:: yalınaylak ::

Butterfly Yorgunluğumun kıyılarında, gevrek esnemeler eşliğinde yıllar boyu verilen kimi mağlup kimi galip onca yaşamsal mütarekenin ardından belki de çok çok uzun zamandır ilk ama ilk kez böylesine heyecan verici bir eşiğinde duruyorum kaderimin. Sanki tüm başlayıp biten ve olan olmayana inat müjdemi isterimle geliyor avuçlarımdan gidenler bir bir. Üstüne üstlük aynadaki ama iyi ama kötü (virgül bir varmış bir yokmuş gibi okunacak) içini dışında taşıyan bir kadın bakıyor her gün yüzüme; çocukluk ve gençliğinin onca yalınaylaklığıyla ama iyi ama kötü (virgül bir varmış bir yokmuş gibi okunacak) bir ateşkes imzalamış biçimde. Olmayanlar, olması için ne dualar, ne umutsuz gecelere dökülenler ekleniyor üzerine mayasına gerçeklik katılı rüyaların.

Bunlar topyekün, külliyen rüya olmalı zira mı?! (uyanır? uyanmaz!)


Olur ha bir göz odada kendine bir yuva da yarattığında tüm bunların ortasında,
Taştan, topraktan
Geceden, ayazdan
Dişiyle, tırnağıyla
Acıya ağrıya, ıkına sıkıla
bir peri masalı doğmuş olacak
bin hüzünden azadı gelmiş bu kadının sabahında!

Allah cezanı vermesin canım tuzlu müt istedi gece gece...

:: cordelia ::

Come out, come out wherever you are --
If you can!
Castrate your misery
Infertile pain will do you no harm.
There will be abundance, contentment
As bad luck leaves your barren form.
Let it bleed down your legs,
Earth will crawl up from there
To bury it beneath, whatever it takes.

There you go, run like hell!
Get out of that bog you dwell.
It has killed and birthed you,
Now, it's/its time
To kill you again.
Escape from the plague it holds,
Save yourself from the jinx it molds.

Come out come out wherever you are --
if you can...

İyi karmaydı benimkisi. Şuraya yazıyorum ki kim CV gönderdiyse sakladım ve bir cevap verdim iyi kötü. Peki şimdi nasıl oluyor da malak gibi bekliyorum ulan Budist kardeşler!? İki satır "buyrun görüşelim" ya da "kusura bakmayın" ne kadar zaman alır? Cevap veriyorum ki bir dakika dostlar! Günde 40 kişi bir işe başvursa 40, 50 kişi başvursa 50 dakika alır. Hele bir standart mektubun varsa "CV'nizi uygun bulursak size dönücez" gibi çiptiri ordan olan değil de "CV'nizi değerlendirdik ve sizinle bir ön görüşme yapmak isteriz ibidi ibidi" ya da "CV'nizi değerlendirdik ve maalesef uygun bulamadığımızı bildiririz. Kariyerinizde ibidi ibidi" gibi, adam başı 1 dakikadan bile az sürer bu iş.

Bir Seçme/Yerleştirme Uzmanının en fazla 1, bilemedin 1.5 saatini alır gün içinde.

Ben ince bir insanım okurhan, evet. Şahane de bir İnsan Kaynakları uzmanıydım, doğru. Çünkü günde bir dakikadan az vaktimi ayırarak bir insanın hayatına yön verme sürecine destek oluyordum, iyi kötü. O adayı zöbelek gibi bekletip "acaba burdan da cevap gelir mi ki?" diye düşünmemesini sağlayacak kadar düşünceliydim. Arada kaçırdıklarım olmuştur muhakkak ama %90 olumlu ya da olumsuz bir cevap aldı benden her aday.

Elime de yapışmadı tuşlar, incilerim de dökülmedi böyle davranarak. İnsana insanca yaklaşmaktan başka bir şey değildi yaptığım. Başım göğe de ermedi ama İnsan Kaynakları yapıyorsam yaptığımın bir insanın hayatını bir gecede değiştirebileceğini ya da alaşağı edebileceğini bilecek kadar sorumluluk sahibiydim.

