmiyo.. cık cık ... burdan hiç çıkamıycaz herhal..
(yarım saat sonra) Yukarı yukarı ... Amaaaan pek de kolay ölüyolar... şurdan çıkıver.
* Keşke verebilecek bir örneğim olsaydı baby.... seni çok seviyorum ben.
* - Bizim de bi gün repliksel ilişkilerimiz olucak mı?
- Olmıycak.
- Peki.... omleti 5 yumurtadan mı yapiim?
* Gece yarısı küba dansı'na kukla kavalye.
* Amsterdam'a gidiyorum.
* - Biz neden mutant diiliz?
- Ben ilk mutant olmalıydım oysa.. ühü...
- Hmm neyse ki ben bir milyonda 0.05'im.
- İğrençsin !! ühühü....
* Şunu dinle : Adayların astronomi, arkeoloji ya da ingiliz dili ve edb. mezunu olması gerekmektedir(!?).
* Dos gardenias para ti / Con ellas quiero decir:Te quiero, te adoro, mi vida / Ponle toda tu atencionPorque son tu corazon y el mio.

: arka plan temaları :

* Girlfriend - N'Sync
* Join Me In Death - Him
* Norah Jones 'Come Away With Me' (Album)
* 'Buena Vista Social Club' (Album)
* Vertical Horizon 'There And Back Again' (Album)
* Tricky 'Maxinquaye' (Album)
* Portishead 'Dummy' (Album)
* Brad Mehldau 'Elegiac Cycle' (Album)
* Chillin' - Modjo
* It Hurts Me So - Jay Jay Johansson
* There She Goes - Sixpence None The Richer
* Beauty On The Fire - Natalie Imbruglia
* Hands Clean - Alanis Morissette


gelecek program :
"perde!"

:: çoktan nesneli zincirleme isim tamlamaları :: Cumartesi, Ağustos 3

Brrriiing
Brrriiing


hayırdır, senyör?hangi dağda kurt
ölmüş, hangi düşmüş uçağın karakutusu
bulunmuş,hangi ölü sonunda dirilip cehennemin
bir kuytusunda fırınlanma anılarını dile getirmiştir?
hiç gitmediğiniz yerlerdeki hangi anılarınız gıpraşmış,
hangi çocuk diş çıkarmamış, hangi bedende dindiremeyip
açlığınızı,midenize oturmuş son kullanma tarihi çoktan geçmiş
aşkınız yüzünden geğirerek beni aramışsınızdır?
paşa gönlünüz sesimi duymayı değil uçan tekme yemeyi
arzulamaktadır asıl.pardon fermuarınız açık kalmış.
çekip öyle kokutun etrafı bi zahmet.dezenfektanımız kalmamış da.
kökten çözüm sizin soyunuzu tüketmek yazık ki.hiç geçmiş cinayeti
işle-ndiril-miş miydiniz?salyanız akıyor yere damlamasın lütfen orayı
daha yeni temizledim. sigaram kırılmış da dumanı ondan
orta yerinden çıkmakta.çok yakışıklı ve zeki olduğunuzu
sanmanız ne acı.dişinizin arasında maydonoz kalmış.
resetlenmişsiniz.acı var mı?ben herşeyi çift görürüm (böylece
hiç yalnız kalmıyorum). bu gerçekte dört tane kolum
olduğu anlamına gelmiyor değil mi?.hepsi benim
sanrılarım tabii bundan size ne?şişme insan
mısınız senyör?iğne batırsam patlar mısınız?
hala yaşıyor muydunuz?bu mahalleyi teğetleyen seyyar
simitçi ve tamirci/muslukçuyu görmeden yaşıyorum
demeyin sakın.hala kendinizi eşsiz mi sanıyorsunuz?
burdan bakın o zaman.neymiş?meğer eşliymişsiniz.
sıkıştınız mı senyör?tuvalet şurda.sifonu üstünüze çekin lütfen.
kendime nasıl bakacağım bana kalmış sizi bağlamaz.
siz iyisi mi gidip bir yerlerde sarhoş olun,boyuttaş olalım,gruplar
kuralım,ekmek bulamayalım pasta yiyelim,giyotine gidelim,
masum taklidi yapalım,köşeyi dönmeyelim,ve mümkünse
kimse hiçbir *biiip* anlamasın.böylesi daha iyi.aman siz
kendinizi sevin senyör. n'olur n'olmaz.görüşmemek
üzere boşçakalın.

dııt dııt dııt dıııııııt
dııt dııt dııt dıııııııt........

