Akla çalınanlar, Nyx... dün geceye ilginç bir başlangıç yapmadık mı ne dersin?
"Yaşadıklarını gülümseyerek yaşamandır benim için önemli olan."
Şu halde ne dersin? Dönelim mi dün geceye?
"Döndük bile..."
..................................................
21.Temmuz.2002
Saat: 21:10
Yatak Odası
*aynanın karşısında saçlarını tarayarak* Aklına uyup da bu elbiseyi nasıl giymeyi kabul ettim bilmiyorum.
"Çünkü muhteşem görünmeni istiyorum."
Sadece yemeğe çıkıyoruz. Şu halime bak! Çıplak gitsem daha iyiydi...
"Abartma ve ayrıca eteğini de çekiştirip durma.
"Ya şu ayakkabılara ne demeli? Bir köşede çürüdüklerini sanıyordum.
"Bu elbisenin altına iyi gittiklerini kabul etmelisin."
Tabii ne de olsa bu topukların üzerinde durması gereken sen değilsin *saçlarını arkaya savurur ve aynaya bakıp dudaklarını büzer*
"Sakın boyun konusunda bir monoloğa başlama. Ayrıca abartmana da gerek yok taş çatlasa 1.80'sindir şu an"
Norveçte yaşamıyoruz Nyx! Bu ülkede insanların boy ortalaması 1.75. *parmağının ucuna biraz nemlendirici alır ve yüzüne yaymaya başlar*
(O sırada arka planda çalmakta olan radyoda bir DJ anonsu duyulur... bir sonraki şarkıyı anons ettiğinde aynadaki yansıma birden duraksar...)
DJ: Ve şimdi sırada Mazhar Alanson'un yeniden yorumladığı eşsiz bir parça....
(aynaya bakan gözler kısılır.... yüzünün bir kısmı yayılmamış nemlendiriciye bulanmış olduğu halde upuzun bir an boyunca durur... daha sonra gözlerinde uzak, dalgın bir ifadeyle yaptığı işe devam eder)
..................................................
25.Mayıs.2001
Saat 02:04
Yatak Odası
(komodindeki cep telefonunun ekranı aydınlanır ... önceleri kısık olan zil sesi giderek yükselmeye başlar.. komodinin yanındaki yatakta hafif bir hareket olur önce... daha sonra yorgandan dışarı bir kol uzanıp cep telefonunu aranır.... birkaç başarısız denemenin ardından sonunda...)
*çatlak bir sesle* E....efendim !?
- Selam komik kız.. Uyandırdım mı?
*kinayeli bir şekilde* Neden uyandırasın ki? Birşey mi oldu?
- Sana bir şarkımı dinletmek istiyorum....
*burnunu çeker ve yatakta doğrulup başucundaki saate bakar* Bu saatte mi? Ayrıca sen şarkılarını "yabancılara" dinletmezdin sanıyordum...
- Bu farklı... bunu dinemeni istiyorum... hazır mısın?
*iç çekerek* Başla bakalım..... *sırtını yatağın arkasındaki duvara dayar*
(telefonun öbür tarafından bir gitar sesi yükselir... önce deneme amaçlı basit bir alpej .... ardından şarkı başlar.....)
Benim hala umudum var....
..................................................
21.Temmuz.2002
Saat: 21:12
Yatak Odası
(aynanın karşısındaki yüz cep telefonun çalmasıyla irkilir....)
Telefondaki ses: Hi sweets... We're downstairs...
Allright I'll be down in a jifty... *telefonu kapatır ve aceleyle ruj kalemini çeker* Gelmişler...
"Acele etme...."
Lanet olsun! *titreyen ellerle karamel rengi ruju çıkarıp sürer*
(O sırada arka planda şarkı devam etmektedir ...... - Güzel günler, bizi bekler / Eyvallah dersin geçer gider / Güzel günler bizi bekler / Eyvallah dersin olur biter - )
*rimeli sürerken* anahtarlar nerdeydi?