Ne yazık! Şimdi bana atılan her standart maille içim hafifçe sızlıyor bu yüzden. "Ay günde 4664674 kişi başvuruyoaa herkese cevap vermeyeaa kalkamam heraylde!"nin koca bir YALAN olduğunu biliyorum zira. Bir kahve eksik içmenin, bir "acil işin" bir saat ileriye atılmasının nice insana hedeflerini net bir şekilde belirlemede yardımcı olacağını düşünüyorum da...

Ben gelişmekte olan bir insanım, evet, ve 10 yıl daha geriye gitmek için bir iki seçimi kalan bu ülkede, bu koyun sürüsüyle birlikte nefes alırken canım yanıyor artık! Eminim siz de bana bayılmıyorsunuz zaten sevgili yetkililer. İki seneye defolup gidicem merak etmeyin.

İki kuru tavuk şinitzel-
Taksi parası vs. iş görüşmesi-
Arka kapak düşmesi-
Augmentin-
Gardın inmesi-
Bir şizofrenin depresyon atakları-
Yoğun bakımda durum değişmemesi-
Boogeyman's Dead Silence is a fatal Amusement...

bütün bunların ortasında -- The Unborn + Oregon Çayı + Dondurmalı, Çikolata soslu elmalı muffin. Parametrelerin en önemlisini buraya yazmadım, o bana kalsın.

-- come out if you can'i elbette ben yazdım. Tırnak işareti görüyor musun?

:: hospitalia ::

Hospial-ityAntiseptik kokusuna boğulu günlerin başlangıcıydı o Perşembe sabahı. Yanlarından hızla geçerken, siren seslerinin kulaklarına tokat attığı insanlar tek tek dönüp baktılar ambulanslara yönelik kısa saygı duruşu ifadelerini takınarak. O tedirgin edici, "Allah kurtarsın!" anafikirli bir saniyelik gözler acıtarak değerken üzerimize, yola devam ettik o sabah, artık bir yol olup olmadığını bile bilemez, önümüzü göremez bir halde. Çamurlu ayakkabılarımız, eskimiş pantolonlarımızla aslında ait olduğumuz mevkilere gidiyorduk belki de. Sanayi bölgelerini çevreleyen yerleşimlerdeki o pis, gri apartmanlar üzerimize düşerken yorgunduk ve yaşlıydık çok. Ne kadar yaşamış olduğumuz önemli değildi. Puşt oğlu puşttu kimliklerimizdeki rakamlar! Bizler o rakamlardan daha yaşlı olup daha genç duran *öttenbacaklılardık. Küfür etmekten utanmıyorduk da artık. Ağzımızın tadı mı vardı da bozmaktan korkacaktık?

Öylece vardık antiseptik kokulu diyarlara ve ben, lanet olsun ki buraları onyıllarca bir daha görmek istemeyen ben, yine dönmüştüm steril kürkçü dükkanına. Kaçtığın ne varsa peşinden gelmesi misali yakalanmıştım yine kıskıvrak. Artık takatim de yoktu boyun eğmekten başka ki öyle de oldu. Esir oldum ne yapacağımı bilmemenin verdiği o boşluk duygusuyla. Arayanlara gülümseyerek konuşup, telefonu kapattığımda içimde beslediğim yaşgöllerime nazır oturdum nüfusundaki yaşı beden yaşına dek bir yaşlının başucunda. Ölecek mi, yaşayacak mı, ne halt edecekse acil bir karar verse diye dua ettim içimden, dayanılmaz kokulu, sidikli iç çamaşırlarını, hasta bakıcılardan emanet bir leğende, sıvı el sabunuyla yıkamaya devam ederken.


O kararını henüz veremeden benim yüzüme takıldı narkoz maskesi ve 48 saatlik kendi sızılarıma döndüm kısa bir antraktta. Keyfi olduğunu ileri sürdüğüm noktalar zaruriyettendi aslında. Haziran'dan beri dua ediyordum başıma bir iş açılmasın diye ki Ocak'a kısmetmiş artık. Yaşam bir yerden gülecek oldu her nasılsa da duacı oldum vefalı bir amcaya. Bir hastaneden diğerine savrulurken ikinci kez hissediyordum hayatımda hiç bir şey hissetmemeyi. Hem fiziksel hem ruhsal acılar birleşince ve ben her ikisiyle de savaşmakta diretince, acı eşiğim yükseliyordu. Ödediğim bedel ise içerideki suların ruhumun üzerinde yükselmesi ve boğmasıydı tüm duygularımı, kalbi hissizleştirip.