:: savaş ikimizde ::

Bugün ve yarın.. 'Yeraltı'nda yalnızım...

"Büyük bir sınav.."

Haklısın... ilk sınavımı verdim bile....

(gölgeler kıpırdar)

..................................................

Merdivenleri eksilerek iniyordum sanki. Adımlarımda ileri, içimde ise geri geri giderek... Tuz ve güneşten arda kalanların kokusu ılık yaz gecesinde burnuma çarptığında kendi kendime onunla yüzleşmeye hazır olup olmadığımı sordum. Beni bekleyen bilinmeyenlerin cirit attığı bir sessizlik vardı dışarda.

Yutkundum... Ilık bir rüzgar uzun saçlarımı dağıttı... ve üşüdüm. Olmayacak şeyleri oldurmak ve olacak şeylere de asla sahip olamamak hayatımın özü değil miydi?

Kumlu yolda adımlarım (ve güne ait anılarım) hışırdarken yanımdan geçip giden insanların arasında ağır çekim hareket ediyor gibiydim. Gözlerim ağır çekimde açılıp kapanıyordu kırptıkça. Kollarım iki yanımda ağır çekimde sallanıyorlardı. Saçlarımı ağır çekimde savuruyor, ağır çekimde salınıyordum.

Ağır çekimde öpüşüyordu kumdaki bankın üzerindeki sevgililer.... Ağır çekimde havaya karışıyordu notalar ve ateşin etrafındaki grup ağır ağır eşlik ediyorlardı söylenen şarkılara... Ağır çekimde gülümsedi bana yaşlı çift... ve ağır çekimde attılar laflarını köşedeki bir grup testesteron bombası.

İçim ağrıyordu... Her adımda kalbim sıkışıyordu... Kollarımı göğsümde kavuşturup, kumlu yoldan sahil yönüne doğru inenlerin arasından sıyrılıp yokuş yukarı tırmanmaya başladım... Bir anda herşey eskiye döndü.... Eski (ve normal?) hızlarına kavuştular... Sanki bir anda suretsiz biri "play"e basmıştı... ve o her kimse kıs kıs gülüyordu içinden buna emindim.

Ama kaçınılmaz olanı ertelemenin anlamı neydi ki? (#1)

Sonunda üç katlı müstakil evin bahçe kapısına vardım. Göğsümdeki kavuşmuş kollarım iki yana düştü derin bir nefes alırken. "İyi akşamlar Ayda hanım" dedi güneşte kalmaktan kırışıklıkları belirginleşmiş, yüzü kızarıp sahte bir sağlığı ışıldamakta olan bekçi ve demir kapıyı açtı. "Yorgun görünüyorsunuz".

"Teşekkür ederim İhsan Usta" dedim gülümseyerek. Yabancılara duyulan sevgiydi aramızdaki. Fırsatımız olsa kimbilir bir bardak çay eşliğinde bana neler anlatırdı bu yaşlı adam yaşadıklarına dair. Kimbilir ne öyküler vardı kaleme alınmamış içinde... anlatabilse anlayacağımı bildiğinden belki de bana daima gülümserdi... hiçbirini karşılıksız bırakmasam da ben "ayda hanımdım" o da "ihsan usta"... bizim koymadığımız ama bizi keskin bir biçimde ayıran sınır bir adım öteye geçmemizi böylece engelliyordu.

"Beyefendi sizi bekliyordu" dedi ardımdan kapıyı kaparken "Geldiğinizi haber vereyim mi?" Küçük gözleri ışıldadı bunu sorarken. Ne kadar da yanımda olmuştu hep... Pek çok yanımda olmayanın aksine...