"Komodinin üzerinde"
Para çantamı nereye koydum peki ? *allık fırçasını yanağında gezdirirken bir taraftan da ayağa kalkar.. yaptığı ani hareketle bir an dengesini yitirir ve masaya dayanır*
Kahretsin!!!
"Acele etmee ........."
*para çantasıyla anahtarları yerleştirirken* Tabii... akıl vermeye gelince deha kesilen senin bile zamansızlık kavramına çözüm getirebilmişliğin yok.....
( - boyun büküp önünde / ağlasam sessizce - )
*allık fırçasını da çantaya atarak* Pekala... *duraksar* sanırım hazırım.....
"sanma... hazırsın çünkü"
*gülümser ve teybe doğru uzanır*
( - Bu fırtına durulur mu? / Benden adam olur m...... kapanan teyple birlikte oda sessizliğe gömülür....)
*oda kapısını açar ve elektriği söndürmek üzereyken yerde parlayan birşey dikkatini çeker... başını iki yana sallayarak diz çöker...*
Kopmuş bir zincir parçası....... *Bir an durur.... sonra zinciri yatağın üzerine atar ve ışığı söndürüp dışarı çıkar*
..................................................
21.Temmuz.2002
21:17
Asansör
*zemin katın düğmesine basarken aynadaki görüntüsüne bakar.. yavaşça alt dudağını ısırırken gözleri bu kez aynadaki yansımasına takılır ve kendi kendine mırıldanır*
Tam bir sene önce....
..................................................
22.Temmuz.2001
(Küçük Dev Adamın Gidişi)
01:05
Kış geldi...... ve küçük dev adam üşüyüp güney yarımküreye doğru yola çıktı. Yaz başlar ve biter. Sonra sonbahar gelir. Ardından yağmuru, çamuru ve karı ile kış... Eğer yeterli erzağın ve giyeceğin yoksa üşümek kaçınılmazdır...
Ne var ki her varlık kışın biteceğini, güneşin ilk ışınlarıyla doğanın yeniden canlanacağını, sonundaysa yazın geri geleceğini bilir.
Bu gece karşımda oturan erkekse buna inanmayacak kadar sevmiyordu kışı....
ve yazını taze tutmak için sıcak bir ülkeye bilet alıp, ilk uçağa atlamakta tereddüt etmedi.
Onu sevmiştim. Hayatıma girmek için eşiğimde belirdiğinde onu gülümseyerek karşıladım. Benim ülkemde de dört mevsim vardı. Diğerlerinde olduğu gibi... Kışlarım yazlarımdan uzun sürse de mutlaka sıcağa teslim olmayı bilirlerdi. Ben bu yüzden kışlara fazlasıyla hazırlıklı bir kadındım.
Bol bol odunum, hırkalarım, kazaklarım, eldivenlerim, atkılarım vardı. Kış geldiğinde odunları tek başıma yakamazdım zira ateş erkeğimde olurdu. Bu yüzden soğuğu kat kat giyinerek göğüslerdim.
Bu kez farkettim ki kışımız kapıyı çaldığında odunlarımı yakacak kibriti yoktu.
İsteseydi, ona küçük gelse bile, kazaklarımı, hırkalarımı, atkılarımı ve eldivenlerimi seve seve paylaşırdım onunla.
Oysa o kar fırtınasının ortasında yazı özleyiverdi.
"Biraz bekle" dedim "Biliyorum ateşin yok. Biliyorum odunlarım ateşin olsa da ıslak zaten... ama sabredersen yaz gelecek... Ben bekliyorum bak.. Sen de bekle..."
Nefesinden dumanlar çıkmaya başladı önce. Her soluğunda morarmaya başlamış dudaklarından bulutlar yükseldi. Sonra ellerini ovuşturmaya, oturduğu yerde rahat duramamaya başladı.