Bentlerimden suların sonu bilinmeyen binbir isyanla taşmasından iyiydi bu. Çünkü işte o zaman fikrimin gideceği yerden geri dönmeyeceğini biliyordum.

:: bin başka yer ::

Buffy the Vampire Slayer: The Score by Christophe BeckŞimdi ben sana Christophe Beck diycem ama bu sana hiçbirşey ifade etmeyecek, okurhan. Ya da edecek ama bu bana kapak olmayacak aksine senin adına bir nanosaniye mutlu olacağım. Demek Emmy ödüllü müzisyenlerle ilgileniyorsun ve sevdiğin filmlerin/dizilerin müzikleri söz konusu olunca deliriyorsun ki beni okuyorsun zaten. Sofistike bir insansın ve herkes Mersin'e sen tersine zaten ki yani onun için öyle bu. Zat-ı şahanemin bir Buffysever olduğunu burada hiç anlatmadıysam bir iki kere anlatmıştım ve bu durumun hassasiyetine dikkat çekmiştim. Evet yeniden belirtiyorum ki ben de Buffy olmak isterim yani şahsen. Bundan da hiç gocunmam ve "ay dünyanın yükü omuzlarımda Aspurçe ve ben de normal bir insan olsam da rahat rahat geğirebilsem. Bir vampirler, iki kameralar, sürekli peşimde" teranesine girmem. Her gece vampir avına çıkar, Watcher'ımın parasını yer, bol bol antreman yapar gül gibi geçinir giderim. Hayır yani bunun bi gıdım ekmek parası peşinde her gün çömleğinden terler akmasından daha zevkli olmadığını düşünüyorsan, sağ üst köşedeki sevimli "X" butonuna bas ve de get allasen. Yanlış yerdesin zaten.

İlmek ilmek indirdiğim ve gurur duyduğum Buffy the Vampire Slayer, Christophe Beck Collection'ım laptop kendini kitleyip ölmeye karar verince heder olmuş idi. Neyse ki ben azimle birkaç şarkı hariç hepsini yeniden toparlıyordum ki Christophe'un bu satırları okuyup bana zahmet olmasın diye geçtiğimiz Eylül bir toplama albüm çıkardığını öğendim. Aşkolsun Kristof insan bi mail atar.

Hemen indirdim albümü ve halen bin başka yerlerdeyim...



"Dawn, listen to me. Listen. I love you. I will always love you. But this is the work that I have to do.

Tell Giles... tell Giles I figured it out. And, and I'm okay. And give my love to my friends. You have to take care of them now. You have to take care of each other. You have to be strong.

Dawn, the hardest thing in this world... is to live in it.

Be brave.

Live!

For me."

:: 904 ::


...Bir masal gibi olsa da 904,
Sadece bir paragraftı aslında,
Asla bitmeyecek öykünün
Sonsuz sayfalarında...

Kehanet

Styx'in kıvrılarak dağladığı kor bentlerin ardında, sarp yamaçların kupkuru bir veba meltemiyle öpüştüğü geçitte yükselir Hades'in kapıları... ve uzun pençeleriyle O'na mahkum Elfler, siyah mermerden oyarlar Örümcek-Tanrıça'nın heykelini ardlarında.

Kara kediler gizemle işveleşirken unutulmuş yıllarda, küllerinden doğan Ankalar tarafından dağlandı ruhu O'nun... böylece doğdu dördüncü kez, "seçilmiş dişi"lerin en sonuncusu kasvetli sonbahAy'da bir ölümlü rahminden! Erebos'un bedeninde susturuldu yeniden sözlenişi.. Ta ki zamanı gelinceye, sekiz bin yaşlı dünya günü ardından ve o tenini yırtıp, ataları gibi, küllerinden yükselinceye dek. Ateş ve Gece'yle taçlandırıldı O, kıştan artık bir Ay'da.

Derler böylece başladı Kraliçe'nin hükmü ve adına adandı Gecenin Günlüğü...