"Teşekkür ederim gerek olduğunu sanmıyorum İhsan usta. İyi geceler" dedim usulca. Cırcır böceklerinin senfonisi eşlik etti cümleme ve sandeletlerimin sesi mermer döşeli bahçe yolunda yankılanmaya başladı. Evin arka cephesine doğru yürürken bir zamanlar ait olduğum dünyada son derece sıradan gelen bu yapı şimdi gözüme bunaltıcı derecede ihtişamlı geliyordu.

Ne kadar değişiyordu insanlar gün be gün... Ne kadar zayıftık aslında sandığımızın aksine... Döner merdivenden yukarı çıkarken (bir merdiven inmiştim bir diğerinden çıkıyordum şimdi... yo, hayır... basamaklardı tükenen aslında, ben değil..) son bir derin nefes almaya fırsatım olabildi ancak.

İşte ordaydı.... Arkası dönük, elleri ceplerinde.... Güçlü sırtı yaşadıklarına rağmen hala dimdik... Uzun boyuyla gecede bir başka bilinmeyen takım yıldızı.... Kumral saçları açılmıştı güneşten... ve görmesem de yeşil gözlerinde bir düşüncenin dolaştığını hissedebiliyordum bu mesafeden... her zamanki gibi...

Durdum... Ne kadar olmuştu? Bir yıl mı? İki mi?... Alt dudağımı ısırdım hafifçe....

Kaçınılmaz olanı ertelemenin anlamı neydi ki? (#2)

"İyi akşamlar" dedim... Sesim çatladı... Sessizlik çatladı.... Birşeyler bozuldu... çatlak olsa da şimdiye dek iyi kötü ayakta durabilmiş o şeyler bir bir kırılmaya başladı.

"Gelmezsin sanıyordum" dedi arkasını dönerek. Yüzü donuktu ama gamzelerinin izleri yanaklarındaydı. İhtişamlı bir gülümsemenin işaretleri. Bana ait olmayan bir gülümsemenin...

"Ben de öyle sanıyordum" dedim öne doğru bir adım atarak. Sanki heryerime kurşun dökmüşlerdi... Öyle, haraket edemiyordum.... Hatta nefesimi tuttuğumun farkına dahi o an varabildim... "Ama madem burdayım ve madem beni görmek istedin, gelmemek için mantıklı bir sebep bulamadım" bunu söylerken bakışlarımı kaldırıp omuzlarımı dikleştirdim..

Dişçi koltuğu gibi.... oturana kadar ızdırap... oturduktan sonra ise garip bir teslimiyetle an be an geçen heyecan tortuları... artık hazırdım....

Başını salladı... "Otursana" dedi bambu koltuğu işaret ederek... Bu kez yürümek kolaydı... Her daim yayılan zerafetimi korumak da öyle .... Gözleriyle beni izledi önce sessizce. Arkama yaslanıp bacak bacak üstüne attığımda konuştu sonunda... Koca adam... Çocuk yüzlü, çocuk sesli lanet bir adamdan başka neydi?... "Seni son gördüğümden beri çok değişmişsin"

"Sen hiç değişmemişsin" dedim. Sesimdeki umarsızlık beni şaşırtmıştı onca yürek çarpıntısından sonra... Elimi sigara paketime atıp bir sigara yakarken karşımdaki koltuğa oturduğunu farkettim gözucuyla..

"Bazı şeyler hiç değişmiyor..." Gözlerim kısıldı.. Dişlerimin arasındaki sigarayı yakmadan önce kinayesi havada asılı kaldı....

"Bence değişiyor" dedim ilk nefesin dumanını üflerken gözlerim önce gözlerine değdi... ve bakışlarımı takip edeceğimi bildiğimden yavaşça aşağıya doğru kaymaya başladı...

göğsüne.... sol koluna... sol eline....

ve parmağındaki alyansa....

Sonra yeniden gözlerine..... ama onun bakışları parmağında takılı kalmıştı... sinsice gülümsedim.... ok hedefi bulmuştu!