"Bakalım şimdi ne yapacaksın?" diye soruverdim apaçık. Sormamam gerekliydi. Susup ne yapacağını izlemek varken artık merakla ona baktığımı, her hareketini gözlediğimi biliyordu.
Üzerinde beyaz bir t-shirt ve bir kot vardı sadece... Bir atkı uzattım, başını sallayıp reddetti.
Ertesi gün kahkahalar attım, dansettim....
Şaşırdı.... Bu soğukta, hele de o donarken, nasıl böyle neşeli olabiliyordum? Ne kadar da "cıvıktım"............
Cıvık..........
Kalakaldım öylece. Benimle dans etmesini, gülmesini, böylece soğuğu biraz olsun unutmasını istiyordum sadece........
Kaşlarımın çatıldığını görünce özür diledi ve karların üzerine huzursuzca uzandı... O günün bir an önce bitmesini istermişcesine....Saçlarının ve uzun kirpiklerinin ağına takılmış karları seyrettim bir süre. Sessiz nefeslerini dinledim.......
İyice dinlenip biraz daha kararlı uyanacağını sanmıştım.
Uyandığında soğuktan etkilenmiyor gibiydi. İlk kez o an başarabileceğine inandım. İncecik kıyafetlerinin üzerindeki milyonlarca donmuş kristali silkeledi ve "Artık üşümüyorum" dedi..
Derin bir nefes alıp ona sarılacakken de ekledi "Üşümüyorum çünkü gidiyorum!"
Tıkandım......
Ağzımı açıp da birşeyler söylemek istedim ama o devam etti "Bu kışın biteceği yok. Bitse bile öyle çok üşüdüm ki senin yazının soluk güneşi bile beni ısıtmaya yetmeyecek. Bu yüzden her daim sıcak olan eski krallığa dönüyorum prenses."
Birşeyler geveledim, hepsine bir cevap verdi...Her sözümün bir karşılığı, her çabanın bir vazgeçişi oldu..
Cümlelerim kısaldı.....
Kısaldı....
......ve tek bir kelimeye dönüştü:
...................."Peki"....................
"Seni incitmek istemiyorum" ; Peki
"Elimde olsa senin ama yok" ; Peki
"Daha söyleyeceklerim bitmedi" ; Peki
"Ben de sana karşı birşey hissetmiyorum artık" ; Peki
"Benim için savaşmanı haketmiyorum" ; Peki
"Ağlama" ; Peki
Döndüm, kalemin kapısını açtım ve dönüp son kez ona baktım.
Bana bakıyordu.
Kar şiddetini arttırmıştı artık, soğuktan gözlerim doldu, görüntüsü bulanıklaştı.Buz tutmuş asansör karşımda belirdiğinde gözyaşları dayanamdı ve hücum etti daha şişi inmemiş gözlerime...
Yukarıya, hapishaneme geri dönerken titriyordum. Oradaki soğuk dışardakiyle kıyaslanamazdı bile. Oysa parmaklıklar ardımdan kapanırken, içerinin dışardan dışarının içerden farksız geldiğini farkettim.
Soğuk her yerde soğuktu...
Daha soğuk ya da daha az soğuk.... Değişmiyordu....
Camdan baktığımda yokluğuna boşluğu eklenmeye başlamıştı bile....
Küçük dev adam çoktan gitmişti.
..................................................
21.Temmuz.2002
21:18
Çıkış
(asansör zemin katta durur.. aynadaki kızın gözleri an'a döner.... kapıyı açar.... ve çıkışa doğru yürümeye başlar....)
SonSöz: Notalara Ses Veren Yabancı (M) ve Küçük Dev Adam (B)... Hayatıma değdiğiniz, bir zamanlar belki derin ama şu an artık belirsiz birer iz atarak beni bugün olduğum insana taşıdığınız için teşekkür ederim. Olduğunuz ve olacağınız heryerde daima sevgi ve ışıkla kalın...