"Birşey içer misin?" diye sordu bir süre sessizlikten sonra.

"Hayır" dedim... Omuzlarını silkip kendine birşeyler doldurdu.... "Karın nasıl? Bu akşam onunla tanışacağımı sanıyordum." dedim o arada... sözcükler.... bazen engellenemiyorlar....

İçkisinden bir yudum almadan önce elindeki bardakla oynayarak "Sahildeki klüpte" diye cevap verdi "ve karımı sana tanıştırmam gereksiz."

"Öyle mi? Şu halde bu akşam buraya geleceğimden haberi yok... Düşününce..." sigaramdan bir nefes aldım "... haklısın galiba bazı şeyler hiç değişmiyor."

"Kes şunu" dedi sertçe "Seni yeniden gördüğüme pişman olmak istemiyorum." Uzun bir yudum daha aldı sinirini içkiden çıkarmak istermiş gibi.

"Biliyor musun?" dedim hafifçe öne doğru eğilip, sağ dirseğimi dizime dayanarak "Kaçıp gittikten yıllar sonra beni görmek için bir adım attıysan pişman olman da beni eşine tanıştırman kadar gereksiz. Ne bekliyordun?? Benimle tanıştığında sahip olamadığın ne varsa bugün sahipsin ama eskiye çomak sokmak istediysen kokusuna katlanmak zorundasın."

"Bak sen ... Kokutmazsan ikimiz de katlanmak zorunda kalmayız. Bir de bunu düşün" Ayağa kalkıp sırtı bana dönük pervaza yaslandı... Bir eli cebinde diğer elinde içkisi ilerdeki kumsalı ve ötesindeki denizi izlemeye başladı..

"Ben hep artığınla yetinmek zorunda mıyım?" Bunu söylerken ayağa kalktım "O zamanlar da bana aşkın yerine sözde arkadaşlığını sunmuştun. Oysa ben o zamanlar da tıpkı şimdi olduğu gibi dosdoğruydum."

"Biz hiçbir zaman sevgili olamazdık Ayda. Bunu sen de biliyordun."

"Elbette" dedim sigaramı masadaki küllükte söndürerek "Bu yüzden önce beni sevdiğini söylemek gafletinde bulunup daha sonra beni sevmenin beceremeyeceğin kadar büyük olduğunun farkına vardığında çark etmiştin."

"Yanımda kalabilirdin." İçki kadehi parladı bir an ayışığında.... Gözlerimi alır gibi oldu o kısacık zaman dilimi....

"Yanında olmam için ne yaptın ki?" Çantamı elime aldım "Böyle bir hesaplaşma istemiyorum.. Buraya gelmemek için geçerli sebebim yoktuysa da daha fazla kalmamak için var artık."

"Elbette. Git hadi... en iyi becerdiğin şeydir gitmek için bir neden bulmak. Sana kimsenin kal demediğinden yakınıp ilk fırsatta gitmek için nedenler öne sürmekte bir profesyonelsin nasılsa."

"Ben kimseden kal sözünü duymak için gidiyorum demedim şimdiye dek" dedim tıslar gibi. Nasıl oldu da bu hale gelmiştik? Sevgili değildik, arkadaş değildik peki niye burdaydık yıllar sonra? "Başkalarının aksine beni bu kadar tanımıyorsun işte. Ben sevebilirdim, sevilebilirdim. Sadece biraz bekleyecektin... Biraz sabredecektin... Oysa sen önce bana sığınıp, sonra sana olan duygularımı hiçe sayarak bir başkasını sevmeyi tercih ettin. Gitmek için fazla geçerli bir sebebim vardı sakın unutma."

"Her zaman haklısın değil mi?" Arkasını döndü.. ve gözlerindeki ifadeyi görünce.... bir adım geri attım istemsizce "Oysa sevgide daima haklı olduğun iddiasından vazgeçmen gerekiyordu unuttun mu? Senin sorunun karşındakini ezip geçmen Ayda... Asla dokunmuyorsun... Ezip geçiyorsun... ve karşı taraf bundan kaçtığında da suçluyorsun onu! Kalıp da posamı çıkarmana izin vermediğim için mi kaçmış sayılıyorum?"

Tokatlasaydı beni, canım bu denli acımazdı belki... Beklemiyordum bu kadarını... Bir anda gerçekle bu şekilde yüzleşmeyi.. gözlerime hücum eden yaşların arasından görüntünün bulanıklaşmasını.... onlarca kapanmış defterin bir anda açılıvermesini...

Ama kaçınılmaz olanı ertelemenin anlamı neydi ki? (#3)

"Bitti mi? Bunun için mi çağırdın beni?" Bu yüzden birlikte değildik ve olamazdık işte.. Dengemiz olamazdı bizim... Daima savaşırdık içimizde....

Savaş daima ikimizdeydi...

"Hayır" dedi.... Sesi yumuşamıştı yine... Sanki bana doğru gelmek istiyormuş ama görünmez bir duvarla engelleniyormuş gibiydi... neyse ki.... "Seni ...incitmek istememiştim..."

"Bunu bir kere yaptın zaten" dedim gözlerimi kapatıp, yaşları bastırarak "Şimdiyse sadece eski bir yaraya tuz basıp biraz sızlatıyorsun... Ama incitmek.... hayır.... bunu başaramayacak kadar uzağız birbirimize."

Gecikmiş adımlarım yeniden merdivene doğru yöneldi... arkamdan bana seslendiğini duydum.... yıllar önce seslendiği gibi.... ama duramazdım artık.... çünkü bitmiş ama nokta konmamış bir "şey"e artık o meşhur son nokta konmuştu... Bir öykü daha böylece nihayete ermişti işte..

Zaten kaçınılmaz olanı ertelemenin anlamı neydi ki? (#4)

İsmimin iki hecesi geceye ve Jay Jay Johansson'un "It Hurts Me So"suna karıştı...


*'yeraltı'nda yüzleştiğim bir görüntü üzerine*

:: 'yeraltı'nda ilk üç gün :: Perşembe, Ağustos 1

: En'ler (i.e. the highlights) :

* Supergirls Strike Back
* Hem ben onu hamama da götürücem
* Might & Magic IX
* Domatesli/Sarmısaklı Pilav + Fırında soslu tavuk
* Avustralya'dan gelen emailler vs. Hollanda'dan gelen emailler
* Faerin Adventurer's Guild
* Mysty olayı abartmış gördün mü?
* Kapaktakilere duş suikastı yapalım..... Yaptık peki bunlar şimdi de küvete mi yapışcak?
* Buyrun... şey pardon sizi görünce aptallaştım da..
* Yoğurtlu kabak kızartması + Allah ne verdiyse
* Bir CD eşliğinde geçmişin sesleri
* The Tick
* Domates soslu biber kızartması + kekikli makarna üzeri mozzarella
* Katherine vs Dance Dance Dance
* Sayfa başına 5 yüzücü düşüyo
* Ian Thorpe yoksa Marcus var
* Amsterdam'a gitsem mi gitmesem mi?
* Hem ben bi cüceyim kadına nasıl asıliim? Onun aşkı bana extra large
* En sevdiğim yağmur şarkıları.....
* Anna Karenina

: Arka plan temaları :

Uninvited - Alanis Morissette
All Is Full Of Love - Bjork
Free Love - Depeche Mode
One Step Too Far - Faithless & Dido
Unbeliavable - EMF
Milk - Garbage
Perfect Day - Lou Reed
Time Stood Still - Madonna
Supergirl - Reamon
Silence - Sarah McLachlan
Bittersweet Symphony - The Verve
The World Is Not Enough - Garbage
Don't Know Why - Norah Jones
Creep - Radiohead
I'm Disconnecting - Ké


gelecek program:
savaş ikimizde
çoktan nesneli zincirleme isim tamlamaları

pek yakında:
'yeraltı'nda son dört gün

pek yakında:
"perde!"